Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

BATI VE İSLÂM

20 Ağustos 2017 - 09:28 - Güncelleme: 20 Ağustos 2017 - 10:12

BATI  ve  İSLÂM

      Herhangi bir insandan yapmasını isteyeceğimiz en zor şey, ondan düşünmesini istemektir. Becerebilirsek hayatımızdaki sıkıcılığın ilacını bir nebze de olsa bu şekilde giderebiliriz. Çünkü sıkıcılığın şifası düşünmektir, değişikliğe ve yeniliğe talip olmaktır.

     Yaşadığımız sahada, tenkidin bol, takdirin az olduğu bir iklimi yaşamaktayız. Bu da insana ister istemez bir sıkıcılık verecektir.

**

      Zorunluluk hissetmeden öğrenmek, gelişmek ve değişmek zenginliktir. Bizim yaşam kalitemizi artırır. Ama zorunluluğun olduğu alanda asla özgürlükten söz edilemez. Kiliseyi dört duvar arasına hapseden ve bilim adına laboratuara girerken Tanrı’yı kapı dışında bırakan Batılı zihniyet gibi, yalama olmuş kısık tonda çıkan tümcelerle insanlığa hitap edecek bir düşünce yapısını tutturmak çok zor ve hatta imkânsızdır.

**

    Güven, zor kazanılan ancak çok kolay kaybedilen bir özelliğe sahiptir. Yaşadığımız müddetçe güvendiğimiz bir düşüncenin varlığını (ve sahibini) hissetmek bize her zaman güç verir.

    Güven, bilgi ve öğrenmeyle olur. Eğer içimizdeki öğrenme, gelişme ve paylaşma ışıltımızı kaybedersek, akabinde biz de yok olup gideriz. Umudumuzu yitiririz ve bilinmezliğe doğru adım atmaya başlarız. Her an yolumuzu kaybedebiliriz. Unutmamalıyız ki, yolumuzu her zaman bilgiyle bulabiliriz. Ruhumuzdaki öğrenme aşkıyla yolumuzu her zaman diri tutma ve içimizdeki hayat ışıltımızı kaybetmemek daha yazılmamış, tükenmemiş bir ömre bedeldir. Bu özelliğimiz sayesinde, diğer canlılardan ayrılan en büyük farkımız ortaya çıkacaktır. Bu sayede vücut dilimiz, çevremizdeki insanlara harcadığımız, dudaklarımızdan dökülen sözlerden daha etkili olacaktır.

**

      İnsanın Yaratan’ın rızasını kazanmak için yaptığı veya yapmayı düşündüğü her iş çok değerlidir. Bir âlimin uykusunu dahi bu noktada yabana atmayan bir düşünce sistemiyle karşı karşıyayız. Acaba başka hangi sistemde, dünya ve ahiret hayatı için ilme ve âlime değer veren böyle bir anlayış bulunmaktadır?

     Yaratan, bizim kuru bir bilgiyi değil, ‘irfan’ı anlamamızı ister. İnsanın bildiklerinden hareketle, riya çemberine takılmadan, bilmedikleri bilgiye doğru adım atmasını yeğler. Davranışlarımıza dikkat etmemizi, aksi halde bizim; içyapımızı, düşüncelerimizi etkilediği noktasında bizi uyarır.

**

     Şekilde Müslüman imajına yakışır görünmekle, düşünceler bazında beslendiğimiz farklı kaynaklardan esinlenerek zihnimizi bulanıklaştırıp saf, berraklığı aratacak bir tarzda bulunmak hiç de hoş değildir. İç ve dışın uyumsuzluğu aşikârdır. Uyum problemini çözmek için, yaşamı ‘vahiy’le tanımlamak ve vahyin ilkelerine uymakla giderilir. Kaynak sorunu yaşayan insanların adresi burasıdır. Ama ne hikmettir ki; determinizm’in kuralı, aynı sebeplerin bir araya gelmesinin aynı sonucu doğuracağı bilimsel bir yasa olarak kabul edilse de, biz insanlar aynı ‘Vahiy’le beslendiğimizi söylememize rağmen farklı yorumlar ve çeşitli davranışlar sergilemekteyiz.

    Vahyin, Yaratan’ın hükümlerini salt akla uygun olduğunu ifade etmekle, Vahyin akılcı olduğunu ifade etmek arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Bu ince noktayı idrak edemeyenler, farklı söylemler geliştirmeleri bundandır. Bu nedenle toplumda açıklama yapan insanların niyetine, kimliğine, ırkına,.. göre biçim alabilecek bir konuşma tarzı tamamen Vahiy’den uzak bir duruştur, bir söylemdir.

**

    Kişinin hayatını dinin zehir ettiğine itibar eden Batı düşüncelerin rüzgârına kapılmadan, aklı aşan hükmü barındıran ve akla aykırı hiçbir hükmün olmadığı vahye itibar etmek gerekir. Aksi halde Yahudilerin özünde bozulan Musevilik aracılığıyla, kendilerine özgü bir şekilde, din üzerine kurulacak bir evrensel dünya devleti için uğraşan Yahudiler, sadece dünyada belli bir ırkın egemenliğini sağlamaktan öteye gidemeyeceklerdir. Kendi ırklarından başka diğer ırklara tevessül etmeyen Yahudiler, dünyayı var güçleriyle bölmeye ve diğer insanlara davaları uğruna zulüm gerçekleştirmektedirler.

     Bizler, Batı’ya mal olmuş kelime dağarcığını sahiplenip onların bakış açılarıyla düşünmek (ya da düşündüğünü zannetmek) ve onların ağzıyla konuşmak kimseye bir fayda sağlamayacaktır. Basit bir özenti, insanın özgürlüğünü elden alacaktır. Batıya yamanmaya çalışanlarda, bu tabloyu görmek çok kolaydır.

***

‘BUNU HİÇ UNUTMA EVLAT!

Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur…’

(Aliya İzzetbegovic)

YORUMLAR

  • 0 Yorum