'Sizin talep ettiğiniz ve sırf son çıkan telefonları daha az bir emek ile satın alabilmek için riske ettiğiniz finans işte bu.'

Merkez Bankası'ndan ve Dolar 7.40 diye başlayan tartışmalarda söylenen sözler tekerrür eder hale geldi. Meseleye farklı bir yerden yaklaşalım mı? Geçmiş geleceğe suyun suya benzediğinden daha çok benzer diyen İbni Haldun'u yâd ederek, Kara Çarşamba'da neler oldu hatırlayalım.

'Sizin talep ettiğiniz ve sırf son çıkan telefonları daha az bir emek ile satın alabilmek için riske ettiğiniz finans işte bu.'
Editör: Enes ATALAY
20 Ağustos 2020 - 15:11 - Güncelleme: 20 Ağustos 2020 - 15:37

16 Eylül 1992'de George Soros, İngiliz sterlinine karşı muazzam miktarda parayla bahis oynadığı son zamanların en cüretkar işlemlerinden birini yaptı. Bu süreçte bir milyar doları cebe attı ve İngiltere Bankası'nı dizlerinin üstüne çökertti. Peki nasıl? 


Bir milyar dolar kazanmak elbette küçük bir başarı değildir, ancak Büyük Britanya'nın para sistemini tek bir günde yıkmak tamamen başka bir şeydir. Soros'un İngiliz Sterlini'ni nasıl hercü merç ettiğini, ülkeler arasındaki döviz kurlarının nasıl işlediğini, hükümetlerin ekonomileri beslemek için kullandıkları makroekonomik araçları anlamak için bazı temel bilgileri gerekiyor. Bu olay 1992'de meydana gelmesine rağmen, hedge fonları nadir ve nispeten bilinmediği için, Soros'un bu yıkımı şimdiki sistemden farklı emareler taşıyan bir zeminde gerçekleştirdiği kabul etmemiz gerekir, lakin bu farklılıklardan bahsederken gözümüze bir şey çarpıyor.

Gözümüze çarpan şey ise, tıpkı 92'deki AB ülkelerinin arafta durduğu zemin gibi, TR de oynak bir zeminde oturuyor. Yani 92'yi bugünden farklı kılan emareler, gelecek yıllarda 92 ile 2020 için, benzerlikler olarak ortaya çıkacak. Fazla mı karıştı, hemen özetleyelim, kripto para.Tıpkı İngiltere'nin geçiş hazırlıkları yaparken muhafazakar ve sağlam bir politika gütmek istediğinde yaşadıkları gibi, küresel revizyondan evvel, Türkiye'nin de izlemek istediği politika onu zora soktu. Coğrafya ve zaman değişti lakin vaziyet aynı.Eskiye geri dönelim. İkinci Dünya Savaşından sonra, birçok Avrupa ülkesi ekonomilerini bütünleştirmeye karar verdi. Ekonomik işbirliği bölge içinde karşılıklı bağımlılığı teşvik edeceği için başka bir felaket savaşının patlak vermesini önleyecekti. Kısaca yeni bir eksen yaratıldı. Çin merkezli olacağı aşikar olan ve zemini tamamlanmak üzere olan yeni eksenin geçiş dinamiği gibi tıpkı. Dediğimiz gibi, coğrafya ve zaman farklı lakin sahnedeki tiratlar aynı. ERM(Avrupa Döviz Kuru mekanizması) sistemindeki ülkeler, para birimlerini "dalgalandırmak" yerine birbirleriyle döviz kurlarını sabitlemeyi ve sermaye piyasalarının döviz kurlarını belirlemesine izin vermeyi kabul etti.

Almanya o yıllarda da, Avrupa'nın en güçlü ekonomisine sahip olduğundan, her ülke para biriminin değerini Deutschmark olarak belirledi. Kendi para birimleri ile Deutschmark arasındaki döviz kurunu, bu oranın -/+% 6'sı gibi kabul edilebilir bir aralıkta tutmaya karar verdiler.Sabit döviz kurları ile Merkez Bankaları, kurların kabul edilebilir bantta kalmasını sağlamak için para birimini yakından izler.Her gün döviz ticareti yapılır, ithalat-ihracat yapmak için para birimlerini değiştirilir.



