Dünya'ya "Cambaza Bak" Oyunu Oynuyorlar!

Küresel sermaye baronları çok uluslu şirketleri vasıtasıyla dönem dönem çeşitli ihtiyaç durumlarına göre mahallemizin üzerine bir ip gerer sonra cambazı oraya çıkarır milleti orada toplar en nihayetinde de orada toplanan milletin cebinde, cüzdanında ne varsa çalardı. Peki şimdi?... Bugün aynı sirkin patronları ipi bu defa tümden Dünya’nın üzerine çektiler yine cambazı çıkarttılar fakat bu kez hedef milletin cüzdanını çalmak yok… Hedef, tümden mahalleyi, ülkeyi hatta Dünya’yı soymak. Bu kez cambazın adı ise; Corona Virüs!

Dünya'ya "Cambaza Bak" Oyunu Oynuyorlar!
24 Kasım 2020 - 18:02

Dostlar, virüs yok diyemeyiz elbette bir virüs var hatta bu virüs derin bir planın parçası olarak özel hazırlanmış ve dağıtılmış bir virüstür. Ancak ne var ki pandemiye neden olan bu virüs mecrasının çok çok ötesine taşındı. Daha doğrusu en başından beri planlanan hedefe doğru bugünlerde daha hızlı ilerliyor.
Ne demek istediğimi şu örnekle açayım;
Corona virüs ilk olarak 27.12.2019’da Çin’in Wuhan eyaletinde çıktığı resmi olarak açıklandı. Daha sonra sosyal medya aracılığıyla çok dehşet verici görüntüleri izledik. Sokakta durup dururken düşüp ölen insanlar, sokaklarda kanlar, insanları zorla eve hapsetmek için uygulanan polis şiddetleri vs. derken 3 ay sonra Çin ülkenin tamamında “aşısız” virüsü yendiğini ilan etti ve bütün o dehşet verici görüntüler unutuluverdi. Tabii Çin yendiğini ilan etse de Dünya’nın geri kalanı için aslında her şey yeni başlıyordu…



Çin’in “aşısız” 3 ayda yendiği corona virüsü Dünya’nın geri kalanı neredeyse 1. senesine yaklaşmamıza rağmen hala yenebilmiş değil üstüne üstlük özellikle Avrupa ülkeleri için üçüncü dalga alarmları veriliyor. Ayrıca bir parantez açmak istiyorum, az önce bahsettiğim Çin’deki o dehşet verici görüntülerin hiç birisi hiçbir ülke de yaşanmamış olması bir kurgu muydu sorusunu akıllara getiriyor!?
Parantezi kapatıp devam edelim…
Dostlarım, gelelim şimdi soygun kısmına…
Dünya corona virüs ile sadece sağlık alanında mücadele etmiyor. Malum ki virüsün etkisiyle eğitimden gıdaya, seyahatlerden teknolojiye kısacası ithalat ve ihracat kalemi olan, insan hayatının değdiği her sektör istisnasız yara aldı.
Bu yaralanmalar neticesinde süper güç olarak nitelendirilen ülkeler bile ciddi oranda küçülmelere gitti.
Mesela, ABD ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde %32,9 küçülürken, İngiliz ekonomisine yansıması % 27,5 olarak görüldü. İtalya %17,3, İspanya %22,1,  Fransa %19, AB %14,1 olarak açıklanırken Türkiye ise bu rakamı %9,9 olarak açıkladı.



Bu küçülmeler neticesinde uluslararası ticaret yani yatırımcılar ağır yaralar aldı. Tabii bunun asıl bedelini maalesef sokaktaki halk daha ağır şekilde ödüyor.
Bundan dolayı ki artık halklar yavaş yavaş hükümetlere karşı ayaklanmaya başlıyor.
Avrupa ülkelerindeki halklar hükümetlerin aldığı tedbirlere maddi olarak dayanacak güç bulamadıkları için sokaklarda baş  kaldırmış vaziyette bir çıkış yolu arıyorlar.
İşte meselenin en can alıcı yerlerinden birisi de zaten bu; Sokak hareketleri!
Corona virüs planının sahipleri ekonomide iki ayaklı strateji oluşturdular.
1.si ; Devletleri, şirketleri ve halkları tamamen borçlandırıp tümüyle hegemonyaları altına almak.
2.si ; Bu borçlandırma ile birlikte artık banknot paraların yerini kripto paralara bırakması bunun neticesinde köhneleşmiş ve miadını doldurmuş dolar rezerv para stratejisinin sonlandırılması dolayısıyla patronların yeni evi olan Çin’in çok daha hızlı bir şekilde yükselişe geçirilmesidir.
Salgın ile birlikte bu belli ölçüde başarılmış olsa da henüz tam istenilen seviyeye gelmediği aşikardır.
Bunun içinde öncelikle kesinlikle ikinci bir şok dalgası lazımdır ki bu yeni virüs olabilir yahut corona virüsün şiddeti arttırılabilir çeşitli yollar denenecektir. Daha sonra da bilhassa ulus devletlerin bu projeye dahil olması için ekonomik daralmalar dahilinde kendi piyonlarının başını çekeceği bir şekilde halkları sokaklara döküp iç isyanlarla ulus devletlere diz çöktürecekler.

