Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

ABD SEÇİMLERİNE TÜRKİYE'NİN ETKİSİ

06 Kasım 2020 - 22:53

ABD SEÇİMLERİNE TÜRKİYE'NİN ETKİSİ

ABD'de yapılan seçimlerde nasıl bir sonucun çıkacağıyla ilgili yıllardan beri bildiğimiz, Yahudi lobisinin hangi adaya göz kırptığıdır. 

Dikkat edilirse bu son seçimde görüldüğü üzere stratejileri farklı da olsa iki adayın bu kozu oynadığı dikkatlerden kaçmayacaktır.

Trump'ın stratejisi İsrail Yahudileri üzerine iken Biden, ABD'deki Yahudi lobisine göre bir strateji izledi. 

Trump'ın İsrail hükümetine sağladığı destekler hepimizin malumu; 

İsrailli yetkililerin açıklamalarına göre, Trump, İsrail'e başka hiçbir ABD başkanının sağlamadığı şeyler sundu. Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıdı, ABD büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıdı ve Filistinlilere mali yardımı kesti.
Trump bunlarla yetinmeyerek Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Washington'daki ofisini kapattı, işgal altındaki Filistin toprakları üzerine inşa edilen Yahudi yerleşimleri "yasal" kabul etti ve İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıdı.

Biden ise buna mukabil Çin, ekonomi, Dünya Sağlık Örgütü gibi konularda Trump'ün üzerine gidip seçim kampanyasını yürütürken özellikle Türkiye aleyhine yaptığı çıkışlar ve neticede Recep Tayip Erdoğan'ı tasviye planıyla göz doldurmaya çalıştı. 

Öyle zannediyorum ki ABD'deki Yahudi lobisini memnun eden de Biden'in Türkiye'deki mevcut hükümetimizin üzerine gelmekle sergilediği düşmanca yaklaşımları oldu. Çünkü bu seçimde ABD'deki Yahudi oylarının yüzde yetmişinin Biden'e gittiğine dair aldığımız haberler bu stratejinin etkili olduğunu göstermektedir. 

Trump'ın İsrail politikası Türkiye'nin yükselişini engellemediği gibi bu durum ABD'nin yetersizliğine hamledilirken, Biden'in yaklaşımında ise alenen bir Türkiye karşıtlığı görülüyordu.

Haliyle derin Yahudiler için umut vadeden aday Biden oldu. 

Yeni bir dünya düzenine ayar verildiğinin arefesinde olduğumuz şu son zaman diliminde yaşananlar, Türkiye'nin bu yapılanmada kilit bir ülke olduğunu göstermektedir. Haliyle güçlü bir Türkiye, kötü niyetli gelişmiş ülkeleri ziyadesiyle rahatsız etmektedir.

Bu gücümüzü, NATO üyesi olmamıza ve ABD'nin istememesine rağmen Rusya'dan akdığımız S-400 füzeleri üzerinden kopartılan fırtınalara aldırış etmemekle, beride İHA ve SIHA'larla sahalardaki başarlarımızla ve de Suriye'de teröre, Libya'da Rus silahlarına ve bugün Azerbaycan'da Ermenilere göz açtırmamamızdaki gücümüzle tüm dünyaya gösterdik.

Diğer taraftan Yahudilerin  "Arz-ı Mev'ud" denilen topraklarda Büyük İsrail'i kurma emellerinin önündeki en büyük engelin Türkiye olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bayraklarındaki iki çizginden birinin Nil,  diğerinin de Fırat olduğuna bakılırsa hedeflerinin bu iki nehir arasındaki topraklar olduğu için bugün Mısır Sisi'ye teslim edildi; Fırat'ın doğduğu diyar Anadolu da bu yüzden teslim alınmak isteniyor. 

Bu hakikatin göz ardı edilmesinde;

Libya ile başlayıp Kıbrıs'la devam eden ve Yunan'ın kışkırtılmasıyla sürmekte olan olaylar zincirine baktığımızda Akdeniz'de kopartılan bu fırtının hiç de öyle sıradan bir mesele olmadığının anlaşılamayacağı gibi;

BAE ile Suud'un başını çektiği Arap yönetimlerinin de batının saflarına çekilerek Türkiye'nin İslam Ümmeti adına giriştiği mücadelede yanlız bırakılarak dogduğu yerde boğulmaya çalışmasının sebebi de anlaşılamaz.

