Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

KUTLU DOĞUMUN İNSANLIĞA MUŞTUSU

27 Ekim 2020 - 18:16

KUTLU DOĞUMUN İNSANLIĞA MUŞTUSU

Gün doğmadan gece, karanlığın doruğundadır; tıpkı doğumu haber veren o en şiddetli sancıların yaşanması gibi.

Bugünkü dünyada gördüğümüz zulümler, karanlığı yırtacak ışık huzmelerinin habercisidir; tıpkı 1449 yıl önce teşrifleriyle dünyayı aydınlatan Mekke’deki kutlu doğum gibi.

Batı kafasının bunu kabullenmesi mümkün olmayacaktır. Çünkü bu bir medeniyet mücadelesidir. Dolayısıyla her medeniyet varoluş gayesine göre kendini ispata çalışıp o yönde mücadelesini verir. Hak ve Batıl adına oluşan iki medeniyetin mensupları da bu minval üzere bir duruş sergileyeceklerinden, haklının kendisi olduğu iddiaları bir yana geçmişten bu yana ortaya koydukları tavır, kimin hak üzere olduğunu gösterecektir.

Biz, son dinin mensuplarıyız; kitabımız Kur’an, peygamberimiz, Hz. Muhammed (sav)’dir. Görevimiz, son ilahi mesajı tüm insanlığa iletmektir. Bu mesaj, Kur’an ve onun tatbiki sünnettin öğretileridir. Haliyle sünnet, yaşayan Kur’an’dır. Sünnet olmadan, ümmetin asla olmayacağı şiarımız bizim varlık sebebimizdir. Sahabenin asırlar önce “Canım sana feda, ya Resulallah” haykırışını bugünün ümmeti olarak biz de aynı ruh ve coşkuyla haykırıyoruz. Bu, ümmet olmanın gereğidir.

On dört asır önce zulmetten nura geçişte Mekke’nin ağırlığı ne idiyse bir benzerini bugün Suud’un ehl-i Salib’in emrine amade olmasında görüyoruz; Yahudilere destek veren Arap yöneticilerin alçakça kul oluşlarında görüyoruz.

Sonra da Batı, bu kabullenişleri tüm Müslümanlar adına gerekçe sayıp yaptıklarına meşruiyet kazandırmış olmanın rahatlığıyla pervasızlığını sürdürmektedir.

Yenidünya düzeni adına akla gelebilecek tüm alçaklıkların sergilenmek istendiği bir zaman diliminden geçmekteyiz; tıpkı Mekke’deki kutlu doğum öncesi gibi.

Ebrehe, fil ordusuyla yüklenmişti Kâbe’yi yıkmak için Mekke’ye; tıpkı ABD’nin Suud Kraliyet Ailesini hegemonyası altına aldığı gibi.

Batı, türlü entrikalarla güya yanına çektiği İslam âleminden gelecek tepkilerden emin bir şekilde hep bir ağızdan mukaddesatımıza saldırırken aslında hâkimiyeti çatırdıyordu; tıpkı Mekke’deki kutlu doğum öncesi Medâyin'deki Kisrâ Sarayından on dört burcun çatırdayarak yıkılması gibi.

Şımarık Batı’nın dünyayı aldatırken kullandığı ve yeri geldiğinde, acıkınca yenilen helvadan put misali demokrasi, özgürlük, hürriyet, çağdaşlık, laiklik, ırkçılık gibi ne kadar çağdaş putları varsa bir bir yıkılacaktır; tıpkı kutlu doğumda Kâbe'nin içini karanlık ve kirlere boğan putların çoğunun baş aşağı yıkılması gibi.

Batı, Haşhaşilerden Gladioya, Tapınak Şövalyelerinden Satanistlere, İlluminatiden Rothscilt Ailesine ve Sion Manastırından Sabetaycılara ve daha ismini saymadığımız birçok gizli örgüt şemsiyesi altında mazlumlara kan kusturan yapısıyla kuruyacaktır; tıpkı kutlu doğumla takdis edilen meşhur Sâve (Taberiyye) Gölü’nün bir anda kuruyuvermesi gibi.

Batı, dünyanın başına bela oluşunu elinde bulundurduğu tüm zenginlikleriyle boğulacaktır; tıpkı kutlu doğumda Semâve Vadisi’nin taşan seller altında kalıp, suya gark olması gibi.

Batı, asırlar sonrasına dahi hükmetme kehanetleriyle ​ ölmeyecekmişçesine dünya hayatı için yaptığı tüm plan ve tuzaklarıyla bir bir dökülecektir; tıpkı kutlu doğum gecesinde yıldızların gök kubbeden salkım salkım döküldüğü gibi.

Canımızdan daha fazla sevdiğimiz Peygamberimize uzanan dilleri, ölümümüz pahasına koparmaktan bir an geri durmayacağımızı, ağızlarının salyasıyla sağa sola saldırarak hakaret yağdıran batıya, “One munite” ile ayar verdik; “Dünya beşten büyüktür” çıkışımızla başkaldırdık; batılın savunucusu olan NATO ve BM’nin aldatma ve seraptan başka bir şey olmadığı gerçeğini haykırarak itibarsızlaştırmamızla, adeta dünyayı karanlığa boğan zulmeti yok eden güneş olduk; tıpkı dünyaya teşrifleri anında, şark ve garbı küçük bir oda gibi aydınlatan bir nurun görülmesi gibi.

Tarihimizi bizden daha iyi bilen batı, Anadolu’da tarihin karanlık sayfalarına gömdüğünü zannettikleri Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin tekrar sahneye çıkışının ayak seslerini duyalı kendilerinde ne uyku ne de kimya bıraktı. Bize saldırılarının asıl sebebi bu. Biz uyanınca, tüm İslam aleminin uyanacağını biliyorlar. Biz Muhammed (sav) ümmetiyiz.

15 Temmuzlar bunun için yaşandı. Dört bir yandan çevrelenmemizin sebebi bu. Bir taraftan Yunan, diğer yandan Ermeni çakallarının Türk dünyasına saldırmalarının nedeni de bu. Kıbrıs’ı ablukaya almalarının manası da bu. İç siyasetin maşalarını kullanmaları, ışıkların hala yandığını dile getirerek gözdağı vermeye çalışan zihniyetin de derdi bu.
Çektiğimiz tüm bu sancılar, İslam Ümmetinin yeniden doğuşunun muştusudur.

Selat ve selam üzerine olsun ey Nebiyyüna’l-Muhterem. Şafağını özledik, yaşadığımız karanlıkların. Adaletini özledik, yaşanan haksızlıkların. Kutlu doğum günün, tüm güzelliklerin yeniden doğuşu olsun TÜM İNSANLIĞA…​

Mustafa Salim
27 Ekim 2020-ANKARA