Kübra ÜLKÜ

Kübra ÜLKÜ

İSLAMİ

İSTANBUL'UN TILSIMLI DİKİLİTAŞLARI 

22 Şubat 2020 - 15:05

Geçen hafta küçük yeğenim Ahmed Mahmud ile kültürel bir gezi kapsamında Miniatürk’e gittik. 
Haliç kıyısında Türkiye'deki çeşitli yapıtların maketlerinin sergilendiği 60.000 metrekareyle dünyanın en geniş alana kurulmuş minyatür bir park. 
Tarihi şuurumuza katkı sağlaması açısından küçük-büyük herkesin ziyaret etmesini tavsiye ederim.

Ahmed Mahmûd’un çok ilgisini çekti büyük bir heyecanla hemen hepsine baktı yeni öğrendiği okumasıyla yavaşta olsa yapıtların önünde verilen bilğileri okudu. 
Baktım en çokta dikili taşlar dikkatini çekti. Hatta kendisine hatıra kabilinden figürlerden birini almak istediğimde tercihi dikili taşlar oldu. Açıkcası ben bunu tasvip etmeyip onu tarihi cami figirüne, gözlem kulesine vs yönlendirdim. Ama sonradan farkettim meğer çizgi filimlerde İstanbul’un dikili taşlarından ve onların tılsımlı olduklarından bahsediliyormuş. O da tılsımlı (doğa üstü gücü) olduğuna inandığı için böyle bir figür edinmek istiyor. 
İstanbul’un dikilitaşları böyle söz edildiği gibi tılsımlı mı? Veya kimler neden böyle inanıyorlar?
İşte bu merak ile ufak bir araştırma yaptım. Edindiğim bilgileri mümkün olduğu kadar özetleyerek size arzetmek isterim. Sonrasında İnşaallah Ahmed Mahmud’u alıp bizatihi dikili taşları gösterecek  onun anlayacağı şekilde anlatacağım tarihi ve dini vechelerini. Sizede tavsiye ederim.

İSTANBUL’UN TILSIMLI DİKİLİTAŞLARI 
(M.S. 117)’de Roma İmparatorluğu'nun ulaştığı en geniş sınırlar:
Batıda atlas okyanusu, doğuda Mezopotamya, kuzeyde İngiltere, güneyde kuzeyde Afrika çölleri. 

1. Kostantinos döneminde başkent 
İstanbul’a taşınır ve şehre ismini verir. Konstantinopolis ( Kostantinin şehri). 
Ayasofya’nın temelleri bu dönemde atılır....

Dikilitaşlar genellikle tek parça taşa , daire  veya dört kenarlı olacak şekilde form verilip, üzeri değişik figür ve yazıların işlenmesiyle inşa edilirdi.
Antik Mısır uygarlığındaki ilk örneklerinde Tanrı Ra’yı sembolize eden dikilitaşlar,  genel olarak imparatorların / kralların yaptığı işleri öven, ilahların desteğiyle kazandıkları savaşları, bastırdıkları isyanları  anlatan bir çeşit “zafer anıtı” olarak inşa edilmişti.  

İstanbul Roma’nın başkenti olunca ihtişamlı olsun için çoğunlukla eski Mısır şehirlerinden ya da Anadolu’daki antik şehir kalıntılarından dikilitaşlar getirildi.

Sonra dikilitaşlara yüzyıllar içinde inşa amaçlarından çok farklı anlamlar yüklendi, haklarında efsaneler uyduruldu, hatta birer dini motif haline getirildi halk tarafından yapılış amaçlarıyla ilgisi olmayan birer obje olarak kurgulandı. 
Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde üzerlerinde yer alan antik Mısır hiyeroglif yazıları ve  Eskiçağ ilahlarının kabartmaları birer tılsım olarak düşünülerek haklarında onlarca efsane yazıldı. 

Hem Bizans hem de Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde İstanbul halkı, savaş, istila, kuşatma gibi insan kaynaklı sorunlardan çok daha fazla korkuyu deprem, yangın, kıtlık, veba salgını hatta yılan, fare istilası gibi doğal afetler karşısında yaşadı.
 1900’lü yıllara kadar var olan İstanbul bugün kalıntılarını görebildiğimiz surlar arasında kalan, nüfusu ortalama 300- 400 bin civarında, çevresi geniş çayırlar, korular, tarlalarla çevrili bir başkentti.  Bugünün Beyoğlu semti 1800’lü yıllara kadar bir köyden daha fazla gelişmiş değildi ve İstanbul olarak kabul edilmiyordu.

İstanbul’da yaşayanlar sık sık baş etmek zorunda kaldıkları doğal afetler karşısında  bazı eski yapılara, anıtlara farklı anlamlar yükleyip bunları birer koruyucu tılsım olarak hayal ettiler. 
17. yüzyılın önde gelen gezgini Evliya Çelebi Seyahatname’sinde İstanbul’u anlatırken dikilitaşların İstanbul’u doğal afetlerden, kıtlığa kadar pek çok olumsuzluktan koruyan birer tılsım olduğundan bahseder.
Evliya Çelebi’ye göre İstanbul’un yedi tepesinde on yedi tane dikilitaş vardı ve hepsi birer nazarlık gibi koruyucu etkilere sahipti. Evliya Çelebi’nin geniş hayal gücüyle kurguladığı tarihsel öykülere, gerçek bilgiler de katarak “farklı” bir dünya kurduğunu bilinen bir gerçektir. 

Tılsım insanların göremeseler de inandıkları doğa üstü güçler yardımıyla kendilerini felaketlerden koruyacağını düşündükleri objeler, gizemli sözlerdir. İnsanlar zamanla dikilitaşlara doğa üstü özellikler atfederek onları inanç sistemlerinin bir parçası haline getirmiş, “koruyucu tılsımlara” dönüştürmüştür.
Pekiyi bu caiz midir?
Hanefi Fıkhı alimlerinden İbni Âbidin hazretleri bıyurur ki:
“Tarlaya kemik, korkuluk, hayvan kafası koymalı. Bir kadın, ürününe nazar değmemesi için ne yapacağını sorunca, Resulullah, 
“Tarlaya hayvan kafası as!” 
Bakan kimse, önce bunu görüp tarladaki ürünü sonra görür.”(Redd-ül-muhtar)

Tivele, temime ve efsun caiz değildir. 
Manasız veya küfre sebep olan rukyeyi okumaya Efsun denir. Nazarı bizzat önlediğine inanılan nazarlıklara Temime denir. Şirinlik muskası denilen rukyelere Tivele denir. Rukye, okuyup üflemek veya üzerinde taşımak demektir. Rukye, âyet ve hadis ile bildirilen dualarla yapılırsa taviz denir. Taviz ise caizdir. Hadis-i şerifte, İlaçların en iyisi Kur’an-ı kerimdir”. buyuruldu. (İbni Mace)

İSTANBUL’UN TILSIMLI DİKİLİTAŞLARI 
(M.S. 117)’de Roma İmparatorluğu'nun ulaştığı en geniş sınırlar:
Batıda atlas okyanusu, doğuda Mezopotamya, kuzeyde İngiltere, güneyde kuzeyde Afrika çölleri. 

1. Kostantinos döneminde başkent 
İstanbul’a taşınır ve şehre ismini verir. Konstantinopolis ( Kostantinin şehri). 
Ayasofya’nın temelleri bu dönemde atılır....

Dikilitaşlar genellikle tek parça taşa , daire  veya dört kenarlı olacak şekilde form verilip, üzeri değişik figür ve yazıların işlenmesiyle inşa edilirdi.
Antik Mısır uygarlığındaki ilk örneklerinde Tanrı Ra’yı sembolize eden dikilitaşlar,  genel olarak imparatorların / kralların yaptığı işleri öven, ilahların desteğiyle kazandıkları savaşları, bastırdıkları isyanları  anlatan bir çeşit “zafer anıtı” olarak inşa edilmişti.  