Corona virüs projesini diğer ayaklarında birisi de hiç şüphesiz ki teknolojidir yani “DİJİTALİZM!”
Küresel sermaye baronları 2. Dünya Savaşı sonrası ABD eliyle komünist tehdide karşılık kapitalist sömürüyü yerleştirmişti.
Bu sömürü düzeninin tesisi için de “haydut devlet stratejisi” izlemiş bunun neticesinde başta Afganistan ve Irak olmak üzere pek çok ülke işgale, darbelere ve iç savaşlara maruz bırakıldı.
Ancak değişen dünya şartları ve mevcut stratejinin mali yükü ağır olduğundan dolayı yeni strateji geliştirildi. Bu stratejinin adı: Dijital Devlet Stratejisi!



Bu stratejinin başkentinin Çin olduğu zaten aşikardır. Kripto paralar, yapay zekalar, robotizm gibi projelere girmiyorum çünkü konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum.
Ama kısaca değinmem lazım ki pandemi nedeniyle eğitim, iş hayatı ve alışveriş online olarak sürdürülüyor, corona virüs bahanesiyle  insanların eğitim, iş hayatı ve alışveriş gibi çok önemli konular başta olmak üzere tüm sosyal hayatı adeta teknoloji eliyle kilitlendi.
Çünkü ana hedeflerden birisi de nüfus planlaması ve online tüketimin yaygınlaştırılıp tüketim çılgınlığının seviyesini arttırmaktı.
Dostlar, az önce ekonomik krizden, daralmalardan bahsederken tüketim çılgınlığı nasıl artsın diye sorabilirsiniz ancak şöyle düşünelim;
Çalışan birisi evden çalışmaya başladığında evden işe giderken harcadığı yol parasını tek tıkla alışverişe harcayabiliyor, bir üniversite öğrencisi şehir dışında yurt veya ev kirası parasıyla yine tek tıkla online alışverişe harcayabiliyor.
Yine küçük bir parantez açmama müsaade edin lütfen.
Online alışveriş nedeniyle tabii ki yine en büyük zararı maalesef esnafımız görüyor diğer bir tabirle teşbihte hata olmaz "filler tepişirken çimler eziliyor!"

Dostlar bunu diyen de aslında ben değilim, saptamalara göre pandemi sonrası online alışveriş oranı en az %122 oranında arttı.

Toparlayacak olursak arkadaşlar Dünya’da en temiz, en legal mafyacılık beyaz mayfadır.
Durun durun! Beyaz mafya derken uyuşturucudan bahsetmiyorum, bahsettiğim “sağlık mafyacılığı”dır!
Sağlık mafyacılığı esasen hepsinden tehlikeli olup en legal olanıdır.
Şöyle bir örneklendirme yapalım;
Dünya’nın en büyük çikolata üreticisi Nestle’dir ama aynı Nestle bir numaralı diyabet ilaçlarının da üreticisidir.
Hastalığa sebep olacak gıdaları tükettirip hasta ediyorlar sonra da tedavi ediyoruz diyerek ilacını satıyorlar böylece insanları doğumdan ölüme kadar tüm evrelerinde kendilerine müşteri kılabiliyorlar.
Hani yazının başında demiştim ya, “bu kez ipi Dünya’nın üzerine çektiler şimdi tüm ülkeyi soyacaklar” diye işte bu kez gerilen ip insan sağlığı cambaz ise corona virüs…
Küresel sermaye çeteleri için insanların sosyal hayatını ipotek altına almak kesmediği gibi tüm bedenini hatta ruhunu da ipotek altına almak istiyor.
Evet yanlış okumadınız ve lütfen boşa korku pompaladığımı da düşünmeyin.
Aynı Nestle örneğinde olduğu gibi aslında önce aşıyı ve ilaçları ürettiler sonra hastalığı yaydılar daha sonra da ülkeleri ve insanları buna mecbur edecek dereceye getirdiler.
Aşı deyip geçmemek lazım zira araştıran dostlarım bilirler Afrika’da ortaya atılan Ebola virüsü sonrası aşılama çalışmaları yapıldı daha sonraki araştırmalar neticesinde aşıların DNA’sı ile oynanmış ve kısırlaştırıcı etkisi olduğu ortaya çıkmıştı.