Burada kabul edilebilir bant iki yatay çizgi ile gösterilmiş. Merkez bankaları oranın sadece bu iki hat arasında hareket etmesini sağlamaya çalışır.

Bankalar para birimlerini iki ana yoldan etkiler: Döviz rezervlerini satarak, para biriminin diğer para birimine göre değer kazanmasına neden olur. Para biriminin satılması, kurda aşağı doğru bir kayma uygular ve özünde para biriminin devalüasyonuna neden olur. Alternatif olarak, bankalar faiz oranlarıyla oynayarak döviz kurlarını ayarlayabilir. Faiz oranlarını yükseltmek ülkenize sermaye akışını tetikler ve ulusal para biriminizin değer kazanmasına neden olur ve bunun tersi de geçerlidir. Yüzeysel olarak, bu daha kolay bir seçenek gibi görünebilir, ancak daha yakından bir analiz, faiz oranlarıyla uğraşmanın büyük bir sorun olduğunu ortaya koyuyor, çünkü faiz oranları bir bütün olarak ekonomiyi kötü yönde etkiliyor ve uzun vadede enflasyon yaratıyor.

İngiltere'ye dönelim. İngiltere, ERM'ye 1990 yılında, her İngiliz sterlini için 2,95 Alman Markı döviz kuru üzerinden katılmaya karar verdi. İngiliz hükümetinin döviz kurunu 2,78 DM ile 3,13 DM arasında tutması gerekiyordu. Bunu yapma kararı ise, yüksek işsizlik, düşük üretkenlik ve rekabetçi olmayan bir ihracat pazarıyla dolu gergin bir ekonomi zemininde geldi. Bu vetirenin kırılma noktası. Bundan sonra yazılanları lütfen sizler bağdaştırın. Kripto para ekseninde üretkenlik, ihracat pazarı ve işsizlik kalemleri eski diyebileceğimiz 90'lı yılların piyasasına nazaran çok daha mühim.Zira güncel ekonomide petro-dolar eksenli hareket eden kur, yeni eksende işlem talep ettiğinden, kurulan her fabrika finans hareketlerine nazaran çok daha aktif rol oynayacak. Şuan içerisinde bulunduğumuz ve yürürlükte olan politika gereği, kur farkından kaynaklanan zarar ve kurulan fabrikaların 6-8 sene içerisinde fayda getirmeyeceği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, tıpkı 92'de İngiltere'de olduğu gibi hükümetin devrilmesi mevzu bahis olabilir.Lakin bütün tepkilere ve kendilerinin de haberdar olduğu vaziyete rağmen,Erdoğan'ın, bu politikadaki tutarlılığı ve inadı, bize yeni eksende sağlam bir zeminde oturma arzusu ile yanıp tutuştuğunu gösteriyor.

Tekrardan İngiltere...1992 baharına gelindiğinde, İngiltere ERM'ye katıldıktan sadece bir buçuk yıl sonra, sabit döviz kuru kusur işaretleri gösteriyordu. İngiliz sterlini sürdürülemez seviyelerde işlem görüyordu; İngiliz hükümeti de bunu biliyordu Poundu piyasada çakılmasını engelleyen tek şey, İngiliz hükümetinin onu ayakta tutacağına verdiği dair garantiydi. Herkes İngiltere'nin sonsuza kadar pound satın almaya(tıpkı halkımızın sair vaziyetteki talebi gibi) kararlı olduğuna inanıyordu.

