Dr. Mücahit YILDIRIM

Dr. Mücahit YILDIRIM

EĞİTİM

DAVANIN SAHİPLENİLİŞİNDE ADAB'I BULABİLMEK, ADAB İLE YOĞRULMAK

06 Ekim 2018 - 19:42 - Güncelleme: 06 Ekim 2018 - 21:00

DAVANIN SAHİPLENİLİŞİNDE
ADAB’I BULABİLMEK,  ADAB İLE YOĞRULMAK
 
Ey Hak Yolunun Yolcusu diye başlar ADAB’ın ilk cümlesi. Bu cümle dahi büyük anlamlar içermektedir. Hak yolunun yolcusu olabilmek kolay mı? Ya da bu nidaya muhatap olabilmek herkese nasip olur mu?
 
Bugün mensubu olduğumuz camianın birer neferi olarak görüyoruz kendimizi. Davanın vazgeçilmez savunucusu, olmazsa olmazıyız. Savunduğumuz ilkelerin yegâne sahibiyiz. Bizden başkası bu ilkeleri bizim gibi savunamaz. Başkasının maneviyatı ve düşünsel yapısı buna yeterli değil çünkü. Sadece biz maneviyatı güçlü ve akıl yürütmede rakipsiz savunucularız. Başka görüşlerin hiçbir önemi yok gözümüzde. Çünkü yine bizim görüşlerimiz hakka uygun ve bizim görüşlerimiz doğru olan. Bırakalım Hak ile Batıl mukayesesini, Hak içerisinde yer aldığını düşünenler dahi kimin daha hak olduğu yarışında mücadelesini sürdürüyor. Gayemiz olan batıl ile mücadeleden geçtik artık. Kendi mecralarımızdaki yani kendi yolumuzdaki dava erleri ile takışma ve yarışma halindeyiz.
 
Maalesef günümüzdeki görüntü bunu yansıtıyor. Bir olup diri olacağımız/olmamız gereken bir zamanda birliği de diriliği de yitirmiş bulunuyoruz. Hepimiz sosyal medyayı takip ediyoruz. Paylaşılan konulara ve tartışılan yöne baktığımızda maalesef kendi kendimize tartışıp birbirimize irşat eder hale geldik. Çünkü en doğru olan biziz. Giderek bu doğruluğa kendimiz de inanıyor daha da ileriye giderek neredeyse başka fikirden olanları batıl tarafında görmeye başlıyoruz. Çevremizde hem işyerlerimizde hem siyasi çevre de hem de özünde hayır olan STK’larda bile bunu açıkça görebiliyoruz. Bir taraftan dava adamı olduğumuzu ilan ediyor, diğer taraftan ise samimiyetsiz davranışlarımızı adeta haykırarak bir kargaşa yaşıyoruz içimizde. Tüm bunların ortaya çıkışında itikadi bir sorun olduğu açık. Maneviyatın azalması, dünya sevgisinin ukbaya tercih edilişi, samimiyetimizin kaybedilişi, edebi terk edişimiz ve adaptan uzaklaşmamız.
 
Başlıkta da kullanılan kelime olan ADAB, hepimizde bulunması gereken özellikler bütünüdür. Bu özellikler irdelendiğinde hangisine sahibiz, hangisinde noksanız kendi iç muhasebemizi kendimiz yapabilmeliyiz. Çünkü kişi kendini düzelttiğinde çevresi de dünyası da düzelir.
 
Kişinin kendi kendisi ile olan adabında barındırması gereken bir takım özellikleri vardır. Sadakat, tövbe, dünya sevgisini kalbinden çıkarmak, makam sevgisinden kurtulmak, riyaset (Baş olma) sevgisinden kurtulmak, yolun kıymetini bilmek, sükûtu tercih etmek, kusur görmemek, kendini beğenmemek, kötü arkadaşı terk etmek, nefsine arka çıkmamak, azimle amel etmek, dini için evlenmek, zikre devam etmek, nefsini hesaba çekmek, büyüklenmemek, kalp huzuru ile namaz kılmak ve maksuda ulaşmak. Kişi, kendisi ile ilgili adabı tamamladıktan sonra çevresi ile ilgili adabı başlar. Ancak görüyoruz ki biz, daha ilk aşamada kendi kendimizle olan adabımızda sınıfta kaldık. Sadakatimizin nerelerde olduğu hepimizin malumu. Tövbemiz ise samimiyetimizle yakından ilişkili. Diğer sayılan tüm olmaması gereken özellikler ise fazlasıyla mevcut hepimizde. Hangimiz dünya sevgisini, makam sevgisini, baş olma başkan veya müdür olma sevgisini kalbimizden söküp atabiliyoruz? Hangimiz yolumuzun kıymetini biliyoruz? Sükûtu tercih etmeyip en yakınlarımızı ve dahi kendimizi kırmak hangimizin özelliği değil? Ya da hangimiz kusur görmemeye çalışıyor, kendini beğenmiyor büyüklenmiyoruz? Bunları tek tek sıralamak ve artırmak da mümkün.
 
Yine dönüp dolaşıp günümüz fotoğrafını çekmeye başlıyoruz. Bir yerlere gelebilmek için gitmediğimiz siyasi, kapısını çalmadığımız STK kalmıyor. Çünkü istediğimiz makama veya ulaşmaya çalıştığımız yere giderken kendimize güvenmiyor, liyakati bir kenara bırakıp selam ile basamak çıkmaya çalışıyoruz. Tüm bu olumsuzluklar sonucunda ne kendimize bir faydamız dokunuyor ne aracı olarak kullandıklarımıza ne de ülkeye. Amaç sadece makam kazanmak, mal mülk edinmek olduğu için, bunlara ulaşılınca ortada ne dava kalıyor ne de samimiyet. Nihai hedefe ulaşınca çalışma da son buluyor.
 
Sonuçta inanan insanlar olarak dünyaya geliş amacımızın ve imtihandan geçtiğimizin farkındayız. Bu farkındalık, bizi imtihana yönelik çalışmalara sevk etmediği sürece samimiyetsiz ve gösteriş meraklısı bir dava eri! olarak kalmaktan başka bir şey değildir yaşantımız.
 
Allah’ım, Müslümanlara yardım et. Hak sözün söylenip dinin kuvvetlenmesi için bize kuvvet ver. Bize sadık bir iman nasip eyle. Bizi bir yakine erdir ki küfürden korunmuş kıl. Bir rahmet verip dünyada ve ahirette aziz et.
Amin.

 
 
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum