Ayşe KIDIR

Ayşe KIDIR

Edebiyat - Kültür - Güncel

KLASİK TÜRK EDEBİYATI'NDA BAK VE GÖR REDİFLİ ŞİİRLER, MUHİBBÎ'NİN GAZELİNİN ŞERHİ

13 Nisan 2020 - 18:26 - Güncelleme: 15 Nisan 2020 - 03:58

 

      Klasik Türk Edebiyatı şairlerinin pek çoğunun “bak” ve “gör” redifli şiirlerinde Kur’an ayetleri temel etken olmuştur. Kur’an, âlemlerin yaratılışının; Allah’ın (c.c.) hikmet, kudret mucizeleri olduğunu dile getirir. Allah (c.c.) kudret mucizelerini insana göstermek ve kâinatın yaratılışı üzerinde düşünmesini sağlamak için canlıların, eşyanın, semavatın, kısaca mevcudâtın yaratılışına bakmasını ve Allah’ın (c.c.) her şeye kadir olduğunu görmesini istemektedir. Dolayısıyla insanın, hakikati görmesi için eşyayı temaşa etmesi pek çok ayette tekrarlanmaktadır. Aşağıdaki bölümlerinde de görüleceği üzere Klasik edebiyat şairlerinin eserlerinde, ayet ve hadisler muhtevasını oluşturmaktadır. Kur’an’da, “bak” ve “gör” ifadelerinin geçtiği pek çok ayetin ısrarla tekrar edilmesi insanlığın her şeye kadir olan Allah’ın (c.c.) varlığını idrak etmesi içindir.

      Görme duyumuz fizyolojik olduğu kadar psikolojik ve manevi bir eylemdir. Bundan dolayı “bakmak” ve “görmek” aynı şey değildir. Pek çok ayet insanın baktığı halde göremeyen, görmek istemeyen manevi körlüğe sahip bir varlık olduğuna işaret etmektedir. Günümüzde modern tıpta bakmak ve görmek eylemleri üzerinde fizyolojik, psikolojik ve nörolojik boyutlarda bilimsel araştırmalar yapıldığını biliyoruz. Görsel algılama ve optik illüzyon çalışmalarından da anlaşıldığı üzere “bakmak” ve “görmek” bütün canlılar için hayatı algılamada çok önemli rol oynamaktadır. “Bakmak” sözcüğü fizyolojik organ vasıtasıyla yapılan bir eylem iken, “görmek” sözcüğü bakılan nesnenin algılanması, ne olduğunu belirleme ve idrak etme eylemidir. Kur’an’da: “And olsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A’râf, 7/179) âyetinde, fizyolojik olarak baktığı halde algı olarak göremeyen, baktığı eşyayı idrak edemeyenlerden bahsedilmektedir. Tamamıyla fizyolojik bakmak ve görmekten farklı olarak rüyada gördüklerimiz, ya da kalp gözü ile görülen başka boyutlardan da söz edilmesi gerekir.

   Kur’an-ı Kerîm’de bakmak ve görmekle ilgili pek çok ayet vardır. Şairlerin bu ayetlerden ilham alabileceğini düşünüp ve bu şiirlere kaynaklık eden Kur’an-ı Kerîm ayetlerine aşağıda değinelim:
 

 
انْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَلَمُحْيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
 
“Şimdi bak Allah'ın rahmetinin eserlerine! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kâdirdir.”[1]
(Rûm, 30/50)
 
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَس۪يرٌ
 
 “Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.” (Mülk, 67/4)
 
اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ
 
“İnsan bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık düşman kesilmiştir.” (Yasin, 36/77)
 
وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِه۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلً
 
“Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür. Yolunu daha da şaşırmıştır.”
(İsrâ, 17/72)
 
كَلَّآ إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ
                                                                                  
“Onlar [kâfirler] o gün Rablerini [cemal sıfatı ile] görmekten mahrumdur.” (Mutaffifin, 83/15)
 
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ
 
"O günde yüzler, parlak olduğu halde Rabbine bakacaktır."
(Kıyamet, 75/22)
 
لَا تُدْرِكُهُ الْاَبْصَارُۘ وَهُوَ يُدْرِكُ الْاَبْصَارَۚ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ
 
“Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.”
(En’âm, 6/103)
 
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْۜ كُلَّمَٓا اَضَٓاءَ لَهُمْ مَشَوْا ف۪يهِۙ وَاِذَٓا اَظْلَمَعَلَيْهِمْ قَامُواۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰىكُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟
 
“O şimşek nerdeyse gözlerinin (nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.”  (Bakara, 2/20)
 
Divan şiirinde “bak” ve “gör”  redifli şiirler oldukça fazladır. Bakî, Fuzûlî, Adlî Muhibbî, Bağdatlı Ruhî, Vechî, Zatî, Hayretî gibi pek çok şairin bak ve gör redifli şiirleri vardır.  Bu şiirlerden Muhibbî’nin “gör” redifli şiirini şerh edelim:
 
