Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

KORONA ÖLÜMLERİNDEN EVDEKİ DİRİLİŞLERE

05 Nisan 2020 - 00:42


Malumu olduğu üzere Koronavirüs salgını sebebiyle alınan önlemler kapsamında 60 yaş üstü ve kronik hasta olan memurların, idari izinli sayılacağına dair yayınlanan genelge gereğince biz de tansiyon rahatsızlığımızdan dolayı işlerimizi evden takip etmek suretiyle evde inzivaya çekilmiş olduk.

Belki ilk kez vakit ayırarak kendimizi dinlediğimiz, uzun uzun düşüncelere daldığımız, tefekkürün bin bir çeşidini ayne-l’yakin yaşadığımız bir zaman diliminin kucağındaydık.

Aynı çatı altında beraber olduğumuz yavrularımızla belki de ilk kez bu kadar yakınlaşmıştık. Tanıdığımızı sandığımız çocuklarımızın bilinmeyen yanlarını görerek ne büyük hazine olduklarına şahit oluyorduk. Belki en önemlisi de bu hazinelerin değerinin paha biçilmez olduğunun tekrar farkına varışımızdı. Zaten genç kelimesi hazine anlamında olan “kenz” kökünden gelmiyor muydu? İşte böylece evlerimizdeki bu hazinelerimizin ne kadar büyük birer nimet olduğunun bilincine varıyorduk ve kendileriyle yeniden tanışır gibi olmuştuk. Konuştuk, halleştik, sohbetler ettik; ve ne kadar büyümüş olduklarının verdiği heyecanı yaşıyorduk. Belli ki zamanın kırılma anlarından birine tanıklıktı bu...

Ortaokul ve lisede okuyan üç çocuğumdan büyük olanı üniversite öğrencisiydi. Her üçüyle de seviyelerine göre konuşup sorularını cevaplandırmaya çalıştım. Dersle mi alakalı? Tabi ki sadece bunlar değildi. Zaten uzaktan eğitim yoluyla EBA üzerinden konularını takip ediyor, gerekli çalışmalarını yapıyorlardı.

Konuşmamızın ana fikri, gündeme damgasını vuran korona virüs üzerinden yaptığımız dini, siyasi ve devlet üzerinden hareketle bizi kâh üzen ve kah sevindiren konular üzerineydi.

İlk defa Çin’de ortaya çıkan Korona virüsü vakaları ve akabindeki ölüm haberleri dünyaya yavaş yavaş yayılırken muhtelif ülkelerde de görünmeye başlaması doğal olarak insanlarda telaşlanmalara yol açmıştı. Bir panik havası oluşmaya başladı. Biz insanların acınacak hallerine yürekler dayanamaz oldu. Medyaya yansıyan ​ haberlerin veriliş biçimi ise insan psikolojisini hepten bozuyordu. Çünkü her daim ölüm korkusu pompalanıyordu.

Bir musibet, bin nasihate bedelmiş meğer. Bu süreçte insanların sözlerinden, davranış biçimlerinden ve fikir alışverişlerinden ölümden ne kadar korktuklarını; daha da ötesi bir çoğunda ahiret inancının zayıflığını, hatta bu inancın  bazılarında da hiç olmadığını görmek bizi üzdüğü kadar eğitimde insanımızın manen ihmal edildiği noktasındaki endişelerimizi bir daha gün yüzüne çıkardı.​

Korona salgını denince akla ilk gelen konu ölümdü ve haliyle dinen irdelenmesi gerekiyordu.​ Haber kanallarından tutun da sosyal medya üzerinden aktarılan bilgilerin odağında hep ölüm vardı çünkü. Gerçi ölümler daha önce de vardı; Suriye’de, Filistin’de, Moğolistan’da, Burma’da, Mısır’da, Yemen’de, Irak’ta, Yenizelanda’daki cami bombalamasında, 15 Temmuz direnişimizde, Kobani’de, Ankara’da, İstanbul Reyna’da… Görüldüğü gibi hep İslam coğrafyasında ve ölenler hep Müslümanlardı. Afrika’da her on saniyede bir, açlıktan ölen çocuklar, zaten gündem olamaya değmiyordu bile. Avusturalya’daki deve katliamı… Bugüne kadar böyle vakaların olduğu acımasız bir dünyada yüzbinlerce insanın ölmesi, koronadan kaynaklı birkaç bin ölüm kadar gündem olmamıştı maalesef.

Bir gün aldım karşıma çocukları, ölüm ve ötesi hakkında başladık konuşmaya. Başka zaman konuşsam, belki sıkıcı gelecekti kendilerine, ağız tadını bozan ölümü neden anlatıyorum diye. Fırsatı değerlendirmenin tam vakti olduğunu düşünerek bilgilerini, bu konudaki inançlarını, inançtaki derinliklerini irdelemeye çalıştım. Maksadım, varsa bir bilgi eksikliği, yada yanlış bilinen bir husus; belki de zayıf bir inanç biçimi olabilir düşüncesinden hareketle itikadi bir sorunu çözüme kavuşturmaktı. Çünkü toplumun asıl sorunu bu konuydu.

Maalesef çocuklarımda da seküler bir eğitimin girdabında kalarak manevi boşluğun verdiği zarardan kaynaklanan etkileşimin izlerini yakalamıştım.​ Çünkü tedbir ve takdir arasındaki ince çizginin mahiyetini kavrayamadıklarını fark ettim.​ Daha doğrusu ehl-i sünnet itikadınca ölümün nasıl gerçekleştiğini, sebeplerle ilişkisinin nice olduğuna dair bilgilerinin her çocuk ve gençteki gibi aynı seviyede ve eksik olduğunu sordukları sorulardan anlıyordum.

Temel sorunumuz, gelen ecelin ne bir saniye geri, ne de bir saniye gecikeceği noktasındaki kafa karışıklığımız, aynı zamanda inanç durumumuzun zayıflığıydı. Bu hususta temel itikadi bilgilerle donatılmayan ruh ve beyinlerin, sebep sonuç bağlamında hem yanlış malumatlar, hem de bundan kaynaklı yanlış bir inancın gereği olarak belki de ölüm ötesi hayatı kabul etmeme gibi bir hatanın sonucunda bunalıma girmeleri kaçınılmaz olacaktı. 

Ahiret inancı, imanın temel şartlarından biridir. Ölüm er geç vaki olacaktır. Ölümün ne zaman olacağı bilinmez ama bir gün olacağı bilinir. Bunu, ahirete inanan da inanmayan da böyle kabul eder.

Korona virüsün hayatı kâbusa çevirdiği son birkaç ayda insan davranışlarını inceleme fırsatımız oldu. Tek yanlışımız Batı insanının sergilediği benzer davranışlarda bulunmamızdır. Hasta olanın değil, eceli gelenin öleceği inancımızı korumadığımız müddetçe zihin kâbusundan kurtulmamızın mümkün olamayacağı aşikardı. Haliyle ruhsal bunalımın zifiri karanlığından aydınlığa yol bulunamayacağı için hüzünden de beri olunamayacaktı. İnsan davranışları sonuçta inandığı değerlere göre şekil kazanıyordu.

Toplumun en küçük yapıtaşı olan evimizdeki yaptığımız konuşmalar, aslında içinde yaşadığımız ortamı az da olsa yansıtmaya yetiyordu. Elbet bu sıkıcı günler geçecektir. Asıl önemli olan ise millete adeta travma yaşatan yanlış bilgi ve bozuk itikattan kaynaklı kabullenişlerin bir an öce düzeltilerek insanımızın eğitilmesi olacaktır. 

Ehl-i Sünnete muhalif gurupların yanlış itikadi yorumlarını da göz önünde bulundurmak suretiyle alınacak önlemler eşliğinde Milli Eğitim Bakanlığımızın müfredatının bu bağlamda yeniden dizayn edilerek milli ve manevi eğitim seferberliği gerçekleştirilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, ilgili sivil toplum örgütleri bir araya gelerek acil önlemler almalıdırlar. Mani olanlara da mani olunmalıdır. Yoksa şiddeti biraz daha fazla bir felaket, insanımızı hallaç pamuğu gibi savurmaya yetecektir.

Mustafa SALİM
04 Nisan 2020/Ankara

YORUMLAR

  • 0 Yorum