Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

KURBANLA BELİREN KÜFRÜN SİNSİ YÜZÜ​

05 Ağustos 2020 - 07:58



Yine bir Kurban Bayramı, yine şom ağızlılardan bu Bayramdaki dini vecibemize salyalı saldırılar.​

Aslında bu saldırılar;
Dini hazımsızlıktan kaynaklanıyor. 
Dini kabullenmeyişin dışa vuruş biçimleridir. 
Bu saldırıları gördükçe Peygamberlerin çektiği sıkıntıların neler olabileceğini, okuduklarımıza ek olarak yaptığımız empatiyle az çok tahmin edebiliyoruz ki aslında bu türden saldırılar geçmişte yaşatılan işkencelere nazaran devede kulak sayılmayacak kadar hafif bile kalır.​ ​

Bir sanatçının “Kurban keserek bayram yapmayı aklım almıyor” sözü, seküler anlayışın bir özeti gibi olsa da aynı coğrafyada birlikte yaşadığımız diğer bir çok sanatçının düşünce yapısını yansıtmaktadır maalesef.​

Bu sanatçıların hayret verici sözleri kulakları tırmaladığı sıralarda, bir akademisyenin, kurbanlıkların satıldığı mekân ve satış biçimiyle ilgili sosyal medyada dolaşan videosunda kurban ortaklarından her birini “öküz” olarak nitelediği konuşmasındaki seviyesizliği bir tarafa; hele bunu korona virüsü tedbirleri noktasında bir aymazlık örneklendirmesiyle de ilişkilendirerek asıl niyetini kamufle ederek anlatmaya çalışması, aslında dini bir vecibe üzerinden dinimize yaptığı hakaretin çirkin yüzünü de gösteriyordu. Meydana gelen benzeri birçok olay, ülke olarak din ve dindarımıza yönelik baskıların organizeli bir şekilde sergilendiğinin bir işaretidir.​

Bu durumun hem siyasi, hem sosyoloji, hem psikoloji hem de dini literatür açısından incelenmesinde sosyal dokumuzun mahiyeti hakkında çok çarpıcı bilgiler elde edeceğimize eminim.​

Bir zamanlar elfazı küfür isimli kitap, makale ve köşe yazıları yazılırdı. Çocukluğumuzun geçtiği 1980 yıllarında merak sardığımız bu konular ve üzerindeki okuyuşlarımız ve sonrasında yaptığımız tartışmalarımız bugün ki gibi hatırımda. ​

Örneğin; Kur'an'da geçen "Meryem oğlu Mesîh Allah'tır"; "Allah üçün üçüncüsüdür"; "Bu peygamber yalancı bir sihirbazdır"; "Hayat ancak bu dünya hayatıdır, ölürüz ve yaşarız, bizi ancak zaman helâk eder"; "Bu çürümüş kemikleri kim diriltir?"; "Kıyametin kopacağını sanmıyorum" (el-Mâide 5/17, 73 ...) manasındaki ayetlerde, bu ve benzeri konuşmaları yapanların doğrudan doğruya​ kâfir olduğunu görmekteyiz. ​​

Hadislerde az da olsa müminleri küfre götüren söz ve davranışlar üzerinde durulmuştur. Buna göre Müslümanları tekfir edenler, Allah'tan başkasının adına ant içenler, kâhinlere gidip verdikleri haberleri tasdik edenler, Kur'an hakkında tartışanlar ve küfre rızâ gösterenler kâfir olarak nitelendirilmektedir.​

Kurbanla ilgili sarf edilen karalayıcı sözlerde de küfrün, günümüz diliyle bir izharını görmekteyiz.​

Hani biz kâfir deyince aklımıza Ebu Cehil gelir, Firavun gelir, Nemrut falan filan, hep tarihin derinliğinde kalmış tiplemeler gelir. Ve bu tiplemelerin yaşam biçimine küfrü bağlayarak o Kur ‘ani gerçeğin ifade ettiği küfrün manasını da tarihin sayfaları arasına sıkıştırdığımızdan etrafımızdaki kâfir suratları göremez oluyoruz.​

Küfrün ölçüsü bellidir. Bunun en kaba biçimi Allah'ı inkâr etmektir.​

Bir adım ötesi ondan gelen her şeyi inkârdır.​

Bu hak tanımazlık ilerledikçe toptan inkâr yerine bazı hükümleri inkârı gelir.​

Daha da ilerledikçe en sinsi durumuyla karşı karşıya kalırız ki bu da kendisini mümin sananları dahi küfre düşüren öyle söz, hareket ve imalar olur ki şaşmamak elden değildir.​

Bunların kurban olayı karşısındaki şu sözlerinde hakaretin her çeşidini görebiliyoruz. Bu hakaretler adamı dinden çıkarmasına yeter de artar bile. Ebu Cehilleri aramaya gerek var mı? İşte bu tavrıyla adamlar, küfrün bataklığına saplanmış oluyorlar. ​

