Her yönüyle S-400 - F-35 meselesi perde arkası

S-400 meselesine 'nokta' koyuyoruz.. F-35 konusunun bilinmeyenleri ve perde arkasındaki gerçek plan.. Türk Devletinin jeopolitik konumu ve stratejik planı.. Başlıyoruz..

Her yönüyle S-400 - F-35 meselesi perde arkası

S-400 meselesine 'nokta' koyuyoruz.. F-35 konusunun bilinmeyenleri ve perde arkasındaki gerçek plan.. Türk Devletinin jeopolitik konumu ve stratejik planı.. Başlıyoruz..

Her yönüyle S-400 - F-35 meselesi perde arkası
Editor: Emre KAYIRLI
16 Haziran 2019 - 14:57

1-Türkiye'nin gündemi o kadar yoğun ki hemen her gün yeni bir başlık altında uzun-uzun tartışmaların yaşanmasının çok normal olduğu bir ülke haline geldik. Bu durum esasen Türk Devletinin 'köle' olmak istememesi ve jeopolitik konumuyla ilgili bir durumdu..
2-Bu anlamda Türkiye'nin jeopolitik tanımını net yapmamız gerekiyor. Türk Devletinin bugün üstünde hayat bulduğu topraklar Avrasya Anakarasının merkezinde bulunmaktadır. Yani Türk Devleti "Dünya'nın tam ortası" denilebilecek toprakların üzerinde vücut bulmuştur.
3-Bu konum Batıyla Doğunun, Kuzeyle Güneyin sosyo politik, sosyo ekonomik ve sosyo kültürel gelişmelerinden etkilenmek ve aynı şekilde güçlü olduğun taktirde bölgedeki diğer ülkeleri etkilemek anlamına geliyordu. Bir anlamda da "dünya güç dengelerinin hesaplaştığı saha" demekti..
4-Bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti'nin bölgesinde alacağı şekil diğer bölge ülkelerinide direkt olarak etkilemekteydi. Türkiye yüzünü Doğuya dönerse bölgemiz yüzünü Doğuya dönmüş olacak, yüzünü Batıya dönerse bölge yüzünü batıya dönmüş olacaktı..
5-Türk Devlet yeterli gücü bünyesinde görüp 'bölgesel güç' olarak adım attığında ise Türkiye'nin kaderi bölgenin kaderi olacaktı..
Biz bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne var olan konumunu kısaca değerlendirelim..
6-Türkiye Cumhuriyeti 1. Dünya Savaşı sonrası dünyadaki güç dengeleri dikkate alınarak kurulmuştu. Batılı güçler Sovyetlerin etki alanının genişlememesi, güneye inmemesi için Türkiye'yi set olarak değerlendirmiş ve Türkiye'nin pozisyonuna mecburen katlanmak zorunda kalmışlardı.
7-Bu anlamda Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kabul etmek istemeten İngilizlere karşı 'Sovyetler birlik oluruz' anlamını taşıyan bir mektubu Lenin'e göndererek İngiltere'nin Lozan'da Türkiye Cumhuriyeti'ni kabul etmesini sağlamıştı..
8-Soğuk Savaş döneminde Türkiye dengeleri koruyan 'merkez ülke' konumuna geldi. Bir bakıma ABD ve Sovyetlerin dünyayı hegemonyaları altına alma girişimlerinin merkezinde duran fakat, iki güçlede ilişkiler geliştirerek 'cephe' ülkesi olmak istemeyen ülke idi..
9-Kısaca; Türkiye Doğu ve Batıyla dengeli ilişkiler kurarsa 'merkez ülke' tek tarafa yönelirse 'cephe ülkesi' oluyordu.. aynı zamanda Türkiye yöneleceği tarafın ağırlık merkezini oluşturacak jeopolitik, jeostratejik öneme sahip olan bölgesel bir güçtü..
10-Soğuk Savaş döneminde Batı müttefiki olarak NATO'ya giren Türkiye'nin düşman tanımlamasına Sovyet bloku ülkeler giriyordu. Batı için Türkiye Sovyetlerin güneye inmesine engel olan bir numaralı ülke oluyordu. Batı bazende Türkiye'yi kendi planlarına angaje ediyordu..
