Anadolu'nun tarikat serüveni

Konuya şehid reis Muhsin Yazıcıoğlu'nun, “Mağaralarda elifba kitaplarıyla kendi dinini, imanını okumak mecburiyetinde bırakılan halkın çocuklarıyız biz" sözüyle başlayalım... 

Anadolu'nun tarikat serüveni
Editör: Emre KAYIRLI
09 Eylül 2020 - 22:47

Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan devrim kanunları çerçevesinde harf inkilabı yapılmış olup ardından Türkiye'de 18 yıl ezanın Türkçe okutulması suretiyle biz Müslümanların nazarında ezana işkence edildi.
Tabi bununla kalmadı Kur'an-ı Kerim okumak ve okutmakta yasaklandı.
İşte şehid reis Muhsin Yazıcıoğlu tam da yaşanan o günleri resmediyordu yukarıdaki sözüyle...
Hal böyle olunca bir biri ardınca gelen baskı politikaları neticesinde Müslüman Anadolu halkı özbenliği olan İslam'a tamamen cahil bırakıldı fakat halk zamanla dini öğrenmek için haklı olarak çeşitli vesilelere sarıldı.
Bu vesilelerin en başında hiç şüphesiz tarikatlar gelmektedir.
Meseleyi iyi analiz etmek için kavramlara bakmak lazım...
Tarikat lugatta yol demektir, uygulamada ise İslam yolculuğunda çeşitli uygulamalarla daha iyi, daha başarılı ve daha verimli yol almak için tarikatlar köprü görevi görmüştür.
Bu köprüde ise bizim ecdadımız olan Selçuklular ve Osmanlılar çok hizmetkar olup pek çok maddi ve manevi başarılara imza atmışlardır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda tarikatlar Şeriat kılıcıyla kesin ve keskin bir şekilde denetleniyordu.
Şeyhülislam ve padişâhlara kadar uzanan güçlü bir denetim mekanizması din ilminde sağlam ihtisas yapmış görevlileri dergahlara gönderip gizli bir şekilde sohbetlerine katılır eğer İslam'a hizmeti tespit ederse ödüllendirme yapılır, İslam'a bir ihanet varsa da Allah'ın emrettiği kanunlarla gerekli cezai müeyyideler uygulanırdı.
İşte böylesi güçlü bir denetim mekanizması az önce bahsettiğim Cumhuriyet ilanı sonrası gelen devrim kanunları çerçevesinde “Tekke ve Zaviyeler" kanunuyla dağıtıldı.


Neticede denetim mekanizmasının dağıtılması ve halkın dinine tabiri caizse Fransız bırakılmasıyla birlikte bütün alan ve imkan FETÖ, DAEŞ, Adnan Oktar, Fatih Nurullah gibilerine kalınca iş resmen İslam'ı kendine paravan kullanıp Müslüman Anadolu halkının tertemiz duygularını sömürüp kendilerine saltanat kurmalarının yanı sıra devlete ve millete karşı örgütlenmeye kadar varan yere geldi.
Böylece apaçık görülüyor ki bu yapılanmalar tarikat değil, tarikatta böyle bir yapılanma değil! 
Lakin bu işin en acı ve üzücü yönü hayatlarını İslam'a, devlete ve millete hizmete adamış gerçek tarikat ehli mübarekler ve Müslümanlar zan altında bırakılarak hor görme, tahkir ve pek çok hakaretlere maruz bırakılırken FETÖgillere alan ve imkan açanlar hiç konuşulmadı, esasen daha doğrusu zaten o konuşulmayanlar algı operasyonlarıyla, çeşitli manevralarla tertemiz insanlara çamur atanlar değil miydi?
FETÖ meselesine girip daha fazla uzatmak istemiyorum ama meselesinin nerelere dayandığını görmek adına küçük bir misal vermek istiyorum.
12 Eylül 1980 darbesi olunca terörist başı Fethullah Gülen İzmir'de Ege Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından gözaltına alındıktan sonra önce kuvvet komutanları serbest bıraktırmaya çalışmış fakat başarılı olamayınca cuntanın başında olan Kenan Evren bizzat kendisi serbest bıraktırmıştır.
Sağın solun üzerinden silindir gibi geçen Evren acaba terörist başına niye böyle siper oldu?
Sanıyorum küçük bir tarihsel öyküsüyle ve siyasal boyutuyla meseleye açıklık getirebilmişimdir.
Selamun ve dua ile...

Hakkı Haykıran Adam

Instagram/ Twitter; @haykiranadam_

YORUMLAR

  • 1 Yorum