İngiliz Seyyahlarını Şaşırtan Türk Misafirperverliği

Gökkubbe Yayınlarından çıkan İngiliz Seyahatnamelerinde Osmanlı Toplumu ve Türk İmajı isimli kitap, dışarıdan nasıl göründüğümüzü anlatıyor. Özellikle on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen gezginlerin ülkelerine gittiklerinde gördükleri yaşam tarzını, askeri ve idari yapıyı, şehirleri, güzellikleri ya da çirkinlikleri anlatmalarıyla bir bakış açısı ortaya çıkıyor.

İngiliz Seyyahlarını Şaşırtan Türk Misafirperverliği
Editör: Halil Dost
18 Haziran 2020 - 21:26

Gökkubbe Yayınlarından çıkan İngiliz Seyahatnamelerinde Osmanlı Toplumu ve Türk İmajı isimli kitap, dışarıdan nasıl göründüğümüzü anlatıyor. Özellikle on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen gezginlerin ülkelerine gittiklerinde gördükleri yaşam tarzını, askeri ve idari yapıyı, şehirleri, güzellikleri ya da çirkinlikleri anlatmalarıyla bir bakış açısı ortaya çıkıyor.

İzlenimleri yansıtılan ağırlıklı olarak beş isim var. Bu isimler; William Wittman, Richard Robert Madden, Charles Fellows, Edwin John Davis, ve William James Joseph Spry’dır. Kitap sadece on dokuzuncu yüzyılın İngiliz seyyahlarının izlenimlerini yansıtmıyor.  Farklı zamanları anlatan çok başka ülkelerden çok başka gezginlere de yer veriyor. Herhalde Avrupalı-Osmanlı aynı anda düşünüldüğünde iki taraf için de en fazla önyargı ifadesi ön plana çıkmaktadır. Bu önyargıların bir sonucu olarak bazen haksız eleştirilere de maruz kalınıyor. Ayrıca Batı’ya doğru genişleyen Doğulu bir toplumun oraları ele geçirmesi ve kendi kültürünü yaşatması da çok istenen bir şey değil. Bu durum batılının gözünde rahata, refaha, kültüre olan işgal tanımlanıyor.

Seyahatnameler tarihin önemli kaynaklarından biridir. Fakat önemli bir kısmının subjektif yorumlarla karıldığını da kabul etmek gerekir. Seyyahın önyargıları bu subjektiflikte çok etkilidir. Önyargı ihtimali ve seyahatnamenin yazıldığı dönem ile yazarın eğitim durumu, kültür derecesi de göz önünde bulundurularak eserlerin daha sağlıklı bir kritiği ve değerlendirmesi yapılabilir. Kitap bir kronoloji takip etmese de Avrupa’da yavaş yavaş değişen Türk ve Müslüman algısını hissediyoruz. Buradaki ayrım Türklerin en güçlü oldukları ve Avrupa şehirlerini tek tek fethettikleri zamanda oluşan Türk algısı ile bu bölgelerden çekilmek zorunda kaldıkları zamandaki Türk algısı olarak belirlenebilir. Anlatımlardan görülüyor ki zayıflamış ve güçten düşmüş bir Türk, Avrupalıya daha tercih edilir ve sempatik geliyor. Türk ilerleyişine daha çok rahatları bozulan asiller ve yüksek tabakadan sayılan kesimlerin rahatsızlık duyduğu da bir gerçek. İyi bir hayat yaşayan bu kesim karşısında onların hayatlarına imrenen ve onları kıskanan fakir ve köylü kesim ise Türklere daha bir sempatiyle bakmakta. Bunda başlarına gelen adaletsizlikler, kötü yönetim tarzıyla içinde bulundukları fakirlik, emeklerinin karşılığını alamama gibi sebepler de vardır. Belki Türklerin bir kurtarıcı olma ihtimali de bunda etkendir. Osmanlı’nın birçok fethinde ön plana çıkan yerel unsurların yardımını da bu çerçevede düşünebiliriz.

İstanbul daima resmedilmeye müsait bir şehirdir

Kitapta Osmanlı ülkesine dair hemen hemen her konuya temas edilmiştir. İnsanların birbirleriyle olan münasebetlerinden tutun da mimari yapıya kadar pek çok konu seyyahların kişisel fikirleriyle harmanlanmış. Bazı yerlerde kıyaslamalara rastlanırken bazı yerlerde kesinlikle kıyas kabul etmez ifadelere rastlıyoruz. İnsanlar arası ilişkiler, yapılar, şehrin caddeleri kıyaslanabilir belki ama özellikle İstanbul’un güzelliği hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Zaten hiçbir seyyahın bu güzelliği geldiği ya da gördüğü şehirlerle kıyaslayabildiğine rastlamadık.  Gezginlerin genel İstanbul algısı şehrin çok güzel olduğu fakat varoşlarının ayrı bir şehir gibi durduğu yönündedir. İstanbul daima resmedilmeye müsait bir şehir olarak görülmüş. W. Wittman, R. R. Madden, C. Fellows bu resmedilmeye müsait durumu sürekli zikretmişlerdir. Bu fikrin de altyapısını İstanbul’un artık uzak bir hatıra oluşu oluşturmaktadır. Sadece bu eserde değil başka eserlerde de İstanbul’u yakından görmek ve değişimi takip etmek eskiyi, Roma’yı, Helen’i yeniden hatırlama, unutmama psikolojisinin bir sonucudur. Batı dünyasının bu psikozdan çıkabileceğine olan ümidim her geçen gün azalıyor. Hele hele böyle eserlerle karşılaşınca böyle bir zihin dünyasıyla bu psikozdan çıkabileceklerini hiç düşünemiyorum.