11-Türkiye bu aşama 'düşman tanımlanan' ülkelerle siyasi ilişkilerini geliştirerek batının planlarına angaje olmaktan kurtuluyor, iki denge arasında bazen köprü, bazen de dengelerin hangi tarafa evrileceğine karar veren stratejik bir görevi üstleniyordu.
12-Fakat, Soğuk Savaşın bitmesiyle birlikte başlayan küreselleşme sürecinde Türkiye var olan 70 yıllık 'merkez devlet' olma özelliğini yavaş-yavaş yitiriyordu. Küreselleşme süreciyle birkikte Yugoslavya ve Sovyetler dağılmıştı. Bu dalga Türkiye'ye de gelmek zorunda idi.. olmadı..
13-Türk Devleti ulus devletlerin parçalanma sürecinde 'milli refleks'le parçalanma girişimlerine izin vermiyordu. Bu süreçte Türkiye'nin konumunu yeniden şekillenmesi isteniyordu. Türkiye'nin alacağı şekil bölgeyi etkileyecekti. Emperyal devletler Türkiye'ye yüklenmeye başladı..
14-ABD'deki siyonist lobi ve İsrail Türkiye'yi BOP projesi eşliğinde 'Büyük İsrail' planına angaje etmek için cemaatler ve etnik gruplar üzerinden sıkıştırmaya başlamıştı. Türkiye ise bu oyuna karşı AB'ye tam üye olma girişimiyle (oyunuyla) karşılık veriyordu..
15-Küreselleşme süreci bütün baskı ve dayatmalara rağmen bir türlü istenilen düzeye gelemiyordu. Çünkü ABD (Pentegon) bu sürecin kendinide parçalayacağını görmüştü. Türkiye ise kendisine dayatılan 'Neo-Osmanlı' gömleğini yırtıp atıyordu..
16-Türkiye ne AB'nin, ne ABD'li Siyonist lobiler ve İsrail'in, ne de İngiltere'nin kendisine dayattığı planları kabul etmiyordu. Fakat, Türkiye hala Batı 'savunma hattı'nın bir üyesiydi. NATO'yla olan birliktelik, tökezleyerek devam eden AB süreci ve ABD ile stratejik müttefiklik..
17-Batı bloku Türkiye'yi kendi tarafına çekme gayretine girmişti. Bu aşamada Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde Batı destekli bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştı. Bir grup F-16 kullanan teröristin hedefine Türk Milleti girmişti. Bu saldırıyla Türkiye 250 vatandaşını şehit vermişti..
18-Bu olay Türk Devletinin radikal kararlar almasına neden oluyordu. Türkiye derhâl düşman tanımlamasını güncellemeliydi.. tehtit beklenenin aksine Doğudan değil, Batıdan gelmişti. Türkiye bu realiteyi dikkate alarak harekete geçmeye karar verdi.
19-ABD'deki siyonist lobi ve onların desteklediği İsrail'e karşı ABD içinde Türkiye'nin Rusya'yla yakınlaşıp gerek İsrail, gerekse de İran'ın önünün kesilmesini isteyen Kıssenger'li ABD kurucuları(Pentegon) vardı...
Küresellesme süreci sonrası başlayan 'bölgeselleşme' sürecinde ABD'nin planlarını ve Türk Devletinin stratejilerini daha önce bir çok kez yazdığım için bu aşamada tarihi anlatımımızı sonlandırarak S-400 ve F-35 meselesine giriyorum.
20-S-400'den önce F-35 meselesinin maddi, stratejik, küresel etkilerine ve bu projedeki asıl plana değinelim.
F-35 projesinin tanımlaması yapılırken hiçkimsenin doğru tanımlamayı yapamadığını görüyorum. Veya yapılmak istenmiyor..
Biz yapalım..
21-Kardeşlerim; pardon bu 'neo-osmanlıcı' bisimitin mottosuydu:)
Küreselleşme süreci neyi amaçlıyordu?
Bana kalırsa bu soruya doğru cevap verilemediği için F-35 konusu tam olarak anlaşılamıyor..
Bunun cevabını biz verelim.
