Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

MEDENİYET İÇİN 'BEŞİKTEN MEZARA KADAR' KOŞMAK

19 Nisan 2018 - 21:26

MEDENİYET  İÇİN

‘BEŞİKTEN  MEZARA KADAR’  KOŞMAK

-1-

     ‘Bilgi’nin iyi ve güzel olduğunun bilgisine sahip olmak yeterli değildir. ‘Bilgi’nin peşinde olmak, bunun için ‘beşikten mezara kadar koşmak’ ve bunun faziletini kavramak önemlidir.

     Bir toplum hayal edin. O toplumun içerisinde; bilim için çalışan insanlar sayesinde bir bilim geleneği doğmuş ve sonrasında oluşan bilim zihniyeti ile bilim insanları, bilimsel süreci gelişim aşamalarına taşımış ve sayısız bilimsel buluşlar yapılmış olsun. Acaba sizler/bizler, yaşadığımız müddetçe toplumun her alanında ilim, bilim, bilgi kokan bir ortamda yaşamak ister miyiz? Okulun bahçesinde tören alanında sırada bekleyen öğrenciler gibi yüksek bir sesle evetttt… dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü, bilimin her buluşu, her faaliyeti Yaratan’ın varlığı için bir delil teşkil etmektedir.

     Hakiki bilim insanları, hakiki ilmin Yaratan katında -mutlak- olduğunu iyi bildiklerinden, her bilimin Yaratan’ın bir ismine dayandığı gerçeğinden hareketle, bu şekilde oluşacak olan bir medeniyette (ki bu da İslam medeniyetidir) var olan bilimler geliştikçe ve ilerledikçe Yaratan’a ve dolayısıyla O’nun gönderdiği dine -İslam’a-  olan inancın pekişeceği düşüncesine sahiptirler.

     Sizce içinde hiçbir bilimsel faaliyet yapılmamış, herhangi bir bilim geliştirilmemiş bir toplumda, bilim nasıl gelişir? Böyle bir ortamda toplumun gelişmesi, ilerlemesi mümkün müdür? Kesinlikle cevabınız …..’dır.

    Toplumda var olan bilim geleneklerinin bakışı, var olan kendi dünya görüşü ile sınırlıdır. Örneğin; batı bilim geleneği, ister istemez batılı dünya görüşünü yansıtacaktır. Bundan dolayı hangi bilim geleneğine bakarsak bakalım, akabinde de beslendiği kaynağa -dünya görüşüne-  inmemiz gerekecektir.

***

     Bir kültür, içinde bulunduğu toplumun bütününe sirayet ettiği nispette medeniyet seviyesine ulaşabilir. Bu konuda şahit olunan medeniyetler de göze çarpan, sadece ve sadece İslâm medeniyetidir. Bu medeniyet, rakip tanımaz bir medeniyettir. Yaşadığımız çağa bakarak, topraklarında her türlü olumsuz manzaranın mevcut olduğu, az gelişmiş ya da geri kalmış İslam ülkelerinin, art niyetli  güçlü ülkelerin elinde bir kukla gibi olarak oynatıldığı, istedikleri zaman talan ettikleri, her karış toprağında birçok oyunların döndüğü İslam topraklarına bakarak, bu durumun tersini iddia edebilirsiniz. Ama Müslümanların ve idarecilerinin yanlışları kesinlikle İslam’a ve İslam medeniyetine mal edilemez, hiçbir zaman kabul edilemez.

     İslam medeniyeti, yeşerip büyümesi ile meyve vermesi arasında çok kısa bir zaman dilimi geçen bir ağaç gibidir. Bu ağacın her bir dalı, İslam medeniyetinin bir bilgi havzasını oluşturur. Bu değerli bilgi havzasından faydalanmayan bir insan düşünelim. Bu değerli canlının bir yaratıcısının olmayışına; hayatının neşeli ve üzüntülü vakitlerinde gönülden yönelip teşekkür ve arzularını sunacağı Rahman ve Rahim bir Rabbinin bulunmayışına ve arzularına karşılık çok sınırlı olan ömrünün kıyısında mutlak yokluğun zifiri karanlıklarına gömülüşüne insan nasıl razı olabilir?

***

YORUMLAR

  • 0 Yorum