Toplumsal ve sosyal hayatta yer alan rutin öğeler Türkiye’ye gelen ne kadar gezgin varsa tamamını şaşırtmıştır. Bize normal gibi gelen yardımlaşma, arkadaşlık, misafirperverlik gibi konular Avrupalılarca garip karşılanmıştır. Örneğin misafirperverlik hususunda C. Fellows, Türklerin her sınıftan insanında bu hasletlerin fazlasıyla var olduğunu söyler. İster dağda bir çoban olsun ister sarayda bir paşa olsun Türkler misafirlerine karşı daima saygılı davranırlar ve ikramlarda bulunurlar. Kitapta Türklerin genel olarak ikramlarda neler verdikleri ayrıntısı da var. Zengin-fakir ayırmadan, din, milliyet konularını hiç düşünmeden Türklerin misafirperverliği çok güzel ifadelerle anlatılmaktadır. Kapısına gelen herkese eşit muamelede bulunan ve ev sahipliği ya da yurt sahipliği motivasyonuyla karşıdakinin hislerinde olumsuzluklara yol açmayacak biçimde davranmak ve bunu tüm içtenliğiyle yapmak bu coğrafya insanının en büyük özelliğidir. Birçok konuda çok önemli bir kısmı önyargıların bir sonucu olarak haksız eleştirilere maruz kalsak da misafirperverliğimiz hakkında olumsuz ifadelere rastlamak söz konusu olmamıştır. Bununla ilgili abartılı gelen ama gerçek bir örnek de mevcuttur. On dokuzuncu yüzyılda Anadolu’ya gelen Burnaby, bir atı çok beğendiği için kendisine hediye edildiğini söyler. Gerçi hediyeyi çeşitli mazeretler ileri sürerek kabul etmemiş ama karşıdakinin niyetini görmüştür. Gezgin Burnaby, kendisine yapılan ikramlardan, yardımlardan, cömertliklerden ve genel manada Türklerin misafirperverliğinden çok etkilenerek kendi kamuoyuna önyargılarından kurtulmaları çağrısı yapar. Anadolu’yu gezip görmeden, insanını tanımadan yapılacak her yorum önyargıların esareti eşliğinde olacaktır.

Türk imajının temelinde fetihler var

Türk imajının şekillenme noktası Türklerin Batı’ya doğru ilerlemesi olarak kabul edilebilir. Türkler “ait oldukları yerde” kalmış olsalardı Doğu’nun egzotizmi içinde kendi mistik köklerinden beslenerek yaşayıp giden ve gerçekten de gezilip görülmesi gereken, batıyı tehdit edebilecek hiçbir iddiası olmayan bir yeryüzü rengi olarak kabul edilebilirlerdi. Fakat Türkler, “Türk İslâm Hâkimiyeti Mefkûresi” ile hiçbir medeniyetin etmediği kadar Batı’yı ve Batı düşüncesini tehdit etmişler ve binlerce seneyi bulacak bir toprak paylaşımının tarafı olmuşlardır. En basitinden üzerinde çok fazla kutsalın olduğu Anadolu, Ortadoğu çok uzun yıllar Türklerin elinden kurtarılmayı beklemiştir. Seyyahların bu topraklara yaptığı ziyaretler ve edindiği izlenimler biraz da nelerin değişip nelerin değişmediğini görmek içindir. Belki eski haline nasıl getirilebilir onun altyapı çalışması da vardır zihinlerde…

Türklerin ve Müslümanların kurulu düzeni bozan ve hayranlık duydukları o Yunan-Helen uygarlığını sonlandırmaları hala sindirilebilmiş değildir.  Eskiye dair ne varsa yapılar da buna dâhil fikirlerinde bunu açık açık belli ediyorlar. Ayasofya Camii hakkındaki düşüncelerini de bu şekilde yorumlayabiliriz. Ayasofya’yı Doğu medeniyetine kaptırmanın hüznü içinde Sultanahmet ve Süleymaniye’ye Ayasofya’nın taklidi diyen de çıkmıştır. Taklit iddiasını dillendiren İngiliz Nassau W. Senior, Ayasofya’yı pis ve bakımsız bulduğunu da söyler. Oysa Müslümanların herhangi bir camiyi ya da caminin bir bölümünü bahsettiği şekilde bırakmayacağını herkes bilir. Hiç tükenmeyen intikam ateşi bazen dost olarak görülen kişileri ele geçirmiş olabiliyor. Fakat Howard, Ayasofya‘dan çok etkilendiğini ve ona bakarak fetih gecesini hatırladığını söyler. İstanbul ve Ayasofya Türklerin ve Müslümanların elinde olduğu müddetçe hasretin hiç bitmeyeceği ortadadır. Bu eserde adı zikredilmemiş olsa da geldiği yıllar itibarıyla 400 sene sonra Ayasofya’nın yeniden kilise olmasını bekleyen Gauiter buna örnek olarak verilebilir. Adı geçen tüm Batılı seyyahların ifadelerinin satır aralarında Gauiter’in bu beklentisini ve o ünlü masaldaki papazın saklandığı yerden çıkıp ayini tamamlayacağına yönelik beklentiyi görmek mümkün.

İngiliz Seyahatnamelerinde Osmanlı Toplumu ve Türk İmajı, Gürsoy Şahin tarafından kaleme alınmış ayrıntılı bir eser. Batılıların gözüyle döneme ait Türk toplum yapısını ve alışkanlıklarını okumak için de ideal bir kitap. 

İdris Kartal - www.dünyabizim.com 


YORUMLAR

  • 0 Yorum