Şu durumda bunlardan duyduklarımız tamamen kâfir birinin söyleyeceği sözlerdir.​

Kâfirden de dinime​ bir saygı beklenemez. Hiçbirimizin de beklememesi lazım.​

Kâfir küfrünce yaşar, Müslüman da imanıyla yaşar.​
Kişilerin kullandığı bu sözleriyle itikaden içine düştükleri iflasları bir yana, aslında bu durum, İslam’a saldırı projesinin bir sonucu olması yönüyle önem arz etmektedir.​

Bu saldırı projesinin altında batı yani İngiltere’nin olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bu saldırı Krallık Başbakanı William Ewvart Gladstone (d. 29 Aralık 1809, ö.19 Mayıs 1898) ile başlar. Gladstone, tam bir İslam düşmanıdır. Öyle ki, ‘Türklerin elinden Kur’ân-ı Kerim’i almadıkça onları yenemeyiz’ sözü dönemine damga vurmuş ve tüm siyasetleri bu doğrultuda sahnelenmiştir.​

Bugün İslam alemi olarak içine düşürüldüğümüz mezhep tartışmaları, sünnetin sıradanlaştırılması, Kur’an’ın keyfe keder yorumlama çalışmaları Batı’nın hep bu siyasi duruşuyla alakalıdır.​

İslami hayat bir bütündür. Umdelerini kutsal kitabı Kur’an ve Peygamberinin uygulamasından alır. Yenilikler, bu iki kaynağın ruhuna uygun yorumlamaların yer aldığı mezhep oluşumlarıyla sahnelenir.​

Bu anlamda ibadetler hayatımızın olmazsa olmazlarıdır. Namaz, oruç, zekat, hac ve kestiğimiz kurbanların her birinde nice hikmetler mevcuttur. Bu ibadetlerin her birine yapılacak bir saldırı, insanların uzaklaşmalarına ve haliyle dinlerinden kopmaları manasına gelir ki Müslümanın güç kaybetmesi olarak çıkar karşımıza.​

Kurbanlıklarımıza ve üzerinden Kurban Bayramımıza yapılan saldırılar aslında Kur’an’dan uzaklaştırma projesinin bir gereğidir. Bunlar komiklik olsun diye söylenen sıradan sözler değil. Tamamen bilinçli, bel altından vurma diye tabir ettiğimiz darbelerdir.​

Mehmet Zahid Kotku (ra) 1980 öncesi yazdığı bir eserde, özellikle de Güneydoğu Bölgemizi kast ederek, PKK’nın başlarına musallat oluşunu, haliyle akıtılan insan kanının, kurbanların kesilmemesi nedenine bağlayışını okuduğumda bu mana beni uzun uzun düşündürmüştü.​ Bu sözleriyle aslında kurbanın hikmetlerinden bahsediyordu.​

Kurban kesimi Allah’ın bir emridir. Kurbanın bugünkü ibadet oluş biçimi Hz. İbrahim (as) ile başlar. İsteklerin yerine gelmesi karşısında Allah’a bir şükür ifadesi olması adına “Adak” ismiyle kesilir. Yeni doğmuş bebekler için yine şükür niyetine “Akika” olarak kesilir.

 Görüldüğü gibi hayatımızın her anında yerine getirdiğimiz bir ibadettir. Tarihi derinliğine indirgediğimizde Habil ile Kabil arasındaki sürtüşmeye sebep, niyetin halis olmasına vurgunun yapıldığı anda da yine karşımıza kurban çıkıyor. Burada Allah için iyi niyet adına sergilenen bir yöneliş, malından tasadduk adına bir arz ediş varken, yapılan karalamalarla buna mani olunmaklığı hiçbir Müslüman hazmedemez.​

Etlerin bir gıda olması bakımından da meseleye yaklaşıldığında, zenginlerin kestiği bu kurban etlerinden fakir Müslümanların istifade etmesi kadar doğal daha ne olabilir? Envai çeşit etlerin indiği mide sahipleri, neden yılda bir kez de olsa doyasıya et yiyen fakir insanlara ibadet adı altında sunulan bu gıdaya karşı gelirler?​ ​

Müslüman camia olarak dinimize hakaret içeren sözlerle ortamı germeye çalışan insanlar karşısında dikkatli olmamız gerekiyor. Bunlar toplumda her yerdeler. Uluslararası karanlık mahfillerle birlikte hareket ettikleri için sistemli ve sinsice yaklaşımlarda bulunurlar. Hakaret ederler de sonunda yine bu dinde olduklarını üzülerek ifade ederler ki bu da projenin bir gereği olması itibariyle kendilerine karşı dikkatli olunmayı elzem kılar.​ ​

İslam’ın kutsalına saldırarak mani olmaya çalışanlara deriz ki, yol yakınken gelin siz de gerçekleri görün. Yok, bunda direnecek olursanız şunu bilin ki, biz dinimizden taviz vermeyiz. Bir iki buçuk soytarının saldırısı karşısında değerlerimizi yüzüstü bırakacak değiliz. Sonuçta sizin dininiz size, bizim dinimiz de bize diye yolumuza devam ederiz.​

Mustafa Salim
03 Ağustos 2020 Ankara

YORUMLAR

  • 0 Yorum