Adnan KALKAN

Adnan KALKAN

TOPLUM PSiKOLOJİSİ

TELEVİZYON BAĞIMLILIĞI

26 Aralık 2020 - 15:20

Televizyon ilk düzenli yayın olarak 1936 yılında İngiltere’de başladı. Bu yayın 1939 yılına kadar devam etmekle beraber İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile 1945 yılına kadar ara verildi. Tekrar yayına başlaması ise 1945 yılında oldu. 1950’den sonra ise renkli televizyonlar ortaya çıkmaya başladı. Amerika Birleşik Devletleri ilk renkli televizyon sistemine geçen ülkedir.

 

Kelime anlamı olarak Yunanca ve Latince “uzak” anlamına gelen “tele” ve yine “görme” anlamına gelen “vidi” kavramlarından oluşmaktadır.

Televizyon ortaya çıktıktan sonra birçok alanda kullanılmaya başlanmış ve insanların dikkatini çekmeyi başarmış ender icatlardandır. Televizyon kitle haberleşme araçlarından olup ses ve görüntüyü dünyanın birçok mesafesine ulaştıran eğlence, haberleşme, eğitim gibi alanlarda ön plana çıkarak yıllarca en geniş sahada izleyici kitlesini bulmuş ve en güçlü kitle iletişim aracı olarak karşımıza çıkmıştır. Televizyon reklamları ile hizmetlerin, malların tanıtılmasında dahi etkili olmuştur. İnternetin yayılması ile beraber her ne kadar etki alanı daralmış olsa da bugün neredeyse her evde varlığını ve etkisini devam ettirmektedir.
Televizyon hiç şüphesiz ki belli kitlelerin oluşturulması, bazı düzenlerin yayılması ve kabul edilmesi için kullanılan etkili bir araştır. Televizyon bazen karşımıza eğitim ile kültür ile bazen ise karşımıza kültürel dejenerasyon ve yozlaşma, ahlak ve inanca saldıran bir düşman, neslimize zarar veren, nesli his ve duygudan uzaklaştıran, onları fesada boğan bir fesat, zararlı alışkanlıkları çocuklarımıza özendiren bir rol model konumundadır.

Televizyon başkalarının dünyasını, yaşam şeklini ve anlayışını evimize kadar getirip uzun bir sürece yaymak şartıyla aile gelenek, görenek, kültür, anane ve inancımızı kökten farkettirmeden ortadan kaldırıyor.

 

Televizyon her ne kadar yerel, ulusal ve uluslararası anlamda bilgilenmemizi sağlasa da geleneksel aile yapımıza ve sosyal değişime çok ciddi anlamda zarar vermiştir. Başta maddi anlamda değişimlere sebep olurken, uzun vadede girdiği hemen her evin bakış açısını etkileyip değiştirerek milli ve manevi değerlere de ciddi anlamda zarar vermiştir. Çeşitli programlarla daha küçük yaştaki çocuklara çizgi filmler ile hem nörolojik anlamda hem de psikolojik ve sosyal anlamda tesiri altına almıştır ve zarar vermiştir.
Bugün birçok uzman belli bir yaşa kadar çocukların televizyondan uzak tutulması gerektiğine değinir. Nitekim günümüzde subliminal mesajlar başta olmak üzere şiddet ve cinsel içerikli programlar çocuklarda kalıcı hasarlara sebep olabilmektedir.

 

Güler (2012) çalışmasında, günümüzde televizyon, artık popüler kültürün bize dolaysız olarak aktarıldığı
bir aracı durumuna dönüştürülmüştür. Televizyon, sadece devrelerden, kablolardan ve
camdan oluşturulmuş bir kutudur gerçekte. Tek başına çok masumdur, hiçbir zararı
yoktur. Oysa çalıştırıldığında artık bir silaha dönüştürülmüştür. Görüntüler verilen
tepkiler kişiye göre farklılaşır. Örneğin çocuklar bir çizgi filme yoğunlaştıkları kadar
olmasa da bir haber programından ya da bir şiddet filminden izlemeden bile
etkilenebilirler. Reklâm kuşaklarında kendileriyle ilgili bir reklâma, onun müziğine
farklı ilgili gösterilirler. Bunu etkisi kendisini oyunlarında, sınıflarda, ya da ikili
ilişlerinde göstermektedir. Televizyonu tüketmek için öyle büyük bir bilgi birikimine
gereksinim duyulmamaktadır. Eğitim düzeyiniz önemli değildir. Her toplumsal ve
ekonomik sınıfa göre izlenecek bir şeyler bulunur. Televizyon, sınıf ve kültür
farklıklarını ayırmaksızın herkese yönelmektedir (Küçükerdoğan, 2009: 167).
Televizyon yayınları genellikle haber ve bilgi vermek, eğlence, hoş vakit geçirme ve eğitim ya da kültür kazandırma amacıyla programları barındırsalar da sonuçta zararları açıktır.

 

Güler (2012), Sarı’dan (2006) yaptığı alıntıya göre, televizyon gücünü görüntüden ve halkın kullandığı dilden alır. Televizyonun
dili basit, yalın, sıradan, kurnaz ve ikiyüzlüdür. Televizyon, halkın mantığına değil
kalbine ve duygularına seslenir. Televizyon haber sunucuları, izleyiciye seslenirken bir
vaiz gibi konuşurlar, ses değişimleriyle, müzikle, kendine güveniyle hipnoz etkisi
yaratarak, halka seslenirler. Televizyon izleyicileri, hem kurban hem de birçok çirkin
olayın suç ortaklarıdırlar, şeklinde açıklamaktadır.

 

Televizyon Bağımlılığı
Bağımlılık herhangi bir madde kullanılmadığı takdirde huzursuzluk getirmesi, kullanıldığında ise haz vermesi ile sonuçlanan durumdur. Başlayacak seviyeye gelmesi ile gerçekleşmiş olur. Aslında bağımlılık oluşmadan önce bazı sinyallerden onun geleceği anlaşılabilir. Eğer kullanmadığı takdirde rahatsız olmaya başlanmışsa ve aranmaya başlanmışsa bu yolun bağımlılığa çıkacağı anlaşılmalıdır. Yani bir nevi bağımlılık geliyorum diyor demektir.

 

Bağımlı olan kişi bu eylemini sınırlayamaz, fiziksel ve ruhsal yoksunluk belirtileri gösterir. Bağımlı olduğu şeyi sürekli arar, bağımlı olduğu şeyi sürekli tekrarlaması sebebinden her defasında arttırmaya çalışır. Ayrıca şahıs sosyal hayatta ve iş hayatında zorlanarak işlevsellik kaybına uğrayabilir. Mesela sürekli televizyon izlemeye alışmış ve bu anlamda bağımlı olmuş bir insan sürekli televizyon kanalları arasında gezinerek kendini televizyondan alıkoyamamakla, günlük televizyon izleme süresini sürekli arttırabilir ve bir süre sonra yemek yemekten öz bakıma kadar kendini ihmal ederek hayatında çeşitli zorluklarla karşılaşabilir.

 

Özellikle bağımlılık yaşları 12.20 yaş olarak yoğunluk kazanmaktadır. İnsan beyninin gelişimi açısından bakıldığı zaman 16 yaşlarına kadar anlama, anlamlandırma, mantık muhakeme ve karar vermenin bulunduğu frontal lob, prefrontal korteks gelişimi devam ettiği için bu yaşlarda gençlerin bağımlılığa kapılması kaçınılmaz olmaktadır. Burada bilinmesi gereken önemli faktörlerden bir tanesi de bağımlılığın bir alışkanlık olması ve bu alışkanlıktan kurtulmanın da mümkün olduğu bilincinde olmaktır.

 

Televizyon bağımlılığı haftada birkaç program izlemek şeklinde gerçekleşmez. Televizyon izlemeye başladıktan sonra bir türlü bırakamamak ve kanaldan kanala gezinerek mutlaka izleyecek bir şeyler bulmak şeklinde gerçekleşir. İzlemediği takdirde onun yokluğunu ciddi anlamda fark etmek ve bir an önce kendini televizyon izlerken bulmak şeklinde gerçekleşir.

