'ÖTE'LEMEDEN ÖTELERE GİDEBİLMEK
Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

'ÖTE'LEMEDEN ÖTELERE GİDEBİLMEK

15 Kasım 2019 - 19:57

      Hayattaki değiştirmeyeceğimiz parolamız ne olmalıdır? Bu konuda kriterleri belirleyenimiz de kim olmalıdır? Önerilecek olan, ‘Ya yiğitçe mücadele etmek ve akabinde Yaratan uğrunda şehit olmak.’ Her iki durum da bizim için, insanlık için iyidir/hayırlıdır. 
                              ***
         Bir kimsenin sadece bir alandaki üstünlüğünden dolayı o alanda üstün olması, her konuda herhangi bir üstünlüğü ifade etmez, edemez. Bir sınıfın/zümrenin ya da bir ırkın da kendisini, başkalarının üstünde tutması, ayrıcalıklı hissetmesi, bir dalalettir.
                           ***
      Yaşadığımız çağda, kısa bir vakit içinde, bütün dünya milletlerinin gündeminde olmak, mazlumları toplayıp birleştirici bir hâl ile onları tek bir vücut halinde harekete geçirmek, o hissiyatı vermek takdire şayan bir harekettir.
                                                                                                             ***
        Hiçbir zümrenin, başka bir zümreye üstünlüğü yoktur. Her zümre çalışır, yükselir, diğerleri tarafından kıymet ve itibar görür. İtibar gören zümrelerin içinde, insanlığa en faydası dokunan, en iyi faydalı işler yapabilenler zümrelerini çağdaş seviyeye çıkarabilmenin sevincini yaşarlar. Bu kaliteli insanlarda, ne gönüllerinde kin, ne ihtiras ne de intikam duyguları vardır. Onların daracık kalıplara sığmayan bakış açılarıyla da, yaraları aynı yerden kanayan insanlar için de merhem olmaya çalışırlar. Amaçlarında bir çıkar gözetmeksizin sadece hayatta olabilecek en güzel arzuladıkları yer, insanların dualarında yer alabilmektir. Başka bir amaçları yoktur. Yürüdüklerinde karşılarına çıkan mezarlıklarda, dünyalık işlerini yarım bırakıp da giden yolcuların fazlalığına dikkat edip, Yaratanını hiçbir zaman dünyalık işlerini tam olarak bitirmek, tamamlamak için terk etmezler, unutmazlar. Bahanelerin arkalarına sığınmanın faydasızlığını bildikleri için her zaman bilinçli hareket ederler. Bireyin dünyanın her yerinde de aynı varlık olduğunun farkında olarak hareket edip, eğer bireyin yaratılışında bir asalet, asil duruş yoksa, yaşadığımız dünya da birileri tarafında nice ödüller, başarı belgeleri, madalyalar…vb  kendisine verilse de bunun bir anlam etmeyeceğinin farkındalar. Onlar nicelik ile niteliğe her zaman ayrı gözlerle bakarlar. Kimlik belgelerinde yazılanlar ile yaşanılanları aynı kefeye koymayıp, yaşanan acılardan hareketle Bedir’de 313 Müslüman’ın şimdiki -tahmini olarak-1,5 milyar Müslüman’dan daha çok olduğunu açıkça söylerler. Niteliğin niceliğe üstün geldiği esasını korurlar. Görünüşe hiçbir zaman da aldanmazlar. Ölmek, öldürülmek onlar için hiçte önemli değildir. Yaratan ile olduktan sonra kalan ömür de ölüm de hoştur, onlar için. Bazen her insanın göründüğü gibi olmadıklarını, iki yüzlü hatta çok yüzlü insanlarla hayatta muhatap olduğumuzu bize hatırlatmakta ve o tip insanların görülecek bir taraflarının, yüzlerinin olmadıkları konusunda bizi uyarırlar. Bazı tipler de insanları incitmeyeyim gibi gereksiz korkularından ötürü hayatta net olmayı, ve daha da önemlisi mutlu olmanın yollarını kaçırırlar. Yağmur duasına topluca çıkarken de, süt dolu olması gereken fıçılar da eğer sadece kimlikleriyle övünen samimiyetsiz insanlar tarafından organize edildiyse, ne şemsiye getiren olur ne de fıçının içine dökülmek üzere süt getiren olur. 