Yani nüfus planlaması için virüsten ölen ölsün kalanlarda daha fazla üreyemesin diye insanlar adeta kıskaca alınıyor.
Bu öyle bir kıskaç ki virüs varken ticaretten ve borçlandırmadan ayrı, sonra sattıkları aşılardan ayrı büyük vurgunlar yaparak servetlerine servet katıyorlar.
Peki mesele sadece servet katmak mı?
Bu defa hayır!
Aşısız 3 ayda virüsü yenen Çin örneği varken bugün tüm Dünya’da zorunlu aşıya yönelik algı çalışmasının yapılması elbette basite indirgenemez.
Yapılacak aşılama neticesinde kısırlık başta olmak üzere insanın sinir ve beyin hücrelerine hükmetme idealleri içinde bir yol açılacak. Çünkü: maskelemeyle yola çıktılar, aşılamayla kontrol altına almak istiyorlar, son olarak çipleme ile de tamamen her şeyi ele geçirmek istiyorlar.
İki yıl önce maskeleri sadece ameliyathanelerde, diş hekimlerinde gören bizler bugün her yerde görüyorsak, bugün zorunlu aşılamayı tartışıyorsak sizce de çipleme planı çok zor ve uzak mı?



Şunu diyebiliriz: “Ben direneceğim aşı olmayacağım!”
Daha bugün, Avustralya havayolu şirketi Qantas, Covid-19 aşısının ileride yolcular için bir zorunluluk haline getirileceğini açıkladı.
Qantas Üst Yöneticisi Alan Joyce, Australia’s Nine Network televizyonuna yaptığı açıklamada, şirketin, Covid-19 salgını nedeniyle uluslararası yolcular için koşullarını değiştirmeyi planladığını söyledi.
Euronews’un aktardığı habere göre Joyce; “İnsanlardan uçağa binmeden önce aşı yaptırmalarını isteyeceğiz. Ülkeye gelen ve ülkeden ayrılan uluslararası yolcular için bunun bir gereklilik olduğunu düşünüyoruz” ifadesini kullandı.



Bu da demek oluyor ki tıpkı HES kodu gibi aşısı olmayanlar kamu hizmetlerinden faydalanamayacak, yurt içi veya yurt dışı seyahatlerden kısıtlanacak yani kısacası herkes bir şekilde mahkum edilecek…
Peki bu kadar şeyden sonra çözüm ne mi olmalı ?
Açıkçası tüm Dünya ticaretini hegemonyası altına almış güçlere karşı yapılacak pek fazla bir şey var gibi durmuyor ancak ülkemiz olarak
1: Trump, Çin, Tayland gibi bizde Dünya Sağlık Örgütü’den çekilmeliyiz.
2: Balkonda saksı bile olsa tek bir toprak ekinsiz kalmamalı. Devlet eliyle tüm üretim alanları değerlendirilmelidir.
3: Tüm siyasal partiler ve öncü STK’larla iç çekişmeler bir tarafa bırakılıp tıpkı bilim kurulu gibi ziraat, ekonomi ve sosyoloji kurulları kurulmalı ve tüm bu kurullar koordineli olarak çalışmalı.
4: Millet olarak bizler tüm ekonomik baskı ve zorluklara rağmen devlete asla sırt dönmemeli ve birilerinin istediği o sokak hareketleri gibi yanlışlara düşmemeliyiz.

Böylece ülkemize ve milletimize yönelik saldırıları belki tamamen bertaraf edemeyiz ama Dünya’nın geri kalanına kıyasla daha az hasarsız atlatabiliriz.

Allah ümmetimizi ve milletimizi tüm şerlerden korusun, yar ve yardımcımız olsun…
Selam ve dua ile…

Hakkı Haykıran Adam
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum