Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

MEHMET ZAHİD KOTKU (RH)'NUN VEFATININ 40'INCI YIL DÖNÜMÜ​

12 Kasım 2020 - 03:00 - Güncelleme: 15 Kasım 2020 - 15:55

MEHMET ZAHİD KOTKU (RH)'NUN VEFATININ 40’INCI YIL DÖNÜMÜ​

İnsanın nasıl olacağını, doğumu ile ölümü arasında geçen hayatın niteliği belirler. Ailesi, çevresi, aldığı eğitimler, değerler bilinci ve inancıdır insanı mana âleminde yücelten ve esfel-i safilin derekesine indiren. Bazen bir dokunuş, bazen bir duyuş ve bazen de bir hissediştir hayata şekil veren. ​

​ "Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar." hadisinde biz, harici etkilerin insanın inancına şekil verdiğini görmekle beraber, aslında her doğumun bir masumiyetin timsali olduğunu da mülahaza etmekteyiz.​

Şu durumda bizim için kurtuluşun temel dinamiği iyi bir aile, düzgün arkadaşlar, kaliteli bir çevre ve irfani bir dokunuştur.​

İnsanın hayat serüveninde, iyi ya da kötü olmasında etkili olan kırılma anları vardır. Bu manada yönünü belirleyen saikler ön plandadır.​

İlim yoluna girişten tutun da ticari eğilimler, siyasi tercihler, sanata meyiller, hayata bakış açıları vb. daha birçok hayat biçimi bir etkiyle başlar. Göle atılan bir taşın etrafında bıraktığı ilk halkadan daha büyük halkalarla genişleyerek artan hareketlilik gibi. Uğraşısındaki bu çeşitliliklerin neye hizmet ettiği de inandığı değerler belirler. Ya nefsinin zebunu olunur tapınılır dünyaya, ya da uyulur kalbinin sesine takılır peşine dünyalar.​ ​

Gerçek bir dinin varlığıyla beraber bugün dünyada geçerliliği kalmamış, bazen inançsızlık seviyesinde, bazen de tahrif olmuş dinlerin var olma mücadelesinde revaçta kalmış batıl anlayışlar, var oldukları çevredeki kitleleri etkisi altına almasına rağmen düşünen ve tefekkür edenlerin hakikati bulması bize, hakiki imanı elde edip onu muhafaza etmenin öyle pek de kolay olmadığını gösteriyor.​

Dindar​ bir aile ve çevremin olması benim için bir avantaj olsa bile çocukluğumun geçtiği yıllara bakıldığında toplumun genel manada yaşanan bir inanç erozyonuna maruz kalması aileleri fena halde sarsıyordu.​

İmam Hatip Ortaokulu birinci sınıf öğrencisi iken, 80 ihtilalini görmüş, daha öncesinde ihtilalin olgunlaştırılması adına sergilenen felaketlerin yaşandığı zaman dilimine şahit olmuş, kanın gövdeleri götürdüğü sokaklar çocuk olmamıza rağmen mana âlemimizi sarstığı o dönemde, talebeleriyle evlatları gibi ilgilenen bağrı yanık öğretmenlerimizin ilgisini asla unutamayız. Yaşanan toplumsal buhranlardan kararan ufukları elbette aydınlatan kandiller de yok değildi.​

Kültür ve fikir hayatımızda iz bırakan büyüklerimizi, bu öğretmenlerimiz sayesinde öğreniyorduk. Ülkemizin hatta dünyanın en büyük âlimlerinden Mehmet Zahid Kotku’nun vefat haberini alan öğretmenlerimizden birinin sınıfa hüzünlü girişini hiç unutamıyorum. ​​

İlk defa duyuyordum bu âlim zatı. Sorduğumuzda mürşidi kâmil olduğunu, Nakşi Tarikatının şeyhi olduğunu, İskender Paşa camiinde görev yaptığı için cemaatine bu ismin verildiğini, birçok büyük devlet adamı yetiştirdiğini dilinin döndüğünce anlatıyor ve biz de hayran hayran dinliyorduk. Tarikat ve tasavvufun ne olduğunu ilk kez o gün öğreniyordum. Hayatta olan bir âlimimizle aynı dönemi yaşamanın gururu içindeyken tekrar onu görme şerefine nail olamamanın verdiği ıstırap bizi de hüzünlendirmişti. Bu verilen bilgiler, beni bu büyük zatın kitaplarını okumaya sevk etmişti. Ve büyük bir hazine yakalamıştım; tadına varmıştım bilginin ve ruhta erimenin akışını yakalamıştım okuduklarımdan. Ballar balını bulmuştum çünkü. ​​

Toplumun manevi buhrandan kurtulması mücadelesi veren Mehmet Zahid Kotku rahmetullah aleyhin​ Ramuz’dan dersler verdiğini, dönemin büyük alimlerinden olduğunu, İslam Dergisi’ni çıkardığını babamdan öğrendiğimde daha da hayran olmuştum. O günden sonra merakım gittikçe artmıştı kendisine karşı.​

Babam medrese eğitimi almış, ehl-i sünnet itikadına bağlı duyarlı bir insandı. Bu duyarlılığını verdiği vaazlarında da hissettirirdi. İslam’ın genel ve geçerli umdeleri üzerinde durur, ahlaken örnek insan olmamız yönünde telkinlerde bulunurdu.​ Vaazlarında o da ​Ramuz'dan dersler yapardı...​

O yıllarda dikkatimi çok çeken akımların başında İrancılık gelirdi. Hümeynicilik de denilen bu akım için radikal Müslüman ve Cumasızlar diye de tabir edilirdi.

Kafaları karıştırıcı fikirleri olan bu akım, Kur’an’a düşkünlüklerini ileri sürerek ne derece samimi olduklarını halka empoze etmeye çalışırlardı. Mezhepleri reddetmekle kalmayıp hadislere varıncaya kadar Kur’an dışında ne kadar kaynağımız varsa reddedip bu kaynakların aleyhine propaganda yaparlardı. Cuma namazı kılmaz, sünnetleri hafife alır, zikir ve tespihatı reddedecek şekilde bir yol bulmuşlardı kendilerine. En ufak bir hatada Müslümanları tekfiri yaklaşımlarla korkutarak onları bir arada bulundurmak yerine ayrışmalarına yol açarlardı. Devleti küfürle itham edip İran’ı örnek gösterirlerdi. Sonra Kur’an’ı da keyfi yorumlarıyla tahrif etmeye başlayınca bunların ne denli tehlikeli olduklarını ancak ilim erbabı anlayabiliyordu. Yeni yeni sahnelenen PKK örgütü de işin başka bir belasıydı o yıllarda. Fethullaçılık, Sızıntı Dergisiyle ilgi toplamaya çalışsa bile yine bu ve benzeri akımların tehlikeli oluşları ilim erbabının gözünden kaçmıyordu.​​

İşte böyle tehlikeli bir fikri yelpazenin insanı sağa sola savurduğu bir zaman tünelinden geçiyordu gençliğimiz.

O günlerde babam, Mehmet Zahid Kotku’dan dersler alan bir gençle tanıştığını ve kendisini çok beğendiğini söyleyince merakım iyiden iyiye artmıştı. Çünkü babam, piyasadaki sapkın fikirlerden dolayı görüşlerini değiştirerek toplumda arz-ı endam eden gençleri tehlikeli görür ve bizi onlara karşı uyarırdı. Babamı dinlerken bunlar geçti aklımdan. Acaba beğendiği bu genç nasıl biriymiş ki öyle, dikkatleri çekmiş üzerine diye düşünmeden edemedim.​

Ortaokulu bitirdiğimde düz liseye mi yoksa imam hatip lisesine mi devam etme arasında kaldığım yaz tatilimde tanıştığım bu genç adam, hayatımın kırılma noktalarından biri olmuştu benim için.​

Babam, ilk kez gördüğü bu gencin, önce kılık kıyafetinden bahsetti. Tam sahabe gibi bir genç diyerek sakal, şalvar ve giydiği cübbesiyle birlikte başında mütevazi sarığıyla namaza duruşunu; namazın bitiminde de bir edep ve vakar içinde babamın hal hatırını sorduktan sonra o günkü Türkiye ve dünya meselelerine yaptığı yorumların ne kadar da İslam’ın ruhuna uygun olduğunu hayran hayran anlatmıştı bana. Şunu demek istiyordu sanki ben, fikir sahibi her gence karşı değilim oğlum; yeter ki Kur’an ve Sünnet bağlamında istikameti doğru olsun.​​

Aslında onun karşı çıktığı, ne yaptığını bilmeyen, günün havasına kendisini kaptıran, gelecek vadetmeyen, imanî temellerini tam oturtamadıkları için hayal aleminde yaşayan gençlermiş. Bu genç adamın öyle olmadığı her halinden belliydi. Dini anlatış biçimi, yabancısı olmadığımız gerçek dinin ta kendisiydi. Ahlaktan, edepten bahsediyordu. Ahmet Yesevi gibi, Yunus Emre tarzında, Mevlana'nın derinliğinde bir kucaklayışı vardı.​Onun şahsında Hacı Bayramı gördüm, Akşemsettin'i hissettim... İslam’ın bütününü gördüm. Çünkü beslendiği kaynak Kur'an ve Sünnet idi. Sözleriyle ayrıştıran değil, birleştirendi. Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan diye bir hocadan bahsediyordu. Anlatımlarından bir Mevlana gibi gelmişti bana. O insanı anlattıkça içime bir ferahlık ve huzur düşüyordu adeta. Velhasıl bu genç, verdiği kesin karar gereği hayatına yön veren ciddi ve erdemli bir delikanlıydı.​

Ben Mehmet Zahid Kotku’nun vefatına üzülürken, tebliğ çalışmalarını bıraktığı yerden devralarak yürüten bir alimin bu ilmi faaliyetleri yürüttüğünü öğrenince de bir o kadar sevinmiştim.​

Artık lise hayatıma başlarken içi umut dolu, gözleri parlayan, ilme susamışlığın hasretinde çokça kitap okuyan bir öğrenci oluvermiştim. Manevi ilerleyişin hazzını yaşıyordum.​

Mehmet Zahid Kotku’nun eserlerini okuma yarışı veriyordum, içimde; nefsime karşı. Her eseri, insanı mana aleminde yüceltiyor ve deryalara daldırıyordu. Tasavvufî Ahlâk (5 Cild)​, Cennet Yolları, Mü'minlere Vaazlar (2 Cild), Ehl-i Sünnet Akaidi,​ Ana Baba Hakları, Hadislerle Nasihatler (2 Cild),Nefsin Terbiyesi, Tezkiretü'l-Evliyâ Tercümesi.​

Bugün ehl-i sünnet inancı üzere yaşamamın temelini bu ifrani dokunuşlar oluşturdu. Rasulullah aşkım, bu pınarın sayesinde neşrü neva buldu. İbadetle süslenen hayatımın manasını bu yolla kazandım. Bugün hak yolunda verdiğimiz çabalar kadar batıla karşı gösterdiğimiz direncimizin temelinde de bu okuyuşlarımızın izleri yer almaktadır.​

Gerçek alimlerin peygamberlerin varisi olduğu gerçeğini Mehmet Zahid Kotku (ra)’yu tanıyan herkes gayet iyi anlar.​

Akra FM'de sabah ve akşam saatlerinde yayınlanan dersleri hala ilgiyle dinlenmektedir. Döneminde verdiği hadis sohbetlerine gösterilen yoğun ilgi, hakikate susamış bir milletin asırlık boşluğunu gösteriyordu.

Bilime ışık tutan ilmi yorumları akademik çevrenin seküler eğitimden bunalan dimağlarını adeta aydınlatıyordu. Bu sohbet halkaları, nice üniversiteli gencin ufkunu açmış ve millete hizmeti bir ibadet gibi gören bu nesilden nice ilim irfan erbabı ve ağır sanayi hamleleri başlatarak siyasi arenada ülke  yönetiminde söz sahibi olmuş kişiler yetişmiştir.

Selçuklu ve Osmanlıya güç veren o mana iksiri yine devredeydi. Kur'an ve sünnet ruhuyla yetişen bir nesil, dünyayi iyi okuyor ve tuzaklara düşmuyordu. Bir bakıma batıyı korkutan bir milletin inşası yapılıyordu; görünmez bir üniversite ile ama görünür etkinliklerle. Erbakanlar doğmuştu bu halkalarda, Özalların sohbetlerde çöken dizleri, Cumhurbaşkanlıkta milletin yükünü çekiyordu. 

Yeri gelir ilmi derinlikli anlatimları imanları tazeler, yeri gelir bilimde ufuklar açar, yeri gelir ekonomiyi masaya yatırıp islam ekonomisini anlatır, yeri gelir felsefe yaparak batı hayranlarını kendisine hayran bıraktırır ve yeri gelir siyasette ufuklar açarak adlı ilahiyi haykırırdı.

Bugün bu gelenek hala devam etmekte, hala munevver insanlar yetişmektedir. 

Vefatından bir hafta önce, Hacdan dönerken Medine'de şöyle söylemişti:
 “Dünyada her şey boş, para da boş, kitap da boş, dervişlik de boş, şöhret de boş. Mühim olan iyi bir kul olabilmektir. İnsan bunu seksen yaşından sonra anlıyor. Ne dervişlikte, ne şeyhlikte iş yok. İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte. İş, Allah'a sevgili kul olabilmekte.”

Kerameti zahir büyük bir mürşit idi. Seyyid olan rahmetullah aleyh, 13 Kasım 1980 yılda dar-ı bekaya irtihal eylemiştir.

Baki aleme yolculuğunun 40’ıncı seneyi devriyesinde kendisini rahmetle anıyor, cennette kendisine komşu olmayı Rabbimden niyaz ediyorum.​

Mustafa SALİM​
12 Kasım 2020 Ankara

YORUMLAR

  • 2 Yorum