          Onlar ne soğukta üşürler ne de sıcakta gevşerler. Umutlarını hiçbir zaman yitirmezler. Başlarını ne olursa olsun, her zaman dik tutarlar. Hiçbir yolun ölümle, mezarda bitmediğini bildikleri için, Yaratan’a kulak verip yüreğiyle beraber olduklarını, eğer Hakk’ı inkâr ederlerse çürüyeceklerini, yükselmek isterlerse de bu işin tek dayanağının, tek yolun İslam’la olacağının farkındalar. Sahip olduklarına her zaman şükür ederler. Eğer ellerinden alınan, ya da kaybettikleri bir şeyler varsa da Yaratan’a hiçbir zaman isyan etmeyip ve böyle durumlarda isyanı hakta kabul etmezler. Bazen sıkıntı dönemlerde gösterilen sabrı, bir suskunluk değil, insanlar tarafından işitilmeyen bir feryat olduğunu; sabrı her insanın değil, er insanların harcı olduğunu dile getirirler. Sabrı çok olan insanlara, çok dikkat edin derler. Eğer gün gelir de sabırları tükenir ya da sabretme dönemleri biterse davaları uğruna her türlü olumsuzlukları göze alsalar da hedeflerine varmak için son haddine kadar uğraşırlar. Sabrettikleri dönemde ne kadar kışı sert geçirseler de yedikleri o ayazı unutmazlar ve kat kat ayazın acısını çıkarırlar. Rabbimiz; ‘Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.’ (Nahl-42) der.
             ***
         Kalbinde, dosdoğru olma yolunda gidenlerin içlerinde ‘iyilik’ biriktirenlerin yolu her daim açıktır. Eğer Yaratan geciktiriyorsa, güzelleştiriyordur. Biraz sabr. Çünkü cennete gitmek isteyenlerin, cehenneme yüz çevirdiği bir dünyadayız. Sabredelim. Yayımızı biz istediğimiz kadar güçlü çekelim, eğer düz olmayan bir kulvarda atıyorsak okun fazla uzağa gidemeyeceğini göreceğiz.

      Kalbimizdekileri Yaratan, hayatımıza getirmesini mi istiyoruz? Acaba bu konuda sağlıklı düşünüyor muyuz? Sağlıklı düşünebilmek için, öncelikle önyargılardan, zindanlarımızdan kurtulmamız gerek. Gökten bir damla su satın alamayan bizler, Yaratan’ın ancak verdiği rızka tabiyken biraz düşünmemiz gerekmiyor mu? Cahil insanlar da akıl var ama eksiklikleri ahlâklarıdır. Rabbimizin rızası ‘iyilikler’ içinde, Rabbimizin gazabı ise ‘kötülükler’ içinde gizlenmişken, halimizden memnun muyuz?
            ***
         Yaşadığımız günlerde kıyasıya bir mücadele, çetin bir savaş var. Söz yerindeyse Hak ile batıl, iman ile küfür, hilal ile haçın… Ağzımızın suyunu bal suyu gibi akıtılarak söylenen, telaffuzu dahi bazılarını mayıştıran Batı’nın hiçbir zaman çağdaş, uygar bir medeniyet olmadığını hatırlatarak, ülkemizde yapılacak olan olup bitenleri yakından takip etmektedirler. Bizim ülkemizde de bunun taşeronluğunu yapanlar olmakla birlikte, birlik ve beraberliğimizi bozucu nifak tohumları ekmeye çalışmaktadırlar. Dış mihrakların güzel ülkemizi yakından takip etmeleri, beraberinde bazı soruları/sorunları aklımıza getirmektedirler. Güzel adımlardan rahatsız olanlar, unutmasınlar ki; masum bir çocuk öldü mü/öldürüldü mü, sadece bir çocuğun ölmediğini, bütün bir insanlığın öldüğünü hatırlatırız. Bu konuda hiçbir rahatsızlığını belli etmeyen ülkelere dikkat etmek gerek. Gündemlerine dahi alınmayan sadece basit bir haberin ötesine geçmemektedir. Gücünüz dünyadaki masum çocukları öldürseniz de/ seyirci olmayı devam ettirseniz de size haddinizi bildirecek elbet bir Musa sağ kalacaktır. Ülke olarak teferruatlarda boğulmadan, dünyanın yanlış giden seyrini değiştirecek, istikameti değiştirecek bir güce sahibiz. Ümmetin kurtuluşu, yeni dünya düzeni için birlik ve beraberliğimiz her zaman daim olsun. Gücümüzü birleştirip, tek ses olabilmek umuduyla….