Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

''BİZ'' KORKAK MIYIZ ? -2-

19 Ağustos 2020 - 18:43

         Korku duygusu, fıtri bir duygudur. Yaradan’ın yarattıklarına (-ki hayat kılavuzumuzda bu duygunun hangi varlığa karşı, nasıl kullanılacağı açıkça belirtilmiş olup) tehlikelere karşı kullanmaları için vermiş olduğu fıtri bir duygu olup, yaşamın idamesi için gerekli ve hayati bir öneme sahiptir. Aslında bu duygunun insandaki mevcut varlığı, kötü bir durum değildir. Zaten yokluğu da mümkün değildir. Sadece bu duygunun nerede ve kim(ler)e karşı kullanılacağı önemlidir. Peki, bu duygu, hangi hallerde iyi değildir? Bütün kesimlerce tasvip edilmeyen, bu korku duygusunu yaşayan canlılar hangi özelliklere sahiptirler?...gibi  zihnimizi kurcalayan birtakım deli sorulara hep birlikte yanıtlar bulmaya çalışalım. Naçizane size bir teklifim var. Var mısınız, kendimize bir korku/korkaklık testi yapmaya? Acaba ‘Biz korkak mıyız?’ sualini kendimize sormaya. Bu sorumu korkmadan yanıtlayınız. Unutulmamalıdır ki, gerçeklerden kaçış yoktur. Şimdi vakit, yüzleşme vaktidir. Haydi bakalım.
**
       Korkaklık kelimesi anlam itibariyle; cübün, korkak olma hali, cesaretsizlik, ödleklik, yüreksizlik, kalbin zafiyet göstermesi, cesaret yokluğu,.. gibi anlamlara gelir. (Gadab’ın yani sert davranmanın gerektiği yer ve zamanda, gerektiği miktarda gösterilmesine ‘Şecâat’ denir. Gereğinden az olmasına da ‘Cübn’ denir. Şecâat vasat yol ki, haddini aşmamaktır. Şecâat, yüreğini Yaradan için ortaya koyabilen kişinin cesaretidir.)
**
        Haydi bakalım, herkes kendi eline bir ayna alsın ama onunla da yetinmesin ve ‘Biz’ korkak mıyız?’ sorusunu sorsun. Elbette bu soruyu soracak, cesaretimiz varsa. Sıralayalım o zaman korkaklığı(mız)n özelliklerini. Bulduğumuz yanıtlara katılmayabilirsiniz. Vicdanınız rahat edecekse kabul etmeyin.
 
           Korkak/Korkaklık deyince tespit ettiklerimiz; Yaradan’ı bilmeyen ve O’ndan korkmayandır. Bir erdemsizliktir. Manevi/ruhi bir hastalıktır. Yalan, nifak ve sair kişinin yaşamını etkileyen hastalıkların yegâne kaynağıdır. Kötü bir huydur. Şahsiyetli bir insanın üzerindeki utanç lekesidir. Yaradan’ın rızasını elde etme yolunda yapılacak en büyük engeldir. Mazlumların sessiz çığlıklarına kulak tıkamak ve onları görmezden gelmektir. Cihadı terk etmektir. İlâhi emirleri yapmaktan kaçınmaktır. Gönülleri İslâm ile buluşturmaktan geri durmaktır. Bir engele karşı direnme gücünü zayıflatan bir duygudur. Şeytanın insanları avlamak ve onları (dos)doğru yolundan ayırmak/çevirmek için kullandığı bir kötü ağdır. Dernekleri, vakıfları, cemaatleri, …gibi gönüllü kuruluşları dağıtıp ilişkileri koparan, var olan gücü hezimete uğratan, yücelikten alçaklığa düşüren, hıyanete sevk eden acayip bir zehirdir. Zillete tahammülü kolaylaştırandır. Kötü durumları kişilere hafif gösterendir. Hidayet kaynaklarını aralayanlardan saklayandır. Kalpleri zayıflatandır. İyilik yapmak isteyenlere kapılarını kapatandır. Güçlü ilişkileri kopartandır. İstenmeyen bir durumla karşılaşmaktan korkutup, kaygılatandır. Aklıselim bir kişinin, cesaretli olmayı gerektirdiği hallerde korku ve telaşa kaptırandır. Zamanın şartları ve zorluklarının insanı aldatmak için hazırladığı bir hiledir… gibi toplumda farklı versiyonlarda karşımıza çıkan tuhaf durumlar…
**
        Eski topraklar; Yaradan’dan korkan, hiçbir şeyden korkmaz derler. O zaman Yaradan korkusunun, mevcut olan bütün korkulara baskın gelmesi gerekir. Elbette Peygamber ikliminde yetişmek ve yaşamak isteyenler için. Bunu yapacağımız basit bir ters orantı ile bunu izah edebiliriz. Hayatımızdan korkaklığın bertaraf edilmesi için, Yaradan’dan korkmak gerekir ki; zira gönüllerde O’na karşı korku arttıkça, ebedi olmayanların/fanilerin korkusu azalmaya başlasın ve geçerliliğini kaybetsin.
 
