YAŞAMAK YA DA ÖLMEK
Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

YAŞAMAK YA DA ÖLMEK

02 Mayıs 2019 - 22:27

         ‘Yaşamak’ varken, ‘ölmek’i merak etmek, sormak, soruşturmak… 

         ‘Ölmek’ kelimesini ele almak mı daha  kolay, yoksa ‘yaşamak’ kelimesini mi? Hayattaki  istikrarımız ise, acaba hayatı sadece bir tek telden mi çalmak, yoksa yanlışı sergileyerek, doğruyu düşündürmek mi? Tercih hakkınız olduğundan dolayı  karar sizin.

         Bizler, ‘ölmek’  ile ‘yaşamak’ hakkında sağlıklı ‘bilgi edinme’yi nereden ve nasıl alacağız?  Yoksa ‘yaşamak’ın hükmünün bilgisine sahip olanlar, ‘ölmek’in hükmüne gerek duymuyorlar mı? Bu kadar merakımız için çabalamak, bir süre sonra insanı tüketir. Ve bu tükenişinde bir tek ödülü vardır, o da ‘irfan’dır. Gündelik hayatta fazla kullanmadığımız bir kelime. Derin ve anlamlı bir kelime.

***
        Bize ‘ölmek ve yaşamak’ konusunda şifa kaynağını verecek asıl Salihlerin kullandığı, Salih kalemlerdir. Salih kalemler neticesinde anladığımızı, davranışlarda sergilememiz de amel-i salihtir. Yaratan’ın bizden beklediği tepkilerde bulunmamız, icra etmemiz önemlidir. Ama çocukların, fıtratlarının gereği, çocuk gibi davranmalarında hiçbir sıkıntı olmazken, yetişkinlerin çocuk gibi davranışları, yaramazlıkları varsa, ortada bir sorun var demektir. Toplumda da buna benzer çelişkili durumlar yaşanmaktadır. Ölüm sarhoşluğuyla ‘yaşamak’ isteyenler ile yaşarken ‘ölü’ taklidi yapanlar buna verilebilecek en iyi örnektir.
***
       İnandığımız değerler; sadece bize bildiklerimizi değil, bilmediğimiz hususları da öğretecektir. İlim, insanı bildikleri karşısında bazen dehşete düşürebilir. İçimizdeki cehaletin rehavetini, çoğu ilimle karşılaştığımız anda rahatsız olmuşuzdur. İlim sahibi olmak, bilmek insanı rahatsız edebilir. Her isteği yerine getirilen, acı çekmeyen, rahat biri olmaktan bu hususta Yaratan’a sığınırız.
***
     Dışarıdan baktığımızda, şekil itibariyle, her ihtiyacımızı giderdiğimizi zannederiz. Ama iç dünyamızdaki bölümlere gidildikçe, bölümlerin ne kadar kullanışsız olduğunu, yalnız kaldığını, başıboş olduğunu görürüz. Hatta bazı bölümlerin hiç kullanılmadığına da şahit oluruz.

     Hayatı tek düze yaşayanlar diğer adıyla hayattaki bazı bölümleri es geçenler, dünyanın basitlikleriyle vakit geçirirler. Doğru yaptıklarından temiz bir şekilde, istikrarlı bir hayat yaşamanın sefasını sürdüklerini zannederler. Hâlbuki ölümden sonraki hayatı hiçe saymışlar ve hiçbir zaman da fikir/düşünce çilesi çekmemişlerdir. Engellerle de karşılaşmamışlardır. Dudaklarında çokça konuşulan, ama hiç yaşanmayan, sadece salt İslâm.  Bu vahim durumu, insanlara haber vermek gerek. İnsanları haberdar edebilmek için, kişinin önce kendisinin haber almış veya haberdar edilmiş olması gerek. Yoksa maksat hasıl etmeyen bilgi, bilgi değildir. Asıl bilgi, kişide iman artırıcı olmalıdır.
***
      Cahil insan, cesur olur, ama kendini bilen insan, bilmediği bilgiden korkar durur. Huyunu suyunu iyi bilmediği şeyden, hangi kötü sonuçların çıkabileceği açısından korkar. Kişi bu noktada kendinden emin değildir.

        Kötü insanlardan,  rahatsız olmayan insanlar da vardır. Sığındıkları limanlarda bazı kalıplaşmış tümceleri vardır: ‘Benim her görüşe saygım vardır.’ ‘Her görüş önemlidir.’ ‘Karşılıklı saygı ve sevgi’ ‘Eh, bir bakıma öyle..’…vb kurtarıcı ve ara bulucu bu tümceler sayesinde karşıdaki insanlar açısından hiç rahatsız değillerdir. Hiçbir zaman da münakaşa yaşanmaz ve kavga da olmaz. Kandırmaca işlerdir, bunlar. Hâlbuki kalpleri kireç yumağı olan bu insanlar, bulundukları ortamları bu şekilde vernelleyip yumuşatmaktadırlar. Kendilerini kandırmaktan öteye gidemezler. Ama nitelikli insanlar; ezilir, fakir olur, hapse atılır, öldürülür ama kesinlikle zavallı olmazlar. Canını, gözünü kırpmadan veren Şehitlerimiz gibi. Çoğu kimse kolay kolay ‘yaşamak’ varken, ‘ölüm’e seve seve gitmez. Yaratan’a bir an kavuşmak varken, ayrıntıların hesabını bir kenara bırakıp gitmekten daha yüce bir davranış olabilir mi?

      ‘Yaşamak’ ile ‘ölmek’ arasında kararsız kalmamak, tercih yapmak o kadar da kolay değildir.

     ‘Yaşamak’ ve ‘Ölmek’ cenderesinde kalan birileri olarak,  Şehitlerimizin penceresinden İrfan gözlüğünü takarak bakabilmek gerek… Bu açıdan bakabilmek ümidiyle…