Şiirlerini Yakan Şair!
İzzet IRMAK

İzzet IRMAK

KÜLTÜR - SANAT

Şiirlerini Yakan Şair!

08 Haziran 2018 - 04:34


Ülkemizin yetiştirdiği en büyük mütefekkir, şair ve gönül insanlarından biridir Abdurrahim Karakoç. Bir ara siyasete girip çıkışının sebebini soran gazeteciye “Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için de çıktım.” diyecek kadar hakkın hatırını âli tutan bir dava adamı aynı zamanda. Daha çok insanı ve insana dair olan durumları konu alan şiirler yazan Karakoç, aynı zamanda bir gazetecidir. Sade ve sıcak üslubu sayesinde herkesin gönlünde taht kurmuştur.

Edebiyatımızın en donanımlı şairlerinden biri olan Abdurrahim Karakoç, şiirleri ve deneme yazılarıyla kendinden sonraki şairlere örnek olmuştur. Yazdığı pek çok şiiri hayatın içinden seçen şair, bu nedenle defalarca soruşturma geçirmiş, cesur kalemi nedeniyle tutuklanmıştır.

İlk şiirini 1955 yılında taşlama şeklinde yazan şair, eleştirileri ile devamlı gündemde kalmayı sürdürmüştür. Sonraki şiirleri daha çok halk geleneğine uygun yalın ve sade bir içeriğe sahip olmuştur. Halk şairi bölgesi olarak kabul edilen Kahramanmaraş ilinin, Elbistan ilçesinde yaşayan Abdurrahim Karakoç, pek çok halk şairiyle beraber yetişmiştir. Kaldı ki aile geleneğinde de şairlik zaten vardır. Yani o aslında tam anlamıyla temelden yetişmiştir.

Babası ve dedesi de şair olan usta kalem, bu nedenle kendini şiir dünyasında daha rahat keşfetmiştir. Şiirlerinin detaylarında daha çok vatan sevgisi ve toplumsal sorunları ele alan Abdurrahim Karakoç, mizah yüklü bir tarza sahiptir. Dile getirmek istediği her sorunu esprili bir dille ifade eden şair, arkasında pek çok başarılı taşlama şiiri bırakmıştır. Çocukluk yıllarında yaşadığı zorlukları, yoksulluğu dizelerinde dile getiren usta şair, o dönemde yaşadığı mutlulukların da unutulmaz olduğunu vurgulamıştır.

Abdurrahim Karakoç, 7 Nisan 1932 tarihinde Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü (Cela) köyünde dünyaya geldi.

İlk yazdığı şiirleri 2 kitap olacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını 'Hasan'a Mektuplar' ismi altında 1964 yılında 10.000 adet bastırdı. FEDAİ yayınları arasında çıkan bu eser kısa zamanda tükendi ve 2. baskısını yine 10.000 adet bastırdı. 1958 yılında bulunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi.1981 yılı Mart ayında emekli oldu.

Serdengeçti, Töre-Devlet, Ocak, Yeni Düşünce, Yenisey,Alperen yayınları olarak şimdiye kadar 12 şiir kitabı, bir tane de makalelerinden derlenen nesir kitabı çıktı. 1985 yılından sonra gazetecilik yaptı. 30 yılı aşkın bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir. Bilhassa 'Vur Emri' adlı kitap günümüz şairlerinin hiç birisine nasip olmayan kabulü görmüştür. 7 Haziran 2012 tarihinde Hakk'a yürüdü.

Bu güzide insanı bir de kendi dilinden dinleyelim isterseniz:

“Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 7 Nisan 1932 tarihinde dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti. Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, 'Özlenecek neresi var? ' diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıştım. Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.

Bana gelince: Sağ olsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entelektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkâğıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum. Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular. En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim. Allah (cc) kısmet ederse...”