 
جان كوزك آچ هر يكا بقدقجه ايدل يارى كور
كوزلرك ياشن اقت صو كيبى وارديدارى كور
 
Cân gözüñ aç her yaña baḳdukca ey dil yârı gör
Gözlerüñ yaşın akıt su gibi var dîdârı gör
 
Lügatçe
didâr: Yüz, çehre
 
Günümüz Nesrine Aktarılışı:
“Ey gönül, can gözünü aç, her yana baktıkça sevgiliyi gör. Gözlerinin yaşını su gibi akıt, var yüzünü gör.”
 
Şerh
Sevgiliyi görmenin ilk şartı, can gözünü açmak, Hakk’ın kuluna ikram ettiği sırlara vâkıf olmaktır. Can gözü Hakk’ın tecelli nurunun, kulun gönlünde dolup taşmasıyla açılır. Can gözü eserden müessire yönelişin, mâsivâdan ayrılıp öz’e, hakikate yönelmeyle oluşan ilahi bir cevherdir. Can gözü, sadece mahlûkatı (yaratılanı) görmez; mahlûkatın ardındaki sırlar da beyân olur. Can gözünü açmak Allah’ın ona bahş ettiği sırlarla nasip olur. Sırları görmek nasip olursa her yerde O’nu görür. Kâinatta yansıyan herşey O’nun bir yansımasıdır; ayet ve isimlerinin görünümüdür. Bu sırrı kul alırsa gözündeki perde kalkar her yana baktıkça sevgiliyi görmeye başlar.
 
Sevgili, bizi yoktan var eden herşeye muktedir ve kâdir olan Allah’tır. “Her yana baktıkça sevgiliyi gör”. Sevgili her yerdedir. Yaratılan her varlıkta Hakk’ın cemal tecelli nurlarını görmeyi bilmek, sırlara can gözüyle vâkıf olursak O’nu her yana baktıkça görebiliriz.
Beyite baktığımızda, Bakara sûresi 115’ci ayetindeki meale işaret edildiğini söylemek mümkündür. “Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın vechi oradadır’’ (El Bakara/ 2 -115) Bu ayete değinilmiş; iktibas sanatı yapılmıştır.
 
"Sâlik can gözüne sahip olduktan sonra, mürşidin cemal aynasında Hakk'ın nurunu, Hakk'ın nurunda da Hakk'ı görür. Hakk'ı görmek, Hakk'ın gönle tecelli eyleyerek gönlü, sırlara arş kılmasıdır" (Avşar, 2012: 26). Bu sırlar yalnızca “can gözünü” açabilene ikram edilir.
Yunus Emre “can gözü O’nu gördü, gönül O’ndan haber verdi” mısrasıyla can gözünden bahsetmiş, gönülün O’nun tecellisinden haber verdiğini dile getirmiştir.
Cân gözi anı gördi dil andan haber virdi
Cân içinde oturdı gönlümi èarş eyledi (Tatcı, 2005: 295).
“Gözlerinin yaşını su gibi akıt var yüzünü gör” mısrasında Allah’a yakınlaşmanın yolu O’na yakarış ettiğin nidalar ve uğrunda döktüğün gözyaşları ile olduğu ifade edilmiştir.
Bu mısramızda bir hadis-i şerife iktibas yapıldığını görmekteyiz.
“Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azap etmez. Fakat dilini işâret ederek bunun yüzünden azap eder veya bağışlar” buyurdu. (Buhârî, Cenâiz 44)
“Ey dil”, diyerek kendi gönlüne seslenmiş, nida sanatı yapılmıştır.
 
 
 
قبه قلمش كوكلرى اتمش زمينى اكه فرش
دست قدرتلله نه يوزدن يثمش اول معمارى كور
 
2. Ḳubbe kılmış gökleri itmiş zemini aña ferş
Dest-i ḳudretle ne yüzden yapmış ol mi'mârı gör
 
Lügatçe
Dest: el
Ferş: döşeme, yayma.
 
Günümüz Nesrine Aktarılışı
“Gökleri kubbe kılmış, yeri ona yaygı yapmış. Kudret eli ile nasıl da yapmış, o mimara bak.”
 