22-Küreselleşme: Büyük Uluslararası Şirketlerin tekelleşerek güçlü-güçsüz ulus devletlerin parçalamasıyla, bu devletleri uluslararası şirketlerin kontrol edebileceği bir güç seviyesine düşürerek dünyayı kontrol etmeyi amaçlıyordu.
Küreselleşme süreciyle F-35 bağlantısını anlatayım.
23-Yukarda değindiğimiz gibi; Küreselleşme sürecinde büyük uluslararası şirketler gıda, ilaç, silah, otomotiv gibi sektörlerde tekelleşerek güçlenecek ve dünya ülkelerini, haliyle toplumları istediği gibi kontrol edeceklerdi. Bu olmadı.
24-Neden olamadığının nedenlerini daha önceki floodlarımızda sıkça belirttiğim için burada detaya girmiyorum.
İşte bu küreselleşme sürecinin 'Silah ayağını ABD'li Lockheed Martin' şirketi üstlendi.
Peki, hedeflenen amaç neydi?
25-F-35 beşince nesil Avcı silahı olarak tasarlanmış, radara yakalanmayan görünmezlik özelliği taşıyordu. Bu aşamada F-35'in teknik özelliklerinin bilindiği realitesini göz önüne alarak bu konuya girmeden ana konumuza devam etmek istiyorum.
26-Ne enteresandır ki, F-35 küreselleşme sürecinin başlamasıyla proje kapsamına alınıyor, Küreselleşme sürecinin yoğun yaşandığı 90'ların ikinci yarısında ise faaliyete geçiliyordu. F35 projesi anlaşmaya katılan devletlerin oluşturacağı üretim ağı üzerinden hayata geçecekti.
27-Proje kapsamında her ülke F-35'in farklı bir parçasını üretip ihtiyaç duyulan diğer müttefiklere bu parçaları temin ederek hem para kazanacak hemde savunma sanayiini geliştirecekti. Büyük bir proje.. bu gün bu projeye ortak olan biz dahil 9 ülke katıldı.
28-Porjenin üretim aşamasında ise İngiltere, Avustralya, İtalya, Türkiye, Norveç, Hollanda, İsrail, Japonya , Güney Kore ve Belçika yer alıyordu. F-35'in en can alıcı kısımlarından bir tanesi projenin başlangıç tarihinden itibaren 55 yıllık bir zaman dilimini içine alıyor olmasıydı.
29-Gün itibariyle F-35 projesi 2052 yılında son bulacaktı. F-35 üretimi hesaplanırken ortalama 2 ila 3 bin adet üretileceği hesaplandı. Proje oldukça büyüktü.
Fakat, gerçekte de her şey bu kadar güllük gülistanlık mıydı? Tabii ki hayır.
Devam..
30-Dünya küreselleşme sürecini yaşarken sürecin ana aktörleri Türk topraklarının jeopolitik önemini dikkate alarak 'merkez devlet' olma özelliğini yitiren Türkiye'yi 'cephe ülkesi' konumuna getirmek istiyordu. Türkiye bu anlamda F-35 programına 2002 yılında dahil edildi.
31-F-35 programına dahil edilen Türkiye küreselleşme sürecinin önemli aktörlerinden birisi olacaktı. F-35 üretiminin Türkiye'ye gelmesi ve NATO ittifakı nedeniyle Türkiye bölgede tamamen Batının karakolluğuna soyunacaktı. Çünkü, F-35'in merkez kumandası ABD'de idi..
32-F-35'lerin en büyük özelliği programın sadece ABD'nin elinde olmasıydı. ABD F-35 yazılımı gereği herhangi bir uçağın inişini, kalkışını, vurmak istediği hedefi, hangi mermiyle imha seçeneğini kullanacağını dahi görebiliyor, gerekirse müdahale edebiliyordu.
33-Varsayalım Türkiye İsrail'le savaşa girdi ve F-35'leri kullanmak istedi. ABD onayı olmadan ki, -o ABD dediğimiz İsrail'li Siyonist Lobi oluyor- havaya dahi kalkamazdı. Konu İsrail olursa sisteme müdahale edilmeyecek ve İsrail'in Türkiye'yi vurması kolaylaşacaktı.
34-Sistemin bütün iplerinin ABD'li şirkette olması ve Türkiye'nin batı ittifakları Türk Devletini batının güdümünde, onların her istediğini yapan bir ülke konumuna getirecekti. Çünkü, savunma ve hucüm hattı batının elinde olan Türkiye onlara mahkum olacaktı.
