İDLİB'TEKİ EBREHELERE KARŞI TÜRK EBABİLLERİ…
Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

İDLİB'TEKİ EBREHELERE KARŞI TÜRK EBABİLLERİ…

04 Mart 2020 - 19:28


Orsam’ın Bahar Kalkanı Harekâtı üzerine 03/03/2020 Salı günü düzenlediği “Siyasi, Güvenlik Boyutlarıyla ile İdlip” konulu panel toplum olarak ne kadar hassas olduğumuzu göstermesi adına sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve üst düzey bürokratlar ile yabancı ve yerli basın mensubunun hazır bulunduğu duyarlı bir topluluk karşısında ve güzide bir ortamda alanında uzmanların bildirileriyle verdikleri malumatlar dikkat çekiciydi. ​

İdlip olayının sunulduğu panelde tüm detaylarıyla ele alınan harekâtın, Türkiye için ne denli önemli olduğunun altı çizilirken, diğer taraftan da birlik ve beraberliğimize her zaman olduğu gibi bu günlerde de ihtiyaç duyduğumuz bir zaman diliminde düşmanların ekmeğine yağ sürecek türden karalayıcı söz ve davranışlardan medet uman insanların da var olduğunu görmek  esef-i mucip bir durum maalesef. ​ ​

İşte bu yüzden görünen ve görünmeyen düşmanlarımız var olduğu müddetçe bu kalkanlarımız inmeyecektir. İçimizdeki hainlere de bu kalkanlar kapak olsun. Modern Ebrehe’lere taş yağdıran modern Ebabillerimiz sahnede artık. ​ ​

İdlip'te ne aradığımızı anlamayan ve anlamak istemeyenleri kategorize ettiğimizde karşımıza iki grup insan tiplemesi çıkmaktadır. Bunlardan bir kısmı kulaktan duyma, gerçekleri araştırmadan, deruni tefekkürden uzak, sazan balığı türünden kimseler iken bir kısmı da gerçekleri bildiği halde ülke olarak aleyhimize olabilecek türden ne varsa her şeyi isteyen hain insanlardır. ​

Hain ya da ihanet şebekesinin dümeninde olup birlik beraberliğimize kast eden bu insanlara soruyorum:​

Gezi'yi istediniz, ​

15 Temmuz'da millete inen bombaları istediniz, ​

PKK'nın can yakan eylemini istediniz;​

Ama; ​

Bir türlü millî olanı istemediniz.​

Siz;​

Fırat Kalkanı'nı istemediniz, ​

Zeytin Dalı'nı istemediniz, ​

Barış Pınarı'nı istemediniz;​

Bahar Kalkanı’yla şoktasınız​

Ama; ​

Gezi beraatına mayıştınız, ​

Yeni bir darbeye çanak tuttunuz,​

Idlip'te hezimetimizi dört gözle beklediniz,​

Ama hiç biri olmadı.​

Toplumda sırıtılmış haliniz buysa, sormak istiyorum güruhunuza: "Madem tüm istekleriniz düşmanımızdan yana, peki siz kimsiniz?"​

Bakmayın siz benim tecahü-l’arifaneliğime, kim olduğunuzu gayet iyi biliyoruz. ​ Nasıl mı? O halde söyleyivereyim:​

Hiç zor değil siz ve gibilerinizi tanımamak. Kendinizi hiç farkında olmadan ele veriyorsunuz zaten… Bu da ülkemizin içinden geçtiği zor zamanlardaki ikiyüzlülüğünüzden neşet eden davranışlarınızdan anlaşılıyor tüp maskenize rağmen. Mürailikten doğan bu sıfat kültürümüzde takiyyecilik olarak bilinirken bugünkü modern hayatta kripto diye karşımıza çıkmaktadır. ​Kuma gömülen kafanızla kriptoca dans ederken koca ecsamınızdan haberiniz bile olmuyor.

Zor zamanlar nasıl da iyot gibi gösteriyor kimliğinizi… Bu zor zamanlar, kiminizi azınlık, kiminizi keyfine düşkün azınlık kuklası tipler olarak çıkıyor karşımıza. Haydi, hain azınlığa diyeceğimiz olmasın da ya onların izinde giden bizden birilerine ne demeli? Maksadım ayrışmaya yol açmak değil bunları söylerken. Benim inancım bir kere izin vermez buna. Lakin mesele ayrışmamızı isteyenler olunca gizli dehlizlerde sinsi oyun peşinde olup fakat görünürde bizden gibi olanları ortaya çıkarmanın üzerinden yapılacak etiklik edebiyatı şurada dursun asıl onları ortaya çıkarmamakla etiklik adına  çiğnenecek bir davranış ülkenin selametini enkazda bırakacaktır. 

Ülke olarak bugün İdlip operasyonumuzla içinden geçtiğimiz zorlu sürecin aleyhimize işlemesini dört gözle bekleyen harici unsurlar bir yana, içimizde milli meseleleri hala anlayamamış insanların var olduğunu görmenin ıstırabı kanımız dondurdu adeta. Bunlara karşı hissettiğimiz acımak, nefret, kin vb. duyguların girdabında kalmakla kime, ne zaman ve nasıl davranacağımızın şaşkınlığı içinde bir an da olsun bocalamak birliğimize gölge düşürmesi adına daha da acı vermektedir bizlere.​

Ey İdlip’te ne işimiz var diyenler!​

Muhalefetin parti başkanlarının Esed’ten yana aldıkları tavırları görmez misiniz?​

Cani Esed’le barış masası kurulmasını isteyecek kadar dumura uğramış bir bunaklığı görmez misiniz? ​

Bu Esed ki halkına yağdırdığı bombalarla ölümün de ötesinde katliam gerçekleştirdiğini görmez misiniz?​

Kendini dünyadan büyük gören beşli çetenin bunlara ses çıkarmadığını görmez misiniz?​

NATO, BM gibi dünyada düzeni sağlama adına her ne kuruluş varsa Müslüman ülkelerde sergilenen katliamlara ketum kaldıklarını görmez misiniz?​

Güneyimizde önce İsrail, sonra PKK ile bağımsız Kürt devleti ve bilahare İran’ın hükmü altında kalmış bir Şii bölgesinin oluşturularak Ülkemizin önünün kesilmek istendiğini görmez misiniz?​

Size görmeniz için burada tarih dersi verecek değiliz. Fakat bu Ülkenin üniversitelerini okurken Allah aşkına ne okunuz ki bilgisizliğin bu kadar derinliğine indiniz? ​

Kininizden gözünüze düşen perdeyi kaldırın da İdlip'teki ordumuzun zaferini görün.​

Rus'un, ABD’nin ve İran’ın şaşkınlığını görün.​

Görün ehli küfürüm şaşkın yüzünü…​

Normalde beklenen, Türkiye’nin geri çekilmesiyle. ​ İlk şehit haberleri alınınca milletten baskı bekleyenler ne bilsinlerdi Malatyalı teyzenin şahsında şahlanacak Hayme Ana ruhunun; oğlu cephede olan bir babanın diğer oğlunu da gösterip hatta gerekirse kendisinin bile cepheye gidebileceğini söylerken sergilediği Çanakkale zaferini kazandıran Osmanlı ruhunun hala dipdiri durduğunu...​

Biz kimiz biliyor musunuz?​

Sizin dünyaya olan sevginizin bin katını, ahiret için yaşayanlarız biz.​

Sizin dünyada kalmak için başvurduğunuz binbir çeşit esbabı, ahir âlem için feda edeniz biz.​

Size ölüm, yok oluşun karanlık yüzüyken; bize ölüm, sonsuzluk âlemine açılan pencerenin ak yüzüdür.​

Sizin itikadınızca her ölenin toprak olup yok olması varken, bizim itikadımızca her ölenin tekrar dirilip sizden olanın cehennemde, bizden olanın ise cennette sonsuza dek yaşaması vardır.​

Bunun için bizde şehadet sonsuz âlemin en yüksek makamdır ​ sizin sonlu dünya saltanatına benzemeyen...​

Bu saydığımız sıfatlarımız bizim nasıl bir millet olduğumuzu bilmeyenleredir. ​

Bugün milletimizin tek vücut olduğu bu olayda birliğimize halel getirmek isteyen dâhili ve harici bedbahtlara yol vermeyelim. İçimizdeki kurum ve kuruluşlarıyla algıda zehirlenmelere sebebiyet verenlere karşı dik duralım. ​ ​

Çünkü meydana gelen olayların seyrine baktığımızda bize görünenle görünmeyenin aynı derinlikte olmadığını, hatta bize görünenin içine kasıtlı ve yanıltıcı yalan haber olgusunu da eklediğimizde durumun hiç de vizyona sürülen biçimiyle ​ yansıtılmadığı daha net görülecektir.

İdlip'teki olayın görünenin de ötesinde ancak devlet aklının kestirebileceği kadar zor ve bir o kadar karmaşık derinliğe sahip olması sığ bakışlarla anlaşılmayacak kadar önem arz etmektedir. ​

Bunu, ipuçlarını verdiğimiz şehit olayının biçim ve zamanlaması ele vermiyor mu? Dikkat edilirse yapılan saldırıdan önce Cumhurbaşkanımızın Putin ile görüşmek istemesi, ​akabinde görüşme konusunda ağır davranan Rusya'nın elini güçlendirecek bu menfur olayın patlak vermesi karşısında gösterdiğimiz mücadele neticesinde Rejim askerinin içine düştüğü hezimetten sonra durumun lehimize dönmesiyle bunun, bizi eli güçlü taraf olarak masaya oturtması anlamına gelmesi, sahadaki gücün söze etkisi bakımından örneklendirilebilecek kadar önemli ve savaş tarihine geçecek kadar şık bir tavır olarak dünyanın zihinine kazındı?​

Sonuç itibariyle Ortadoğu’nun bu karanlık havasında son dokuz yıldır başarımızdan söz ediliyorsa bu ileriye odaklanıp geri adım atmama biçiminde sergilediğimiz feraseti haiz dış politikamızdan kaynaklanmaktadır. ​

Bu tavrımızla ayni zamanda uluslararası arenada yapılan ikili görüşmelerde bile elleri öne bağlı, ezik, ne yapacağını bilmeyen devlet adamı profilimizden, karşısındakine el bağlatan, kendine güveni yerinde, kararlı devlet adamı profiline yükselişin zafere giden yolun mümessilleri olduk. Bu durum, dış pilatikadaki ağırlığımızın bir göstergesi olması yönüyle de dikkat çekicidir.​

Türkiye’nin ne aradığını soranlara;​

Dört milyondan fazla mülteciyi barındıran Ülkemizin, sınıra dayanacak beş milyon civarında yeni mülteci akınını durdurmak; ​

On binlerce savaşçının ketline, radikal İslami grupların taşkınlıklarına, oradaki yabancı ajan ve örgütlerin verecekleri tahribata mani olmak, ​

Diğer taraftan Rejim’e dur denmediği takdirde oradaki varlığımızın sorgulanması sürecine girileceğinden bugüne kadar ki tüm kazanımlarımızın elimizden gitmesi manasına geleceğinden bunun için orda olduğumuzu vurgularken, ​

Bir taraftan da YPG ile bağlantılı PKK örgütlerinin faaliyetlerinin daralması ve sınır güvenliğimizin korunmasını sağlayacak bu hamlemizle aynı zamanda Batılıların nazarında bir testten geçmiş oluşumuz, tüm planları bozdugumuzu göstererek daha da güçlü hale gelişimiz sebep olarak yetmez mi? ​

Dış politikada daha birçok haklı gerekçelerle orda oluşumuzun hazımsızlığını yaşayanların Suriye ile sınırı olmayan ülkelerin oradaki varlıklarını sorgulamayışlarına ek olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: İnsan olmamız hasebiyle hiçbir sebebe bakılmaksızın dağı taşı inleten feryatlarıyla bizden yardım isteyen bir halkı zalimin elinde bırakamazdık.

Mustafa SALİM​

04 Mart 2020 Ankara.​



​ ​