ESERLERİ

Hasan'a Mektuplar (1965)

El Kulakta (1969)

Vur Emri (1973)

Kan Yazısı (1978)

Suları Islatamadım (1983)

Beşinci Mevsim (1985)

Dosta Doğru(1994)

Akıl Karaya Vurdu (1994)

Yasaklı Rüyalar (2000)

Gökçekimi (2000)

Gerdanlık-I (2000)

Gerdanlık-II (2002)

Gerdanlık-III (2005)

Parmak İzi (2002)

Düşünce Yazıları, Çobandan Mektuplar(Deneme)

 

ŞİİRLERİNDEN BİRKAÇ ÖRNEK:

 

MİHRİBAN

Sarı saçlarına deli gönlümü

Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!

Ayrılıktan zor belleme ölümü

Görmeyince sezilmiyor Mihriban!

 

Yâr deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lâmbamda titreyen alev üşüyor

Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!

 

Önce naz sonra söz ve sonra hile

Sevilen seveni düşürür dile

Seneler asırlar değişse bile

Eski töre bozulmuyor Mihriban!

 

Tabiplerde ilaç yoktur yarama

Aşk değince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban!

 

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne

Kar koysan köz olur aşkın külüne

Şaştım kara bahtın tahammülüne

Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban!

 

Tarife sığmıyor aşkın anlamı

Ancak çeken bilir bu derdi, gamı

Bir kördüğüm baştan sona tamamı

Çözemedim çözülmüyor Mihriban!

 

TUT ELLERİMDEN

Sırat’tan incedir sevda köprüsü

Beraber geçelim tut ellerimden.

Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü

Beraber uçalım tut ellerimden.

 

Gönüldeki birlik kalkandır dışa

Aldırma ayaza, yele, yağışa

Giden ilkbahara, gelecek kışa

Beraber göçelim tut ellerimden.

 

Birleşmek üzredir şafakla gurûp

Korku beklenilmez kapıda durup

İster zehir olsun, isterse şurup

Beraber içelim tut ellerimden.

 

Çağır hayallerin en ötesini

Yakından duyarsın aşkın sesini

Sonsuz mutluluğun penceresini

Beraber açalım tut ellerimden.

 

Hatırla kaybolan hatıraları

Elmastan ışıklı, altundan sarı

Zaman tortusundan işte onları

Beraber seçelim tut ellerimden.

 

Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”

Zamanı zamana etme şikayet

Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet

Beraber kaçalım tut ellerimden.

 

(Akıl Karaya Vurdu)

 

50. YIL HESABI

Bağladım nefsimi zincir yulara

Dünyayı duvara astım; gel de gör.

Rahatı huzuru attım kenara

Çileyi bağrıma bastım; gel de gör.


Yürüdüm sel oldum, durdum göl oldum

Mazluma, mağdura kıvrak dil oldum

Zulüm sıcağında serin yel oldum

Yürekten yüreğe estim; gel de gör.


Sonu hatırladım, ilki duyunca

Kula kul olmadım ömür boyunca

Hakkın zehirini içtim doyunca

Batılın balına kustum; gel de gör. 


Ülfetim olmadı iriler ile

Ağıla girmedim sürüler ile

Ölümden korkmayan diriler ile

Selâmı, sabahı kestim; gel de gör.


Aşk ceylanı emzirince sütünü

Taşa çalıp, kırdım benlik putunu

Düşmanımdır inkârcının bütünü

Allah dostlarıdır dostum; gel de gör.


Bazı kötülüğü kovdum elimle

Bazı kötülüğü yerdim dilimle

Gücüm yetmeyince kendi hâlimle

Haksıza buğzettim, küstüm; gel de gör.


Çıkar için lâf davulu çalmadım

Hiçbir yerden makam, rütbe almadım

Bildimse söyledim; korkak olmadım

Bilmediğim yerde sustum; gel de gör.


(Suları Islatamadım)

YORUMLAR

  • 0 Yorum