Şerh
       Kudret sahibi olan, her şeye gücü yeten Allah'tır. Gökleri kubbe gibi yapan, yeryüzünü ona adeta halı gibi yapan el Hakîm'dir. Allah’ın esma-i şerîflerine iktibas yapılmıştır. Bu beyitte Mü’min suresi 64. ayete işaret edildiğini söylemek mümkündür:
“Bir Allah'tır ki yeryüzünü, size karar edecek bir yurt, göğü de bir kubbe olarak yaratmıştır ve size suret vermiştir, suretinizi de en güzel bir şekle sokmuştur ve sizi, tertemiz şeylerle rızıklandırmıştır; işte budur Rabbiniz; ne yücedir âlemlerin Rabbi Allah.” (Mü’min suresi -64)
Gökler, kubbeye; yer bir yaygıya benzetilmiş teşbih-i beliğ söz sanatı yapılmıştır. Kudret eli, kudret ve muktedir olan Allah’tır. Bu gazelimizde bak ve gör redifli gazellerin yazılış nedenini, bu gazellere Kuran ı Kerîm’in kaynaklık ettiğini aşikar olarak görüyoruz. Mimar’dan kasıt Allah’tır. Yeryüzünün kâinatı, mimarı yaratanı Allah’tır. Mimar bir küçük evi nasıl dizayn ederse Allah u teâlâ da tüm kainatı dizayn eder.
Bu gazelde şair kâinatın, evrenin, dünyadaki canlı cansız varlıklara bakmamızı, teffekkür etmemizi istemektedir. Sanata bakıp sanatçıyı hatırlamamız gerektiğine telmihte bulunmuştur.
 
اوله كم لطق وكرمدن جرمكى عفو ايليه
كيجه لر تاصبح اولنجا زارى قل يلو ارى كور
 
3. Ola kim luṭf u keremden cürmüñi 'afv eyleye
Gîceler tâ ṣubḥ olınca zârı kıl yalvarı gör
 
Lügatçe
cürm: Kabahat, kusur. Hatâ. İsyan. Günah, Kanun hilâfına hareket.
 
Günümüz Türkçesine Aktarılışı
“Geceleri sabahlara kadar ağlayıp inleye gör. Ola ki lütuf ve kerem gösterip suçunu bağışlar.”
 
Şerh
      Gece; âşıkların, gönül dostlarının, dertlilerin meskenidir. Gündüzün kalabalığına ve gürültüsünün tezadı olarak geceler daha sakin ve hûşûludur. Âşıkların, dertlilerin, deva isteyenlerin Rabb’ine nidâ ve duaları gece vakitlerinde daha fazla olur.
Burada âşık sevgiliye yani Allah’a yakarıp gözü yaşlı bir şekilde dualar etmektedir. “Ola ki lutuf ve kerem gösterip suçunu bağışlar”. Lütuf ve kerem sahibi olan El kerim olan Allah’tır. Kerem, cömertlik, lütuf, O’na ait sıfatlardır.
“Ola ki lutuf ve kerem gösterip suçunu bağışlar.” Bu mısrada Allah’ın; el Gaffar esmasına değinilmiştir diyebiliriz.
 
 “Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”(Maide, 5/33)
‘”Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.”( Araf, 7/153)
“Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir.”( En’am, 6/54) “De ki: "Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."
Meallerdeki ayetlere işaret edildiğini söylemek mümkündür.
 
 
 اومار ايديم كوزياشى تسكين ايده دل آتشن
صو دوقنسه سعله سى آرتار سوييمزنارى كور
 
Umar idüm gözyaşı teskin ide dil âteşin
Ṣu doḳınsa şu'lesi artar söyimez nârı gör
 
Lügatçe
Teskîn: sâkin kılma, kılınma yatıştırma, yatıştırılma
Şu’le: Alev, ateş alevi.
Nâr: ateş, od.
 
Günümüz  Nesrine  Aktarılışı
“Gözünün ateşini yatıştırır (söndürür) diye umardım. Ancak su değdikçe alevi artan, sönmez ateşi gör.”
 
Şerh
Aşığın gönlü aşk ateşi ile harlanmaktadır. Akan gözyaşları sel olmuştur. Fakat bu gözyaşı fayda vermez; ağladıkça daha da aşkı alevlenir. Bu sönmeyen ateşi gör…
Ateşin sönmeme sebeplerinden birisi aşığın sevgiliye olan gurbeti; uzaklığı, ayrılığıdır. Dünyaya geldiğimizden itibaren biz gurbetteyiz. Bu gurbet devam ettikçe gözden gözyaşı, gönülden ateş eksik olmaz.
Gözyaşı –su; ateş – şu’le sözcükleri arasında leff u neşr sanatı yapılmıştır. Gözyaşının gönüldeki ateşi söndürememesi, aksine arttırması söyleminde mübalağa sanatı yapılmıştır.
 
 
بيلور ايكن بو جهاندن كيمسه يه كلمز وفا
نيچه ميل ايلر دم آدم بو دل بيعارى كور
 
Bilür iken bu cihândan kimseye gelmez vefâ
Niçe meyl eyler dem -â-dem bu dil-ı bî-ârı gör
 
Lügatçe
Âr: utanma
Dem: zaman
 
Günümüz Nesrine Aktarılışı
“Dünyadan kimseye vefa gelmediğini bilir iken, neden her zaman meyl eder bu arsız gönül gör.”
 