35-Türkiye projeye dahil olduktan 5 yıl sonra 25 Ocak 2007'de F-35 anlaşmasıni imzalayarak üretim ortaklarından biri oluyordu. Türk Savunma Bakanlığı aynı gün F-35'in 'Mali Yükümlülüler Belgesi'ni imzalayarak büyük bir hata yapıyordu.. (buralar önemli, tekrar dönecegiz)
36-Türkiye bünyesine katmak için 116 adet F-35 sipariş veriyordu.
Peki, F-35 projesinin tamamı ve F-35'lerin bize maliyeti ne kadardı?
Konunun can alıcı noktalarına geliyoruz.
37-F-35'ler ilk üretim aşamasında iken uçak başı maliyetlerinin 35 ila 40 milyon $ olması hesaplanmıştı. Türkiye F-35'e biçilen bu miktar karşılığında tam tamına 116 adet sipariş geçmişti. Fakat, evdeki hesap çarşıya uymadı..
38-F-35'lerin üretimindeki yaşanan aksaklıklar ve ekstra ilaveler F-35'lerin fiyatınıda değiştirmişti. Gün itibariyle bir adet F-35'in fiyatının 115 ila 120 milyon $ olduğu söyleniyordu.
39-Şöyle kabaca bir hesap yaptığımızda F-35'lerin Yer Destek Sistemleri ve Similatörler vs dahil bize maliyeti 20 milyar doları buluyordu. Evet, 20 milyar dolar. F-35'lerin ömrünü tüketmesi döneninde harcanacak parayla bu miktar toplamda 70 Milyar $..
Evet, 70 Milyar Dolar..
40-Türkiye 30 yıllık süreçte 70 milyar $ yakın parayı sadece ama sadece F-35'lere harcayacaktı. Türk Savunma Bakanlığı'nın bütçesini düşündüğümüzde bu miktar bütçenin yıllık %30'una denk geliyordu.. bu bile bile intihar etmek demekti..
41-Peki, nasıl oldu da Türkiye böyle bir anlaşmaya imza attı?
Yukarda paranteze aldığımız bu önemli noktayı tek cümlede tamamlayıp yorumu size bırakacağım.
42-Türkiye'nin 2002 yılında başlayan F-35 sürecine dahil olup ABD'ye giden, Türk Ordusu içerisinde yaşanan F-35 tartışmalarında 'F-35 mutlaka alınmalı' diyen askerlerin %99'u bugün FETÖ'den ya ihraç yemiş ya da cezaevine girmiş üniformalı kişilerdi..
43-F-35 projesinin genişlemediğini varsayıp 2500 adet F'35 üzerinden hesap yaptığımızda projenin sonlanma tarihine kadar ki toplam değeri aşağı yukarı 4 Trilyon $ buluyordu. Evet, neredeyse küçük çaplı bir devletin yıllık milli gelirine eş değer bir rakam..
44-Yuvarlayarak yaptığımız bu hesaplar F-35'in 'Yeni Nesil Uçak' projesi değil, küçük çaplı bir 'devlet' projesi olduğunu bize gösteriyor.
Türkiye bu aşamada kendisine kesilecek faturanın farkına varmış ve bu işten vazgeçmenin yollarını aramaya gitmiştir.
45-Fakat, Türkiye bu projeden kendi isteğiyle elini kolunu sallayarak çıkamamaktadır. 2005 yılında imzalanan 'Mali Yükümlülükler Belgesi' Türkiye'nin elini kolunu bağlamaktadır. İmzalanan bu belge gereği Türkiye konuyla ilgili herhangi bir uluslararası mahkemeye başvuramamaktadır.
46-Çünkü, Mali Yükümlülükler Belgesi 'projeden kendi ayrılan ülkeler için diğer ülkelerin zararını karşılar' anlamına gelecek maddeler içermektedir. Bu anlamda Türkiye'nin F-35 programından kendi isteğiyle çıkması soz konusu olmamaktadır.
47-Tam da bu aşamada Türkiye çok akıllıca S-400 sistemine yönelerek F-35 projesinden kendisini attırmak istediği kanaati bende oluşmuştur.
Nasıl mı?