 

Aslında bu işin başlangıcına bakıldığı zaman, özellikle çocukların meraklarını celbeden çizgi filmler ve gençlerin ilgisine celbeden aksiyon, duygusal, cinsel ve şiddete yönelik programlarla başladığını söyleyebiliriz. Çocuklar genellikle çizgi filmlerdeki kahramanların, onları eğlendirmesi sonucunda televizyona bağlanmaya başlarlar. Aslında beyinlerinin ve karakterlerinin en sağlam gelişeceği ve yerleşeceği çocukluk çağlarında subliminal mesajlar başta olmak üzere çocukların gerek fizyolojik ve biyolojik açıdan beyinlerini gerekse psikolojik açıdan davranışlarını olumsuz etkilemektedir. Fakat eğlence unsuru olması sebebiyle çocuklar kendini çizgi filmden alıkoymakta zorlanmaktadırlar.
Gençler için ise özellikle ergenlik çağına girdikten sonra gerek cinsel dürtülerinin harekete geçmesi gerekse duygu yoğunluklu olmaları hasebiyle daha hassas bir dönemden geçmeleri sebebiyle televizyon dizilerindeki şahısları kendine rol model alabilmekte ve bunların rolüne bürünebilmektedirler. Sosyal hayatın kargaşası içerisinde anne babanın çalışmaktan çocuklarına yoğunlaşmamamaları sebebiyle, çocuklar duygusal doyumu başka yerlerde aramakta ve en kolay ulaşabilecekleri TV olması sonucu zamanla bağımlı olmaktadırlar. Böylece zamanını televizyon karşısında geçirmeleri bağımlılığı pekiştirmektedir.
Gençlik yılları ise daha çok gençlerin yalnız kalması ya da yalnız kalmak istemesi, anne ve babalarının kendilerini anlamadığı düşünceleri onları televizyon bağımlılığına itmektedir. Televizyonlardaki mafyavari programlar ve bunların başrollerinin topluma model olarak sunulmaları sebebiyle gençlerin de bunları model almaları sonucu televizyonla olan etkileşimlerini artırarak kendilerini televizyondan alıkoymakta zorlanmaktadırlar.

 

Gençlerin birkaç programı birden takip etmeleri, bunlarla zaman geçirmek ve sosyal hayatta kendini bunlarla özdeşleştirmek sonucunda hayatın gerçeğinden uzaklaşarak bağımlı hale gelebilmektedirler. Gerçek hayattan uzaklaşmaları ise bir nevi onları sanal hayata hapsetmesi sonucunu getiriyor. Kendini karakterlerden biri ile özdeşleştirip, onun gibi yaşayıp, onun gibi hareket edebilmekte ve sonuçta gerçek hayat ile sanal hayat arasındaki çelişkiye maruz kalabilmektedir. Bu da kişinin hayatını ciddi anlamda zorlaştırmakta, buna rağmen kişi televizyon izlemeye devam edebilmektedir. Aslında bu çok ciddi bir kaçıştır. Fakat bu kaçış kendisini her ne kadar kısa sürede yani televizyonla geçirdiği süre içerisinde iyi hissettirse de gerçek manada kişiyi daha da çıkmaza sokmakta ve bağımlılık düzeyini artırmaktadır.

 

Televizyondaki bazı programlar gençlerin hoşuna gidebilecek algıda yapılandırılması sonucunda gençlerin bu programlara yönelmesi ile televizyon bağımlılığı başlamış olmaktadır.

 

Anne babalar bu yaşlarda iyi bir kontrol mekanizması geliştirmelidir. Anne babaların kontrol mekanizmasını işletmemeleri ile birlikte medya ve teknoloji bağımlılığından televizyon bağımlılığı aslında bir nevi başlamış olmaktadır. Bu demektir ki anne ve babalar daha küçük yaşlardan itibaren asla ve asla televizyon ya da diğer medya unsurlarını çocukların dikkatini celbedecek şekilde, çocukların yanında kullanmamaları, kullandıkları takdirde de dikkatli olmaları ve dengeli olmaları gerektiği anlamına geliyor. Nitekim Küçük yaşlarda ilgi duyulan bir durum büyüdüğü takdirde ise etki alanına girebilmekte ve bu etki alanı da zamanla bağımlılığa sebep olabilmektedir. Medyayı ve teknolojiyi kullanmamak söz konusu olmaması sebebiyle onu bilinçli bir şekilde kullanmak en doğru olandır. Kim, hangi medya unsurunu, ne kadar, niçin, nasıl kullanacağını bilmesi önem arz ediyor.