Şerh
Dünya; Arapça yakın, alçak gibi lügat anlamlarına karşılık, üzerinde yaşadığımız şu gezegenin adıdır. Dünya ile ilgili olarak dervişler: "Yalan dünya", "yalancı dünya", "dünya malı dünyada kalır" demişlerdir. Dünya ayrıca cadı, yılan, zehir ve fahişeye benzetilmiştir. (E.Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü)
Dünyayla ilgili dervişler, âlimler 40 kocadan arta kalmış kendisini güzel göstermeye çalışan bir kadına benzetmişlerdir. Dünya kimseye vefada bulunmamış, her gelen insan bu dünyadan ayrılmıştır. Ne padişahlar, ne âlimler, ne insanlar göçmüştür bu fâni kervandan… Buna rağmen dünyaya aldanırız, buranın fani olduğunu, ölümlü olduğunu aklımızdan çıkarıp dünyaya meyl ederiz. İnsanın gönlü bu yüzden bî âr ‘arsızdır hakikatleri unutur, dünya meşgalesine dalar. Gönüle insana ait bir özellik verilmiş; arsız sıfatı ile hitap edilmiştir. Teşhis-ı beliğ sanatı yapılmıştır.
 İncelediğimiz beyitte:
“Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir." (Hadid/20) ayetinin mealine işaret edilmiş, iktibas sanatı yapılmıştır.
Şair, fâniliğe rağmen dünyaya bağlandığı için gönlünü “bî-âr” arsız olarak nitelendirmiştir. İnsan dünyanın baki olmadığını unutur, hırsa, makama, dünya muhabbetine gönlünü verir. Cebecioğlu insanın kökünün “nisyan” yani unutmaktan geldiğini ifade etmiştir. İnsan nisyandan gelir. Dünyanın fâniliği aşikâr olsa da, ölümün varlığını görsek ve işitsek de ertesi gün adeta ölmeyecekmiş gibi hırsla yaşamaya devam ederiz. Fakat hırsın sonu hırmândır. Ebced hesabında hırsın arkasında “hırmân” kelimesi yani mahrumluk gelir. Dünya hırsı mağlubiyettir.
 
 
 
نقد جانه غم متاعن كيم آلور دلال عشق
چاغيرور سنده محبى جان وير اول بازارى گور
 
Naḳd-i cânâ gâm metâ’ın kim alur dellâl-ı ‘ışḳ
Çaġırur sen de Muḥibbî cân vir ol bâzârı gör
 
Lügatçe
Metâ: zaman
Dellâl: tellâl, satılacak şeyi satan, 2.alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan şeyler
Nakd:1. Akçe, mâden para.2. para olarak bulunan servet. peşîn para
Bâzâr: 1. Pazar, çarşı. 2. Alışveriş. 3.Pazar yeri.
 
 
Günümüz Nesrine Aktarılışı
“Can sermayesine gam malını aşk tellalından kim alır? Muhibbi seni de çağırır, can verip o pazarı gör.”
 
Şerh
Can, âşığın gönlündeki sevda ateşinin yolunda feda ettiği bir sermayedir. Bu kıymetli sermayeyi ancak aşkının yolunda feda etmek ister. Can bir nakda benzetilmiş; teşbih-i beliğ söz sanatı yapılmıştır. Aşığın can sermayesiyle alacağı tek şey gam malıdır. Gâm metâ’in: teşbih-i beliğ sanatı yapılmıştır. Bu metâ’yı veren ise aşk tellalıdır. Aşk bir tellâla teşbih edilmiştir. Bu tellâlın can nakdına vereceği metâlar: gam, cevr ve cefâdan ibarettir. Âşık Hakk’a olan aşkından, ona hasretinden payına düşen cevr ve cefadır.
 
 
Kaynakça
ABDULBAKİ, F. El- Mu’cem el Mufehres li Elfaz el- Kur’an el Kerîm, Timaş Yayınları, İstanbul, 1986.
AK. C. Muhibbi Divanı İzahlı Metin, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 1987.
AVŞAR, Z. Yûnus Emre'nin Gözüyle Baş ve Can Gözü,  Kardeş Kalemler Dergisi, S:65, s.24-30, 2012.
TATÇI, M. Yunus Emre Külliyatı, Milli Eğitim Bakanlığı
 
[1] Kur’an mealleri, F. Abdülbaki’nin 1938 yılında hazırladığı  el-Mu'cem el-Mufehres li Elfaz el-Kur'an el-Kerîm kaynağından alınmıştır. Ayrıca e kaynak: http://kuranmeali.com/Mucem.php?harf=%D8%A8

YORUMLAR

  • 0 Yorum