Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

AYASOFYA'DA KALKAN KILIÇ MEĞER KİMLERE BATMIŞ

28 Temmuz 2020 - 17:50



Ayasofya’nın müze olmaktan çıkarılıp yeniden ibadete açılmasını öngören  Danıştay’ın, 86 yıl önce verilen yanlış kararı iptal eden yeni kararı neticesinde tekrar cami hüviyetine kavuşması üzerine yaşlı bir bayanın karşı cenahın duygularına tercüman olurcasına adeta kinini kustuğu videoyu izlerken, Anadolu’da yıllarca Müslümana çektirilen işkence ve zulmün nereden kaynaklandığını bir kez daha gördüm ve iliklerime kadar hissederek bir daha  anlamaya başladım.

Kadın, yaşına başına bakmadan, genç bir bireyin ancak sergileyebileceği hırs, kin ve nefretle bezenmiş konuşmasıyla kültürümüzden tamamen uzak, antenleri batıya dönük, çanakları batının zehriyle doldurulmuş bir hamurun mücessem biçimiyle karşımızda durup, tamamen batı standartlarına uygun kafa yapısıyla,  yediği yalağa eder bir tavırla biz Müslümanlara yönelik yaptığı hakaretlerle saldırıya geçmesini izlerken Ayasofya konusunda ne kadar da doğru bir karar verdiğimize bir daha kani oldum.

Çünkü bu kadın düşman ağzıyla konuşuyordu. Bayrakları yarıya indirilen Yunan’ın yasını tutuyordu.

Konuşmasında, Anadolu’nun dirilişini gördüm, zulme dur diyenlerin ayak seslerini duydum, karanlıklara sinen sinsi yüzlere şahit oldum.

Batının huzursuzluğunu, içimizdeki uzantılarının kaçan uykularını, deprenişe geçen mankurtları fark ettim. Sonuçta öz yurdumun kaymağına yamanmış yamyamların tamtamlarının çılgınlığa bürünüşüydü konuşmadaki o höykürüş...

İşte kadının hezeyan dolu konuşması:

“Hala sindiremediniz. 18 sene de yetmedi size; 38 sene de geçse zaten sindiremezsiniz. Çünkü taban yok,  çünkü kök yok, çünkü cehalet var.

Ayasofya’yı cami yapmak ne?

Dünya mirası bu, dünya mirası!

Ha bir takım öküzler de yazmışlar oraya; çok şekerler: Oh özüne döndü sonunda falan. Özü, kilise birader.  Düzgün oku sen. Oku ya, bir oku. Ondan sonra bir yorum yap. Senin derdin nedir ya?

Sen gitsene, Şamd’a Emevi Camii’nde namaz kılacaktın falan. Ne oldu? Şam şeytanı mı oldun? Şam’a gidemedin, Şam şeytanı oldun.
 
İyi, çok güzel, harika şimdi insanlar. Ayasofya muhteşem korunmuş bir dünya mirası. Bu bir müze. Bütün insanlara açık; bölmeden, bak bölmeden. Kafaları basmıyor yani. Kafaları basmıyor, çünkü bölüştürmeden ve kimlik yoksunluğu çekiyorlar. Ancak dinci kisvesi altında var olabileceklerini zannediyorlar ve öyleler zaten. Çünkü ancak kendileri gibi cahillerle, kendileri gibi yobazlarla, kendileri gibi din tüccarlarıyla, kendileri gibi dini birtakım şeylere alet eden insanlarla bir varlık kazanabileceklerini düşünüyorlar ki doğrudur.

Ama Ayasofya’yı rahat bırakın.  Ayasofya bütün dünya insanının mirasıdır. Senin babanın oğlu yapmadı; sen de yapmadın.

Senin insanların girecekler. O Ayasofya’nın yerleri halı ile kaplanacak, bütün tarih tarumar edilecek; insanlar, neymiş efendim, girip camide namaz kılacaklar. Karşısında Sultanahmet var. Başka namaz kılınacak yer mi yok?  Kompleksin nedir ya? Senin derdin nedir ya?

Ha, bir kere de insani, bir kere de evrensel, bir kere de medeni bir karar ver be kardeşim yani.

Nedir ya! Ayasofya cami oldu da ne oldu? Ayasofya cami olarak mı yapıldı? Senin derdin nedir ya? Fatih’ten takmış; onu yapmış, bilmem neden yapmış. Surların içine şeyler dikerler, kalenin içine şeyler dikerler, kalenin içine cami dikerler… Bu kompleksinizden bir arının ya. Dünya mirası, dünya tarihi. Kültür diye bir şey var. Kültür, kültür. Ayasofya’nın cami olması ne demek? Yettiniz, hakikaten yettiniz.” yaşlı acuzenin sözleri burada biter.

Buna şimdi ne diyelim?

Bu hassasiyetini Kudüs’ün İsrail’e başkent yapılmasında gösterdi mi?

Acaba dedelerinin, Ayasofya müzeye çevrildiğinde tepkileri ne oldu?