        Değerli okurlarım; okuma eylemine devam ederken, kendimize yine ‘Biz’ korkak mıyız? sorusunu sormadan da edemiyoruz. Çünkü önemli bir konu. Meclislerde çok konuşulmayan bir mevzu. Nedenlerini az da olsa bulmaya ve yazmaya çalışalım. Biliyoruz ki korkaklar; kendisini, ailesini, sevdiklerini bile gelecek tehlikelere karşı koruyamaz. Korkağın canı, malı ve namusu her daim tehlikededir. Olacaklara hemen boyun eğer. Riske atmaz kendini. Çaresizliği yün yüzüne çıkar. Yanında günah/haram/suç işlense de seyirci olmayı seçer. Bu durum karşısında ondan bir aykırı bir ses duyamazsınız. Ne kadar toplumda genellikle korkaklar hırlar gibi görünseler de durum bundan ibarettir. İşin özünde Yaradan’dan korkmak ve yarattıklarından korkmamak üstün bir fazilet örneğidir.
**
          Gelelim iman ile korkaklık duygusunun ilişkisine. Gerçek imanı olmayan kişinin, cesareti de olamaz. (-ki cesaretin kaynağı imandır.) Çünkü cesaret taklit edilemez. Olsa olsa korkak yaşayanlar sadece cesur yaşayanların figüranı olurlar. Korkaklar, hiçbir zaman başarılı/muvaffak olamazlar. Ne hakkını koruyabilirler ne de karşılarına çıkan engelle(mele)re karşı koyamazlar. Çünkü içindeki korku, var olan cesaretini de yok eder. O olumsuz duygu ona yapacaksa da yaptırmaz. O potansiyel limitini, tükettirir kendisine. O duygu öyle bir şey ki hayal, vehim ve zanların kölesi yapıp gerekli-gereksiz her şeyden korkutur. Aynı zamanda korkaklığı onu farkına varmadan çevresinde güvenilmez biri haline getirir. Kimin içindeyse sahibini çok kötü durumlara sokar. Demek ki o duygudan uzak durmamız gerekir. Rezil olmak istemiyorsak.
 
          Yapılan gözlemler sonucunda korkakların zamanla tembel ve cimri olduklarına dair tespitler vardır. İnanmazsanız, çevrenizde bu durumu gözlemlemeye başlayabilirsiniz. Unutulmamalıdır ki insandaki olumsuz özellikler, başka olumsuzlukları da doğal olarak tetikler.
 
          Korkak olmayan Müslümanların hayatları, akıllara durgunluk verecek eserlerle doludur. Korkak birinden bu noktada hiç kimsenin bir beklentisi yoktur ve olmayacaktır da. Önemli olan cesaretimizi de korkumuzu da -yaratılış fıtratımıza uygun- yerli yerinde kullanmaktır. Cesaretimizi Allah için kullanmadıkça hiçbir konuda muvaffak olamayız. Günümüzde Hakk olmayan işlerde cesaretlerini kullananları fazlasıyla görmekteyiz. Boşa kürek sallamamak, hedefe varmak ve fabrika ayarlarına göre korku ve cesareti kullanmak önemlidir. Kullanma kılavuzumuz ve yol haritamız olan Kuranı Kerim, biz insanlar için çok önem arz eder.
 
