Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

ERDOĞAN'A SALDIRAN KABİL YALANCILARINA KARŞI HABİL OLABİLMEK

27 Nisan 2021 - 12:33 - Güncelleme: 27 Nisan 2021 - 19:04

Hani Habil ile Kabil’in hikâyesini biliriz. Biri iyi niyetin, diğeri de kötülüğün sembolü olup çıktılar. O günden sonra da bu gelenek devam etti beni Âdem’in biz çocukları arasında ve kimimiz iyilerden, kimimiz de kötülerden olup yolumuza devam ettik. O günden sonra mücadele de hep bu iki farklı zihniyet arasında devam edip gitmektedir. Öncesinde iyilik ve kötülüğün taraftarlarından biri insan olmadığı için belki bu kadar iç içe değildik.​

Dünyada da olup biten her şeyin altında bu iki gurubun çatışması var; ülkemizde de…​

Kabil’in temsil ettiği dünyanın merkezinde aldatma var, doğruyu saptırma var, iyiyi kötü gösterme var… Velhasıl bu anlayışın altında bin bir türlü yalan var.​

Habil’in temsil ettiği yolda, güven var, doğruyu ilan var, iyiliği baş tacı etmek var… Velhasıl, ucunda ölüm de olsa doğrudan şaşmamak var.​

Çünkü hak yolun ilkesi doğruluktur. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Müslüman yalan söylemez. Yalanı ancak iman etmeyen kimse uydurur.”​

Yalancılara karşı bir Müslümanın tavrının nasıl olacağını da yine Hucurat Suresinde geçen “Ey iman edenler... Eğer bir bozuk inançlı size bir haber getirirse, iyice araştırın... (Yoksa) işin doğrusunu bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da yaptığınıza pişmanlık duyarsınız!” ayetinde görebiliyoruz.​

İslam, temel çerçevesi Kur’an ve Sünnetle belirlenen bir hayat nizamıdır. Bu nizam, imanla başlar, ibadetlerle kaim olur, güzel ahlakla devam eder. Dünyayı kötü ve kötülerden arındırmayı bir vazife telakki eden Müslüman bu yolda en güzel mücadelesini verir.​

Ecdadımızın bu Coğrafya ’da bin yıllık hüküm sürmesinin temelinde işte bu bilinç yatmaktadır.​

Dünyada ve ülkemizde cereyan eden olayların iç yüzünü öğrenmenin yolu belli. Doğru ve yalancıların kimler olduğuna bakmak yeterli olacaktır.​

Batılın mayasında yalanın var olduğu doğrusunu kabul etmemiz gerekir. Sonra da kimlerin batıl taraftarı olduğuna bakılır. Bu taraftarlar ister devlet olsun, ister parti, ister dernek ya da kişiler olsun hiç fark etmez.​

Yalan bir zulümdür. Bu sebeple “Küfür devam eder, zülüm devam etmez”​ prensibi bize, dünyayı yönetecek devletlerin yalan siyasetle kaim olmayacağını gösteriyor.​

Mesela, ABD’nin devlet ağzından çıkan soykırım iddiası bir yalandır. Bugün içimizde buna sevinerek aynı doğrultuda beyanat veren ne kadar parti, dernek, medya kuruluşu ve şahıslar varsa sarf ettikleri sözleri yalan içerdiğinden, bunlara çok dikkat etmemiz gerekmektedir.

Türkiye’nin bir asra yakın geçmişinde vesayete dayalı bir yönetim ve yönetici kadrosu olduğu için bizi töhmet altında tutan bu uluslararası yalanlara gereken cevaplar verilmediğinden ülkemiz yalancıların oyuncağı haline gelmişti. Bu zaman zarfında ne FETÖ’nün iç yüzü anlaşılmıştı, ne PKK’nın gerçekten bir Ermeni örgütü olduğu ve ne de Ana muhalefetin bunlarla iltisaklı bir İttihat ve Terakki uzantısı olduğu.​

Son günlerde uydurulan şu “128 milyar dolar nerde yalanı” bile başlı başına bir yalan mekanizmasıyla karşı karşıya olduğumuzu gösterirken, milletin desteğiyle gelen Cumhurbaşkanımız bu yalanlarını suratlarına bir paçavra gibi fırlatarak yayınladığı görüntülerle muhalefetin iftirasını çürüttü. Erdoğan görüntülerde, muhalefetin önde gelen propaganda ve yalan uzmanlarından Sedef Kabaş’ın, kitleleri yalanla uyutma taktiği verdiği konuşmasını da yayınladı.​

Sedef Kabaş’ın görüntülere yansıyan ifadelerini dinlerken sanki, dersini dünyanın en büyük yalancılarındanJoseph Goebbels denen Nazi Almanya’sının “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı”ndan almış gibi bir düşünce sarmalında buldum kendimi.​

Goebbels’in kendi cümlelerine bakarsanız siz de bana hak verirsiniz.
İşte o cümleler;

"Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır.​

Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.​ ​ Aynı yalanı sürekli tekrarlamak, o söylemin nereden geldiğini unutturur ve insanların kendi fikri gibi benimseyip savunmasını sağlar.​ ​

Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin​ ​

Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.​

Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.​

Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.​

Sadece bir düşmana odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.​

Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.​

İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır. Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak çok kolaydır.​

Basın iktidarın kullandığı dev bir klavyedir.​

Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.​ ​

Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır.​"

Goebbels ile Sedef Kabataş arasındaki bu benzerlik ne tuhaf…​

Lütfen, içimizdeki Kabil taraftarı Batılın zebunu şu Goebbels ile Sedef Kabataşçıları iyi tanıyalım ki olaylara bakarken hüküm vermede hata etmeyelim.​

Kılıçtaroğlu CHP’nin başına nasıl geldi?​

İYİ Parti nasıl ve ne amaçla kuruldu?​

Gelecek ve ​ Deva Partilerin kuruluş amacı ne?​

​Oslo görüşmeleri, Gezi Olayları, 6-7 Ekim Kobani Olayları, 17-25 Aralık Ekonomik linç hareketi, MİT Tırları Baskını ve en son 15 Temmuz Olaylarını isterseniz bir de bu Goebbels ve Sedef Kabataş’ın yalanlarını göz önünde bulundurarak bir daha gözden geçirin. ​ ​

Bugünkü muhalefetimiz maalesef Kabil’i temsilen yoluna devam etmekte ve ondan tevarüssen gelen tüm hinlikleri yaparak gereğini fazlasıyla yerine getirmekteler. Goebbels ve Sedef Kabataş ne kadar da dedeleri Kabil’e benziyor.​

Kabil’de kıskanma, yalan, iftira, çarpıtma, çekememe, menfaatine yontma adına ne kadar bencilce sıfatlar varsa daha da fazlasını görürsünüz.​ ​

Geçen haftayı yine patates ve soğan gündemiyle kapattık.​

Yine ne karalamalar ne yalanlar. ​ ​

Bu siyasetin yabancısı değiliz ki. ​

Daha dün, Başkanlık Seçimine giderken hükümeti sıkboğaz etmek isteyenler, dirsek temasında bulunduğu kişilerle patates ve soğan fiyatlarına çektikleri astronomik bir ayarla milleti bezdirmek isteyen bu muhalefet değil miydi? Ve bunun oylara yansımasını beklemişlerdi. Kirli adım atmakta mahir bu çevre, savaşlardaki hileyi yanlış anlamış olmalıydılar ki ahlakilik ilkesine ters ne varsa yapmayı bir marifet görerek kandırmanın akla gelebilecek envaı çeşit yollarına başvurmuşlardı ve başvuruyorlar.​

O günleri hepimiz hatırlıyoruz. Fazla da eskiyen bir tarih değil. Hükümetimizin bunların bu karalama ve bel altı vuruşlarına karşılık yaptığı savunma ve aldığı önlemleri de daha dün olmuş gibi hatırlıyoruz. Basit oyunlarla kirli siyaset yapanlara karşı mücadele etmek hakikaten zor bir iş. Bir delinin kuyuya attığı taşları temizlemeye yeltenmiş kırk akıllı durumuna düşmek öyle kolay bir zanaat değil. Bu tür delilerle uğraşmaktan gına geldiğimiz gibi boşa geçen zamanın bedelini ise öde öde bitmez noktasına geliveriyoruz.​

İzledikleri siyaset, sadra bir şifa vermediği gibi şifa verenlerin yoluna diken atmaktan ibaret olunca da bu, milletin hep zararına olmuştur. Diken diye addettiğimiz yalan ve iftiraları halkın ekseriyetinin araştırarak doğrulara ulaşma diye bir dertlerinin olmayacağını bildiklerinden, belki de tam tersine koca adamlar yalan mı söyleyecek yollu bir çıkarımda bulunarak bu iftiralara inanacakların da olacağını varsaydığımızda doğru siyaset yapanların işinin öyle pek de kolay olmadığı ortadadır.​

Bugün ülkemizin haklı ve doğru çıkışlarını gölgede bırakmak isteyen bu yalancılara fırsat vermeyelim.​

Ayrıca şu 29 Nisan’da başlayıp 17 Mayıs’ta sona erecek üç haftalık kapanma kararını doğru okuyalım ki yalancıların hanesine mum taşıyıcılardan olmayalım.​

Doğruların yardımcısı Allah’tır. Artık yalancıların mumu sönmek üzere. Gelin hep beraber daha erken söndürelim bu yalancıların mumunu. Bizim de bir katkımız olsun.​Elimiz gül toplamıyor ya.​

Mustafa SALİM​

27 Nisan 2021, ANKARA