Bunlar aklıma gelen sadece iki soru ve benzeri daha binlerce soru var kafamda. Kafayı fazla yormaya değer mi? Bence değmez.

Bu konuşmanın her satırına verecek okkalı cevabımız elbet vardır. Yıllarca hakikatten mahrum kalmış bir kafanın biriktirdiği yetmiş yıllık kirden arınması mümkün olmayacağından konuşmasındaki bunamışlık seviyesini okuyucuya bırakarak genel anlamda bir değerlendirme yaparak meramımı paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şunu arz edeyim. Istanbul'un fethi, Peygamberimin bize asırlar öncesi bir müjdesi, hedefimizi göstermesi bakımından da bizim kızıl elmamız, küfrün entrikalarına karşı da cihana adaleti hakim kılmak için dünyaya açtığımız bir kapıdır. Bu açılan kapıdan içeriye hak namına ne varsa insanlığa paketlenmiş hediyeler olarak sunmaktır dileğimiz. Ne kimsenin canını yakmak ne de mallarını gasp etmek için. Mükafatın Allah'tan olduğuna inandığım gayretlerimiz hep insanlığın faydasınadır ancak. Benim kavgam, güzellikleri sunmamda karşımda duranlaradır.

Batılın keyfine, kalkıp Hakkı zail edemem. Dün Bizans'tı bu hak bezirganları, bugün de onların izinde giden kendini bilmez niceleri. Ne onlar engel oldu İstanbul'un fethine, ne de bunlar engel olurlar Ayasofya'nın kırılan zincirine...

İşte, Ayasofya'nın kırılan makus tarihine karşı depreşen bu nine aslında, inandığı hayata göre konuşuyor ve kendisince de gayet haklı. Özellikle de kendi mahallesinin sesi olması bakımından da önemli.

O mahallenin inandığı hayatta Haçlılara çanak tutmak var, imansızlık var, onursuzluk var, kahpelik var, şerefsizlik var, şahsiyetsizlik var... Var da var. En kötüsü de yaşadığı ülkeye olan ihanetleri...

O mahallenin bu acuzenin şahsında tezahür eden vasfını irdelediğimizde bu yaşlının inanan insanlara cahil yaftalamasıyla yaptığı hakaret, aslında tiynetinin ne olduğunu zaten gösteriyor. Aynaya bakıp kendisini görmesidir bu hakaretleri...

Bu tür insanların bilgi düzeyi ve seviyesi bir yana  ruhsal sorunlar yaşadıkları gayet açık. Tavrında insaniyet adına hiçbir erdem olmadığı görülecektir ve görülüyor zaten.

Düşüncesi ne olursa olsun farklı dünya görüşlerine sahip başka birilerini dışlamak insanlığın neresine sığar?

Şimdi bu yaşı yetmişi geçmiş acuzeye bakıyorum, bugüne kadar yaşadığı hayatın acaba ne kadarı insanca idi? Hayvandan tek farkı şeklen insana benzemesiyse vay haline...

Bunun manası, ruhunu ihmal etmiş demektir. Ahireti yok demektir. Kutsalı bitmiş demektir. Mana alemi kararmış demektir. İç aydınlığını kaybederek zulmeti yaşıyor demektir. Keşke tamamen hayvan olsaydım dediği gününün pişmanlığı da fayda vermeyecektir. O gün artık cehenneme atılan odundan başka bir şey de olmayacaktır.

Nefsin elinde oyuncak olmuş bu acuzenin seküler bilgi düzeyinde ise ne demokrasi, ne başka bir sosyal hayata tahammülü, ne de hak ve özgürlük adına bir öngörü ve teslimiyeti mevcut.  Ne yazık ki bunların her şeyleri aldatmaca ve kibre dayalı.

Peki bu durumda kim cahil? Bir asırdır asmadıkları adam bırakmayan bu zihniyet mi, yoksa bin yıl boyunca değil sadece kendilerine, tüm dünyada adaleti ikame eden Müslümanlar mı?

İstanbul'un fethine en çok sevinenin zamanın Hristiyan halkını göremeyen bu zavallılar, Ayasofya'nın ibadete açılışının mahiyetini ne kavrayabilirler ne de tahammülleri olur.

On sekiz yıllık iktidara kan kusan bu acuze kadın, bir asırlık iktidarın hangi güzel örneğiyle duruyor karşımızda?

Çağdaşlık adına ülkemizi yıllarca gerileten bu zihniyetin acuzesi, neyiyle övünüyor da on sekiz yılda ülkeyi şaha kaldıran Ak Partimizin iktidarına höykürüyor?

Bu, azınlıklardan bir acuze ise hak veririm de bizden nefret etmesine; lakin bir Anadolulu ise üzülürüm böyle ahmak kalmasına. Üzülürüm yalanlarla doldurulan beyinlerine; tarihimize küfredişlerine...

Yunan'ın bayrak indirişini anlarım da bayrak indirten hamlemizin kılıcı bunların neresine battı işte onu anlamıyorum.


Mustafa Salim
25 Temmuz 2020 Ankara

YORUMLAR

  • 0 Yorum