Kendilerince yayılma politikaları karşısında direnecek müslümanlardan Arap kesiminin saf dışı bırakılarak Türkiye'nin yalnızlaştırılması yolunda İran'a bakışlarını da CIA'nın Türkiye sorumlusu Fuller'in yazdığı kitapta yer verdiği; Amerikalılar olarak dünyayı yeniden şekillendirmek istediklerini, ancak buna ehl-i sünnet Müslümanlarının engel olduğunu, bu manada şii olan müslümanları tehlikeli saymadıklarından İran'dan çekinilmemesine yapılan vurgunun akabinde asıl tehlikenin sünni müslumanlardan geleceğine dikkatleri çekerek Türkiye'nin engellenmesinin gerekliliğine dair bilgilerde görebiliyoruz. 

Kotü bir niyet ve sinsi bir planla karşı karşıyayız. 

Biz burada, Türkiye'nin güneyden kuşatılması planından tutun da içerden çökertilmesi adına PKK, DHKP-C ve FETÖ gibi terör örgütleriyle yapılan kanlı eylemlere varıncaya; ve kökleri ta II. Abdülhamid Han dönemine kadar giden kirli bir planın hedefinde Türk devletinin zayıflatılmasını, hatta Anadolu'dan çıkartılarak geldiğimiz Orta Asya'ya tekrar sürülmemizi arzu edecek derecede bize karşı kin besleyen bir zihniyetten bahsediyoruz.

Bu durum tiye alındığı taktirde, dünyada meydana gelen olayların yerli yerine değerlendirilemeyeceği gibi bu düzende nasıl bir rol aldığımız, dolayısıyla olup bitenlerin Türkiye'ye yansımasını da kimse anlayamaz.

Kabuğunu yırtan bir Türkiye, içimizdeki siyasi muhalefetle engellenmeye çalışılıyor. Bizdeki muhalefet ne yazık ki Biden'in Yahudi lobisini memnun eden ağız yapısıyla konuşmaktadır. Çünkü bu ağız, vesayetçi hükümetlerin özlendiği bir Türkiye'nin yıllardan beri kullana geldiği bir ağızdı. 

Artık zaman partizanlık yaparak siyaset yapma zamanı değil; bilakis devletimizi, ayaklarına vurulan prangalardan kurtarma yolunda yapılacak siyaset zamanıdır.

Yavuz Donat'ın, Mesut Yılmaz'la alakalı ölümünden sonra kaleme aldığı bir hatırası adeta kan dondurucuydu. Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı döneminde Dışişleri Bakanlığı yapan Mesut Yılmaz, vereceği kararlarda Kenan Evren'in kendisini "Amerikanın haberi var mı?" şeklinde uyardığını ama bunu yazmamasını tenbih ederek dertleştiğini okuduğumuzda nasıl bir oyunun içine çekildigimizi anlamış oluyoruz ki Kenan Evren'in 80 ihtilalini gerçekleştirdiğinde Amerikan'ın "Bizim çocuklar" dediği kişi olduğunu bilmeyenimiz yoktur herhalde.

Ülkemizde kendi çocuklarınin değil de Anadolu'nun çocuklarının hükümranlığı; başka bir deyişle Olimpus Dağı'nın değil de Hira Dağı'nın çocuklarının yükselen sesidir asıl bunları dehşete düşüren

Bizim güçlü varlığımız elbette Yahudi ve ehl-i Salipleri rahatsız edecektir. Biden'in Evanjelik mezhebine mensubiyetiyle Yahudi ve Hristiyanları İslam'a karşı tek cephede birleştiren bir isim olması da yabana atılmamalı. 

Onların Arz-ı Mev'ud planlarının önünde İstanbul'u feth eden ruhumuzla varlık göstermemiz, dikkat edilirse batı medyasında Türkiye'den bahsedilince Osmanlı'nın tekrar geldiği üzerine yapılan yorumlar, genetik kodlarımızı yeniden yakaladığımızın göstergesidir.

Bize her ne kadar tarihimiz unutturulsa da ecdadımızın gök kubbede bıraktığı hoş sada onları çileden çıkarmaktadır.

İster kabul edelim ister etmeyelim Yeni Dünya Düzeni'nde hesaplar Türkiye'ye göre yapılmaktadır.

Biden'in, Türkiye'yi hedef alarak seçim propagandalarında malzeme olarak kullanması bile başlı başına Türkiye'nin Yeni Dünya Düzeninde ne denli bir rol aldığını göstermesi adına yeter de artar bile.

Mustafa Salim
06 Kasım 2020 Ankara