48-Türkiye ön sipariş için 6 + 24 adet sipariş geçmişti. Buna karşılık Türkiye bugüne kadar F-35'ler için toplamda yaklaşık 1 milyar $ harcadı. Türk Hükümeti bu aşamada vermiş olduğu 30 adetlik siparişi teslim alıp F-35 defterini kapatmak istemektedir.
49-ABD içinden S-400 üzerinden yapılan F-35 açıklamalarına dikkat ederseniz Trump'ın bu işe pekte dahil olmadığını görürsünüz. Evanjelist bir papaz için ortalığı ayağa kaldıran Trump, S-400 ve F-35 konularına girmeye pekte niyetli degildi.
50-Çünkü, Trump küreselleşmeye karşı olan bir adam olarak iktidara getirildi. Fakat, aynı Trump'ın ABD çıkarları söz konusu olduğunda Venezuela ve İran meselesinde küreselci Siyonistlerle iş birliği yaptığıni gördük.
51-ABD'nin 48 eyaletindeki üretimiyle yaklaşık 100 bin kişiye istihdam sağlayan F-35 fabrikaları Trump'ın taktir ettiği bir konu ancak, Trump Türkiye'nin F-35 projesinden çıkmasının kendilerine zarar vermeyeceğini bildiği için bu konuya müdahil olmak istemiyor.
52-Ara-ara İsrail gazetelerinde manşete çıkan 'Türkiye'ye F-35 verilmesin' konulu yazılar ise Türkiye'yi F-35 projesinin içinde tutmak için geliştirilen stratejik adımlardan bir tanesidir. ABD'li silah sirketi ve İsrail Türkiye'nin bu projeden çıkmasını kesinlikle istememektedirler.
53-Türkiye ise bu stratejiye karşı S-400'ü ısrarla almak istediğini bekirterek ABD'nin kendi isteğiyle Türkiye'yi F-35 projesinden çıkartmasını isteyerek 'mali yükümlülükler' konusunun ayak bağı olmasını engellemek istemektedir.
54-Evet, F-35 konusunun anlaşıldığını düşünüyorum. İnce detaylara girmeden konunun küresel ve maddi içeriğini anlatarak meselenin bam teline dokunmak istedik.
Bir de S-400 meselemiz var değil mi..
55-Türkiye'de var olan hükumet S-400 Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemini alacaktır. Bunu almaya mecburdur. Türk Topraklarının güvenliği icin en az 4 adet S-400 ihtiyacı vardır. Ve bu ihtiyaç karşılanmalıdır.
Peki, NATO, uyumsuz, batı ittifakı falan?
56-S-400'ün bizim için en büyük özelliği 'DOST, DÜŞMAN' tanımlaması tamamen bize aittir. Biz istersek S-400'ü alıp 'Dost tanımlamasına ABD'yi, Düsman tanımlamasına Rusya'yı entegre edebiliriz. Bunu ABD'li şirkette bilmektedir. Yani istenirse S-400, F-35'i dost olarak tanımlayanilir.
57-S-400 meselesindeki konu bu floodun 54. Maddesine kadar anlatılan kısımdır. S-400 Türk Devletinin F-35'lerle ilgili aldığı kararın tartışmalarda vitrine yansıtılan aldatmacasıdır.
58-Türkiye S-400 sayesinde bağımsız Yüksrk Savunma Hattına sahip olacaktır.
Ambargo, yaptırım, kötü ekonomi..
Bunlar en fazla hükümetin elini güçlendirecek adımlar olur. Hiçbir şey bizim Bekaamızdan daha önemli değil..
Evet, yine uzun oldu..
SON: Konunun teknik boyutlarını burada yazarak ana meselenin gözardı edilmesini istemedim. Bu sebeple söylemlerden değil, dünya konjonktürü ve Türk Devleti menfaatleri açısından değerlendirme gereksinimi hissettim. Umarım sizlerde de bu duygu oluşmuştur.

Talha Aytekin  / Analiz

 

Bihavadis mobil uygulamasını telegonunuza indirerek son dakika haberlerinden anında haberdar olun...

Android

İos

Bihavadis.com

İnsanları bilinçlendirmek lazım lütfen bu konu hakkında ya beğenerek yada paylaşarak yardımcı olun. Allah’a emanet olun selametle. Şimdiden Allah razı olsun.

 


YORUMLAR

  • 0 Yorum