Doğu Akdeniz’de jakoben siyaset

"ABD ve AB Türkiye'den Kıbrıs adası açıklarında hidrokarbon arama faaliyetlerinin endişe verici olduğunu ve zaman kaybetmeksizin bu çalışmalara son vermesini talep ediyorlar." Doç. Dr. İsmail Şahin yazdı: Doğu Akdeniz’de jakoben siyaset

Doğu Akdeniz’de jakoben siyaset

"ABD ve AB Türkiye'den Kıbrıs adası açıklarında hidrokarbon arama faaliyetlerinin endişe verici olduğunu ve zaman kaybetmeksizin bu çalışmalara son vermesini talep ediyorlar." Doç. Dr. İsmail Şahin yazdı: Doğu Akdeniz’de jakoben siyaset

Doğu Akdeniz’de jakoben siyaset
Editor: Halil Dost
11 Mayıs 2019 - 09:33

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında İran’da, ülkenin petrol kaynaklarına sahip olan İngilizlere karşı halkın tepkisi ortaya çıktı. Bu ulusal kampanyaya Muhammed Musaddık liderlik ediyordu. Nihayetinde 1951 yılına gelindiğinde büyüyen bu hareket, Musaddık’ı başbakanlık makamına getirdi. İlk iş olarak petrolü millileştirme kararı alan Musaddık, çok geçmeden İngiltere ve ABD’nin tepkisini üzerine çekti. Musaddık’ın arkasında örgütlü bir halk desteği bulunmadığı için Şah ile CIA’nın 19 Ağustos 1953 tarihinde tertiplediği darbeye yenik düştü. Darbe sonrasında ABD hükümeti, İran Şahı’na kesenin ağzını açtı. ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, İran’a yapılan yardımların “oradaki olumlu siyasal gelişmelerin bir karşılığı” olduğunu açıkça ifade etmekten çekinmedi. Ardından 1954 yılında yapılan bir anlaşmayla İran petrollerinin işletilmesi uluslararası bir konsorsiyuma devredildi. Bu konsorsiyumda petrolün aslan payı İngiltere, ABD, Hollanda ve Fransız şirketlere düştü. 

ABD, uzun yıllar İsrail’in bölgede güçlenmesi için çaba harcadı. Bu çerçevede İsrail ile Mısır ilişkilerinin düzeltilmesi ve İsrail ile Arap dünyası arasında işbirliklerinin geliştirilmesi uğruna birçok siyasi projeyi desteklemekten geri durmadı. Ancak ABD’nin bu tutumu Ortadoğu özelinde bir güven bunalımının ortaya çıkmasına neden oldu. Bu politika ayrıca Ortadoğu’da yeni kamplaşmaları ve bloklaşmaları beraberinde getirdi. 

Filistin meselesi, aslında birbirleriyle sürekli çatışan Arap ülkelerini bir arada tutan yegane unsurdu. Filistin sorununun başlangıcından beri uzun yıllar bu devletler ödün vermeksizin, “İsrail tarafından işgal altında tutulan Filistin topraklarının tümüyle sahiplerine geri verilmesi” hususunda birlikte hareket ettiler. Fakat ABD bu kördüğümü Arap devletleriyle tek tek ilişki kurmak suretiyle çözmeyi başardı.

19. yüzyılın sonlarından itibaren petrol ve Siyonizm Ortadoğu coğrafyasında Batılı devletlerin siyasi hamlelerini belirleyen önemli iki faktör olarak belirginlik kazanmaya başladı. Bölgedeki zengin petrol rezervleri büyük ölçüde Batılı devletlerin kontrolündeki şirketlerin imtiyazına verildi. Belki abartılı bir ifadeyle, petrol imtiyazı karşılığında Arap ve Farsiler’e siyasi egemenlikleri taahhüt edildi. Bu durumun varlığı Musaddık darbesinde kendini bir kez daha göstermişti.

Petrolün politik bir silah olarak topyekûn bir şekilde Batıya karşı kullanılması 1973 Petrol Krizi’nde ortaya çıktı. Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın başını çektiği bu isyan bayrağı, Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen İsrail’i kayıtsız şartsız destekleyen başta ABD olmak üzere Batı dünyasını yola getirmeyi amaç edinen bir ambargo girişimiydi. Ortadoğu’da yürütülen uluslararası siyaseti değiştirmeyi hedefleyen bu adım Batı Avrupalı devletleri ve ABD’yi titreten önemli bir tehdit oldu. Komünizm bile Batı’nın dizlerini bu denli titretmemişti. Kral Faysal, ABD ile Arap dünyası arasında yürüttüğü yakınlaştırıcı ılımlı siyaset sayesinde önemli bir köprü vazifesi görüyordu. Lakin bu ılımlı tavrı İsrail’in hukuksuzluğuna ve haksız işgallerine müsamaha gösterecek düzeye hiçbir vakit ulaşmadı.

Faysal’ın bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’in tüm diplomatik hamlelerine karşın ayakta durmayı sürdürdü. O dönemde İngiliz basınında Faysal’ın politikalarını analiz eden uzmanlardan bazılarının, Petrol Krizi’nin devam etmesinin Faysal’ın ölümüne neden olabilecek sonuçlar doğurabileceğinden söz ettikleri görülmektedir. Analistlerin kehanetleri bir yıl sonra ortaya çıktı. Kral Faysal, Psikolojik bozukluğu olduğu iddia edilen yeğenlerinden birisi tarafından 25 Mart 1975 tarihinde Riyad’da öldürüldü. Böylece ABD, İsrail ve Avrupa’nın en büyük kâbusu sona ermiş oldu.
 

Devamı: https://www.dirilispostasi.com/makale/dogu-akdenizde-jakoben-siyaset-5cd4725bc0d1c54d1f04d17b


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum