KURUMLARDA BAYRAM ADI ALTINDA YAPILAN EĞLENCELER
Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

KURUMLARDA BAYRAM ADI ALTINDA YAPILAN EĞLENCELER

16 Nisan 2019 - 19:20

        Kimileri ‘din’ kelimesini duyar duymaz, tavır değişikliği içerisine girmekte ve ciddi bir atmosferle dar kalıplar içerisinde olduğu hissine kapılmaktadırlar. Bu yüzden insanların serbestçe düşünmesini engellediği imajını uyandıran her türlü tarihsel yanılgının, yeniden gözden geçirilmesi gerektiği çıkmaktadır ve bunda da hiçbir sakınca yoktur. İnsanlar, müslümanları hayatı boyunca sadece inanma eylemi içinde olmayan, aynı zamanda yanlışlıklar karşısında kayıtsız kalmayan, yeri geldiğinde de isyan eden biri olduğunu bilmelidirler.

        Müslümanlar, ümmet-i vasat olmak zorundadırlar. Müslümanlar, önüne her gelen, en zor görünen şeyleri, saçma sapanı, olur olmazı onaylayıp, kabul etmek zorunda değildir. Dinsel olan ne varsa, bağımlı olacağım diye bir kural da yoktur.
***
      İnsanlar, her cenahı dinledikleri gibi, bir kere de müslümanları dinlemelidirler. Ama nasıl bir dinleme? Peşin yargılardan, ön bilgilerden bağımsız olarak. Kısık gözlerle değil. Hayatlarında ilk kez bir müslüman görüyormuşcasına, ilk kez bir müslümandan bir çift söz işitiyormuşcasına can kulağıyla dinlemelidirler. Diğer kesimlere tanınan kendini ifade etme hakkını, müslümanlara da tanımalarını istiyoruz.
***
      Müslümanlar, her dönem ve coğrafyada kolaylıkla taraftar bulmuştur. O kadar haksız dönen oyunlara rağmen, Yaratan’ın yardımıyla her geçen gün de taraftar sayısını artırmıştır. Müslümanlar bilmiyor olabilir ama hem bilen, hem bilgileri de sonuçları da dilediği gibi değiştiren, dilediği gibi Yaratan tarafından korunuyor. Resmi bütünüyle görmek gerek. Eğer başımıza gelecek varsa, buna kimse engel olamaz. Kimi zaman gören göz görmez, işiten kulak duymaz, en zeki dediğimiz bazen en aptalca davranabiliyor. Takdir edilenin ötesinde hiçbir şeyi yaşayamıyoruz.
***
     Kimi insanlar ölümden çok, asıl yaşamayı göze alamıyorlar. Çünkü yaşamak, herkesin üstesinde gelebileceği bir iş değildir. Riskin bir ucunda ölüm bulunan nice zor işlere gözlerini kırpmadan atılan insanlar, ucunda hiç de ölüm bulunmayan çok daha sıradan işleri yapmayı göze alamıyorlar. Neden acaba?
***
      Eğlence ya da bayram adı verilen nice etkinliklerde insanların, insan olma vasfını veren düşüncelerini devre dışı bırakarak,  çılgınca eğlendiklerine şahit oluyoruz. Ne kadar bayram ve eğlenceler hakkında ciddi toplantılar yapılsa da tedbirler alınsa da, uygulayıcılar tarafından hiç önemsenmediği,  sıkıntıların zirve yaptığı aleni olarak görülmektedir. Kendi kültürümüze ait ulusal, yerel tarzda müzikli oyunların oynanacağı yönünde ne kadar uyarılar dizisi olsa da, yılın belirli günlerinde kural, kaide dinlemeden dar ve göbek çukurları dahi herkes tarafından rahatlıkla görülen bir tarzda ve yabancılara özentinin olduğu aşikârdır. Hem yabancıların müziklerini hem de oyunlarını örnek alarak sergilemenin ne kadar vahim bir tablo oluşturduğunu açıkça söylemek isterim. ‘Yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.’ cümleleri yinelenirken, kendi kültüründen yozlaşmış ve hal, hareket, giyim tarzıyla bizim kültürü hiçbir zaman sembolize edemeyen yeni neslin ileriki günlerini tasavvur edemiyorum.
***
        Eğlenmek, her kesimin hakkı olduğu gibi müslümanların da hakkıdır. Sınırları belirlenmiş, hiçbir zarar teşkil etmeyecek bir tarzda, her ince nokta ele alınmış olarak meşrulaştırılmış bir eğlence zemini. Yaratan’ı bir an bile olsun unutmayan bir neslin devamı için her şey planlanmış. İleriki zamanlarda yaşanmayacak pişmanlıkların hesabı yapılmış. Daha ilkokul yıllarında bile bayram adı altında yapılan çılgınlıklarda neslin göz göre göre katledilmesinde emeği geçen, bayramları programlayan, amirler tarafından onaylanan ve denetlenmeyen programlar… Bu işin vebali kimlerde? Önüne çeşitli kanallarla gelen bir şikayet mevzu bahis değilse, sorunun olmadığını, işlerin tıkırında yürüdüğünü gönül rahatlığıyla dile getiren aciz olanlar, ne zaman kendi çocuğunuzun yerine o zihinleri katledilen neslin yerine koyacaksınız? Kimi kesimler tarafından bayramlarımıza el atıldı, artık özgür değiliz deyip fırtına koparanlar, bu kötü manzaralar karşısında gayet mutlu, huzurlu olmanın sefasını sürüyorlar. Sahnelerde şehvet başta olmak üzere verilen zehirler, yarın daha da ileri gidilmesi halinde toplumsal bir faciaya dönüşecektir. Örnek alınan Batı dahi bu tür olumsuz konularda, ciddi anlamda tedbir planlarını hazırlayıp uygularken, batılılaşma ayağına yabancılaşmamız neyin nesi? Kurum için ne kadar deprem tatbikatı videosu/fotoğrafları önemliyse bir o kadar da neslin geleceği için aylar öncesinden planlanan bayramların da videosu o kadar önem arz etmektedir. Bu gerçekleri söylerken, akılıma Nasrettin Hoca gelir.

       Bir gün Nasrettin Hoca’nın bir köye gideceği tutmuş. Öyle sıcak bir günmüş ki, kuş bile kanadını kımıldatamıyormuş. Böylesi günde yola çıkmak delilik değil de nedir? Yorgunluk bir yandan, susuzluk bir yandan Hoca’yı çok rahatsız etmiş.

       Şu yokuşun başında, şu inişin dibinde derken, Allah önüne bir çeşme çıkarmış. Hemen, oluğuna sokulan tıkacı çıkarıp ağzını dayamış ama, öyle bir akışı varmış ki, üstü başı ıslanmış. İyice sinirlenen Hoca, başlamış konuşmaya:

      -Tevekkeli değil, böyle deli deli aktığını içindir ki, ağzına ot tıkamışlar senin!...

   Bu yazıyı okur okumaz ıslanmamaya dikkat ediniz. Toplumda yaşadığımız olumsuz manzaralar karşısında, yaşadıklarımızı yazıya dökerek birilerinin ağzımıza bir şeyler tıkayarak, birilerinin üstünü başını batırmak için yapmıyoruz. Sadece kaliteli bir toplum inşa etmek için ne yapmalıyız, demenin derdindeyiz.

       Toplum için, gelecek nesil için dertlenmek dileğiyle…