O zamanki Bundesbank Başkanı Helmut Schlesinger ile yapılan röportajın ardından,sterlininin, kendi doğal değerinden uzak seviyelerde işlem gördüğü için "baskı altına girebilecek" ve devalüe edilebilecek para birimlerinden biri olduğu ortaya çıktı. Üzücü olan ise, hükümetimizin izlediği politikanın aksi olan ve muhalefet tarafından talep edilen politikanın, kaçınılmaz sonucunun bu olacağından, tıpkı bizde hiç kimsenin bahsetmiyor oluşu gibi,o yıllarda da İngiltere için bahsedilmemiş olması.Tabi ki de bu açıklama, piyasa duyarlılığında büyük bir çöküşe neden oldu ve pound değerinin düşürülmesi olasılığı hakkında büyük spekülasyonlar başladı.Bu arada New York'ta, Soros ve Quantum Fund, aşırı değerli pound piyasası tarafından herhangi bir yapay müdahaleden yoksun denge fiyatına düşmeye zorlanacağını tahmin ederek 1.5 milyar dolarlık bir açık pozisyon oluşturuyordu.Sterlin kararlaştırılan seviyenin alt ucunda işlem gördüğünden, bu parlak ve iyi düşünülmüş bir stratejiydi. Pound depolanırsa, Soros kısa pozisyonundan dolayı milyarlar kazanacaktı. Bizim de muhatap olduğumuz bu dans, fabrikalarımızın yok pahasına satılması ile sonuçlanacaktı.
Piyasanın artık poundun aşırı pahalı olduğuna ikna olduğu gerçeği göz önüne alındığında, para biriminin değerinde herhangi bir artış neredeyse imkansızdı. Zaten düşük seviyelerde işlem görüyordu ve mevcut seviyesinde kalması için İngiltere Merkez Bankası'ndan destek gerekiyordu.Ve böylece, 16 Eylül 1992 Çarşamba sabahı Soros, İngiliz Sterlini karşısında açık pozisyonlarını 1,5 dolardan 10 milyar dolara çıkardı. Sonuç olarak Soros, elinden gelen herkesten alıp sattı. Diğer yüksek riskli yatırım fonları poundu kısaltmanın akıllıca olacağına karar verdi. Bu nedenle, Londra piyasaları açıldığında, on milyarlarca sterlin satılmış ve sterlin, ERM'nin zorunlu kıldığı seviyelerin altına tehlikeli bir şekilde yakın işlem görmesine neden olmuştu. İngiliz yetkililer, fiyatı yükseltmek için döviz rezervlerini tüketerek yanıt verdi.Ancak, devasa arz bolluğu, para biriminin satın alınmasıyla hafifletilemedi ve değeri hala şaşırtıcı derecede düşük kaldı. Başka seçeneği olmayan İngiliz hükümeti, para birimini yönetmek ve serbest düşüşü önlemek için faiz oranlarını yükseltmek zorunda kaldı.
Yerel saatle yaklaşık öğle saatlerinde faiz oranlarında %12'lik bir artış açıklandı. Ancak pound düşmeye devam etti. Yatırımcılar, para biriminin aşağı yönlü yörüngesine devam edeceğine ve böylece onları para birimini boşaltmaya ve zararlarını azaltmaya teşvik edeceğine ikna oldu Bu, durumun daha da kötüleşmesine neden oldu. Britanya gecenin ilerleyen saatlerinde ERM'den ayrıldı ve para birimini açık piyasada dalgalandırarak Soros gibi para spekülatörleri için kesin bir zafer oldu.

Sizin talep ettiğiniz ve sırf son çıkan telefonları daha az bir emek ile satın alabilmek için riske ettiğiniz finans işte bu. Henüz meyve vermemiş bahçeler, makineleri çalışmamış fabrikalar, ağa takılmamış balıklar ülkeden tek gecede alındı. Değinmeden de geçmeyelim, o gece ekonomiden sorumlu bakan damat felan değildi beyler. Damat değildi ve kimseye de çıkıp, maaşınızı euro ile mi alıyorsunuz diye soramadı. Bizim 5 6 sene sonra ilk ürünü tezgaha sokar diye beklediğimiz fabrikalarımız, sizin İphone'a kurban gidecek.

Muhammed Fatih Işık


YORUMLAR

  • 0 Yorum