İstanbul Roma’nın başkenti olunca ihtişamlı olsun için çoğunlukla eski Mısır şehirlerinden ya da Anadolu’daki antik şehir kalıntılarından dikilitaşlar getirildi.

Sonra dikilitaşlara yüzyıllar içinde inşa amaçlarından çok farklı anlamlar yüklendi, haklarında efsaneler uyduruldu, hatta birer dini motif haline getirildi halk tarafından yapılış amaçlarıyla ilgisi olmayan birer obje olarak kurgulandı. 
Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde üzerlerinde yer alan antik Mısır hiyeroglif yazıları ve  Eskiçağ ilahlarının kabartmaları birer tılsım olarak düşünülerek haklarında onlarca efsane yazıldı. 

Hem Bizans hem de Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde İstanbul halkı, savaş, istila, kuşatma gibi insan kaynaklı sorunlardan çok daha fazla korkuyu deprem, yangın, kıtlık, veba salgını hatta yılan, fare istilası gibi doğal afetler karşısında yaşadı.
 1900’lü yıllara kadar var olan İstanbul bugün kalıntılarını görebildiğimiz surlar arasında kalan, nüfusu ortalama 300- 400 bin civarında, çevresi geniş çayırlar, korular, tarlalarla çevrili bir başkentti.  Bugünün Beyoğlu semti 1800’lü yıllara kadar bir köyden daha fazla gelişmiş değildi ve İstanbul olarak kabul edilmiyordu.

İstanbul’da yaşayanlar sık sık baş etmek zorunda kaldıkları doğal afetler karşısında  bazı eski yapılara, anıtlara farklı anlamlar yükleyip bunları birer koruyucu tılsım olarak hayal ettiler. 
17. yüzyılın önde gelen gezgini Evliya Çelebi Seyahatname’sinde İstanbul’u anlatırken dikilitaşların İstanbul’u doğal afetlerden, kıtlığa kadar pek çok olumsuzluktan koruyan birer tılsım olduğundan bahseder.
Evliya Çelebi’ye göre İstanbul’un yedi tepesinde on yedi tane dikilitaş vardı ve hepsi birer nazarlık gibi koruyucu etkilere sahipti. Evliya Çelebi’nin geniş hayal gücüyle kurguladığı tarihsel öykülere, gerçek bilgiler de katarak “farklı” bir dünya kurduğunu bilinen bir gerçektir. 

Tılsım insanların göremeseler de inandıkları doğa üstü güçler yardımıyla kendilerini felaketlerden koruyacağını düşündükleri objeler, gizemli sözlerdir. İnsanlar zamanla dikilitaşlara doğa üstü özellikler atfederek onları inanç sistemlerinin bir parçası haline getirmiş, “koruyucu tılsımlara” dönüştürmüştür.
Pekiyi bu caiz midir?
Hanefi Fıkhı alimlerinden İbni Âbidin hazretleri bıyurur ki:
“Tarlaya kemik, korkuluk, hayvan kafası koymalı. Bir kadın, ürününe nazar değmemesi için ne yapacağını sorunca, Resulullah, 
“Tarlaya hayvan kafası as!” 
Bakan kimse, önce bunu görüp tarladaki ürünü sonra görür.”(Redd-ül-muhtar)

Tivele, temime ve efsun caiz değildir. 
Manasız veya küfre sebep olan rukyeyi okumaya Efsun denir. Nazarı bizzat önlediğine inanılan nazarlıklara Temime denir. Şirinlik muskası denilen rukyelere Tivele denir. Rukye, okuyup üflemek veya üzerinde taşımak demektir. Rukye, âyet ve hadis ile bildirilen dualarla yapılırsa taviz denir. Taviz ise caizdir. Hadis-i şerifte, İlaçların en iyisi Kur’an-ı kerimdir”. buyuruldu. (İbni Mace)

YORUMLAR

  • 0 Yorum