           Kaliteli bir insan Yaradan’dan gücü ve kudreti karşısında korktuğu kadar, O’na ümit de bağlar. Sadece O’ndan korkmaz. Yaradan’dan ümidi sadece kâfir olanlar keser. Bu noktada inanan bir insanın bir farkı olmalıdır. Hele hele korkaklık gibi hoş olmayan bir özellik, kişiyi kınayıcının kınamasından da korkutur. Ama iman eden insanlar, İslam’a karşı olan insanlardan korkmamalıdırlar. Aksi halde zalimlerin yaptıkları zulümlerin dozajı daha da artacaktır. Yalnız Yaradan’dan korkanın hali çok farklıdır. Çünkü imanı güçlü olan insanda, dünyaya baş kaldırma, meydan okuyabilme cesareti vardır. (Ki bu durum, her babayiğidin harcı değildir.) Bu kıvama gelmiş bir insanı ölüm gibi ciddi tehditler bile korkutmaz. Çünkü ölüme o korkulacak bir şey olarak bakmadığı için, tehditleri tınlamaz. O, ölümü/eceli Yaradan’a kavuşturan bir teskere olarak görür. Peki, yaşadığımız çevrede bu özelliklere sahip birine kim ne yapabilir ve onu ne ile tehdit edebilir? Biraz düşünelim. Art niyetli insanlar, günümüzde biz(ler)i ne ile tehdit ediyorlar? Bir bir düşünelim. Bakalım nasıl utanç tabloları ortaya çıkacak. Bunlardan bazıları; çok farklı tehditlerle, işten atmakla, hak ettiği ücretini kesmekle, zor işlerde görevlendirmekle, dövmekle, aile fertlerini kaçırmakla ve onlara zarar vermekle, öldürmekle, malına/evine/aracına zarar vermekle, ilgili mercilere şikayet etmekle, yetkisini kullanıp farklı ceza yöntemleri denemekle(siciline işlenmesi için disiplin cezası vermekle),  işkence etmekle, mobing uygulamakla, kaza süsü verip öldürmekle, hapis cezasına uğratmakla, elinde bulunan yetkilerini almakla, mahkeme koridorlarında süründürmekle, akrabalarına ve arkadaşlarına karşı rezil etmekle, ….. ve daha sayamadığımız yöntemlerle korkutmaya çalışırlar. Ama Yaradan, inananların, kendilerini korkutanlara karşı şedit, cesur, atik, metanetli, korkmaz…olmalarını ister. Düşmanlara karşı tam aksine sessiz bir kuzu gibi olanlara karşıdır. Hele hele kendi aralarında, bu aile-akraba-dostlar arasında da olabilir, gereksiz yere düşmana gösterilmesi gereken tavır ve davranışları yasaklamıştır.
 
        Elimizdeki aynaya bakıp, net olarak bir karar vermemiz gerek. Ya izzet içerisinde yaşayacağız ya da zillet içerisinde. Kendimizi semanın en yüksek katlarına mı, yoksa arzın en aşağılar aşağısına mı kendimizi hazırlayacağız. Yaradan için yapılan her türlü cesaret içeren tutum ve davranışlarımız hiçbir zaman boşa gitmeyecektir. Yaradan’a güvenen bir kalp için bir problem beklenmez. İnanan insan için ecel, Yaradan’ın elinde olan bir durumdur. Ne kimsenin onu kısaltmaya ne de uzatmaya gücü yetmez. Aksini iddia eden varsa, aynaya bir daha baksın. Aynada samimi olmayan bir yüz görsün derim. Samimi olarak ‘Biz korkak mıyız?’ sualinin yanıtını aramaya hep birlikte devam etmeliyiz.
 
          Arayışımız devam etmektedir. Şimdilik, Allah için korkmamak ve Allah için yaşamak dileğiyle hoşça kalın. Korkusuzluğunuzun mükâfatını -şehitler gibi- sadece Yaradan’dan dileyin. Allah’a emanet olun. Diğer yazımızda görüşmek ümidiyle… Korkusuzca kalın.