Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

RAMAZAN'I ANLAMAYA ÇALIŞMAK

17 Mayıs 2020 - 17:08

     İnsanların bir gerçek kişilikleri vardır, bir de insanlara gösterdikleri sahte kişilikleri vardır. Sahte kişiliğini, dünyalık üç kuruşluk çıkarı için yaptığı davranış(lar)ın farkındadır(ki bunu bilerek yapar). Bu yüzyılda ve bu vahim manzara karşısında insan yetiştirmek elbette kolay değildir. (ki kesinlikle bu iş, insan-ı kâmil işidir). Geleceğimizi inşa etme adına bize fırsat sunan Yaratan’a binlerce kere şükrederek, on bir ayın sultanı Ramazan ayında insan-ı kâmil olma adına ne yapabilirsek bizim kârımız olacaktır.

    Yaşadığımız bu çağda, önemini yitirmek üzere olan hayâ duygusu, Yaratan’ın insana verdiği çok asil ve kişinin kendisini Yaratan’a yaklaştıracağı günah ve edepsizlikten koruyan ruhi bir yüce değerimizdir.

    Akıl sağlığı yerinde olan her insan, fert ve toplum planında ahlakın, hayânın, ferdin iç ve dış huzuru, içinde bulunduğu toplumun huzuru ve mutluluğu açısından önemlidir. Ve bu doğrultuda çok iyi/kaliteli bir ahlaki eğitimin kaçınılmaz olduğu muhakkaktır. Ferdin kendisiyle barışık, insanlara/insanlığa faydalı, üretken ve sosyal biri olmasını sağlayacak olan ahlaki eğitim kaçınılmazdır.

    Peygamberimiz, yol rehberimiz, ahlak konusunda en küçük teferruatlara bile değer vermiş ve akıl sağlığı yerinde olan herkesin/her kesimin reddetmeyeceği bir güzellikte, bizatihi kendisi tüm hayatında Kur’an ahlakıyla davranmış ve bu noktada da bütün insanlığa örnek olmuştur. Peygamberimiz ‘Sadelik imandandır.’ diyerek, ifrat ve tefritten kaçan, itidali öneren bir dini/İslam’ı görüyoruz.

    Peygamberimizin; ‘Ey kızım Fâtıma, İslamı gereği gibi yaşa, yoksa yarın kıyamette seni ben bile kurtaramam!’ dediğini biliyoruz. Kıyamette tarafgirliğin, torpilin, adam kayırmanın, mülakat adı altında haksızlığın olmadığını ve daha adını sayamadığımız çok çirkef işleri bildiği için kızını bu noktada uyarma ihtiyacı hissetmiştir.

***
    İslam her zaman tüm karşıt görüşlere meydan okumuş ve onları her açıdan; ilim, fikir, kültür, inanç güçlüğü ...vb konularda rahatça alaşağı etmiştir. Eğer kalbimizin içindeki çıbana bir şeyler düşünemezsek, bir gün -Allah muhafaza- imanınızı tehlikeye sokabilir.

     Hayatta çelişkiler arayanlara, Ramazan aylarında ekranlarda şov yapmak isteyenlere, çok basit sorular sorarak zamanı geçirmek isteyenlere diyeceklerimiz var. Yaratan kelamında ‘İkra’/‘oku’ diyerek, yaşama bu şekilde başlayıp düşünmemizi, delil aramamızı, ilim tahsil etmemizi önerir. Peki, bu değerli önerinin muhatabı bizler değil miyiz? Muhatap alınan bizler sadece aklımızla değil, tüm organlarımızla okumaya çalışırsak, problemler kalmayacak. Bu noktada sadece akıldan hareket etmememiz konusunda Yaradan tarafından uyarılırız. Çünkü aklın sınırlı, ilmin sınırlı olduğunu kabul ederek. Ona/akla taparcasına bağlanarak ve her şeyi o sanarak yapılması da doğru değildir. Aklı aşan ama akla uygun, bilimi çok aşan ama bilime uygun yanıtları sadece ve sadece Yaratan’ın kelamı vermiştir. Başka bir kaynakta bunu bulamazsınız. Tersini ispat etmeye gücünüz yeterse buyurun edin. Şu koca evrende Yaratan’ın kelamıyla çelişen bilimsel bir buluş, kanıtlanmış bir görüş gösterecek bir bilim adamı yoktur. Bu konularda denemeler olsa da sonuç hüsrandır. Bu bilgiler tecrübeyle sabittir. İnanmazsanız, tersi bir durumu ispatlayınız. Hodri meydan!

     Biz aciz kullar İslamı ölçüt kabul etmediğimiz müddetçe hem bu dünyada hem de dünyanın bütün coğrafyasında kaos, huzursuzluk asla durmayacak ve yine gerçek İslami ölçülerle, İslami ölçü sanılan düşünce ve inançlardan kendimizi kurtarmadıkça da İslam hiçbir yere/eve girmeyecek. Bu böyle biline!

     İslamın evlere girmemesi demek; iman bunalımı denen amansız illete yakalanan insanların oluşturduğu ev demektir. Söz yerindeyse boş beyinli ama çok bilmiş bakışlı gözlerle bakan, düzgün, ezberci ve manasız konuşan, cahil ve hasta insanların evleri demektir. İçinden kurtlu ve yaralı, dışta süslü ve havalı insanların evleri demek. Lütfen, dıştan edepli, içten eğrilerden de olmayalım.
***
     Sahur vakti, ışıkları açık evlerden olmak… Ki sahur vakti, oruç için tatlı bir hazırlığın koşturmacasıdır. Oruç, Yaratan için irade savaşı verip her an bedeninle ve ruhunla Yaratan’la olmaktır. Oruç yoksa açlık değil ve kilo vermek için bir araç olmadığı gibi, kendine eza, nefsine sefa da hiç değildir.

    Peygamberimizin ‘Günahlarından tövbe eden, hiç günah işlememiştir.’ uyarısını dikkat alarak, Ramazan ayını fırsat bilip, hatalarımızı/kusurlarımızı görmeye çalışmak ve kalan ömrümüzde bir daha yapmamacasına Yaratan’a içten, yakinen bir duayla söz vermek. İlim, amel ve ihlâs gibi değerli kavramları idrak edebilmek…

   Ramazan ayında, İslam’ın tüm kalplere/gönüllere hâkimiyeti için seferber olmak gerek. Her insan; gücü yettiğince fikri seferberlik mantığıyla hareket edip, kalemiyle, diliyle…kısacası neye gücü yettiyse, kapasitesi ölçüsünde yapabildikleriyle insanlığa katkı sağlayabilmek önemlidir. İslami çizgiden çıkmadan ve can yakıp gönül yıkmadan, bu mukaddes ve kutsal ayda, Yaratan’ın bu zamanın insanına nasip ettiği için Yaratan’a hamd ederek ve her işinden daha çok önem verip, her şeyden daha çok severek ve isteyerek, bu asil sorumluluğu yapması gerekir. Hem bıkmadan hem de yorulmadan ve çıkabilecek her türlü zorluk karşısında asla pes etmeden isteyerek yapmak gerek.  Ramazan ayında sabırla devam edip, ne övenin övmesine ne de sövenin sövmesine aldırmadan, ihlâs ve samimiyetle dosdoğru ola yolunda ısrar etmesi gerekir.

    Ramazan ayında, hem zihnen hem de bedenen hazırlık/plan yapanlara selam olsun.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum