Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

REİS'E RAĞMEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

03 Temmuz 2020 - 15:57


Medyada “İstanbul Sözleşmesi’ne dair sevindiren gelişme! Erdoğan duyurdu” başlığıyla geçen haber bir bayram havası estirdi ülkemizde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ulaşması adına her fırsatta dile getirdiğimiz, kadına yönelik şiddeti durdurmak bahanesiyle Türk aile yapısının canına okuyan İstanbul Sözleşmesi’ne dair eleştiriler, nihayet yerini bulmuş ve Cumhurbaşkanımız bugüne kadarki gelişmeleri göz önünde bulundurarak “bu konuda çalışma yaptırdığını” söyledi.

Sözleşme İstanbul’da yapıldığından dolayı “İstanbul Sözleşmesi” adıyla tanımlanmış ve Sözleşmeyi her ülke adına Dışişleri Bakanları attığı için Türkiye adına dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu imzalamıştı. Bugün Davutoğlu’nun hangi kulvarda gezdiğine baktığımızda bu Sözleşmenin neden sorun teşkil ettiği de anlaşılmış olacaktır.

Konu hakkında şimdiye kadar Sayın Erdoğan’a detaylı bilginin verilmediği kanaatimi destekleyen ve belki de işlerin nasıl yürütüldüğüne dair bir fikir vermesi bakımından önemli olduğunu düşündüğüm bir toplantıdan bahsetmek istiyorum.

Bundan bir sene önce, Ülkemizde faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler kuruluşları ile Cumhurbaşkanlığının ilgili daire başkanlığınca 25 Haziran 2019 tarihinde ortaklaşa düzenlenen UNDCS Üçüncü Ortak Yönlendirme Komitesi Toplantısında; “Sürdürülebilir, Kapsayıcı Büyüme ve Kalkınma”, “Demokratik Yönetişim ve İnsan Hakları”, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi” ile “Göç ve Uluslararası Korunma” gibi konular üzerinde müzakereler yapıldı.​

Toplantının akışını ve ileriye dönük şifrelerinin ne olabileceğine temas​ etmeden önce niyet okuyucuların suizan etmelerine fırsat vermemek için şunun altını çizmek isterim: Benim, ne sevdiklerimin kusurlarını görmeyecek kadar taasubi bir bağlılık, ne de sevmediklerimin meziyetlerini hiçe sayacak kadar nankör biri olmadığımı; bu yaklaşım tarzımla da hükümetin yaptığı olumlu icraatları desteklerken yapamadıklarını da yapmalarını isteyen vatan ve millet aşığı biri olduğumun bilinmesini isterim. Bu manada​ Reisimiz nasıl, arzulanan sistemin makro düzeyde bir uzvu ise biz de devleti idaredeki hizmetlerinde arkasında olduğumuzu gösterip​ sistemin​ mikro düzeydeki yerimizle ümmet olma bilinci içerisinde hep beraber yolumuza devam edeceğimize ahdetmiş birer neferiz.

Toplantının gündem maddelerini inceleyerek olası şifrelerin mahiyetinin neler olabileceğini göstermek amacıyla bazı tuhaflıklardan bahsetmenin yerinde bir izah olacağını düşünüyorum.

Yangından mal kaçırırcasına aceleye getirilin bir toplantı olduğu yapılış biçeminden anlaşılıyordu. Toplantı yerinin merkeze uzaklığı, katılımcılara gündem maddelerinin önceden verilmeyişi, konunun üzerinde kafa yorarak çalışmalarda bulunan araştırmacıların davet edilmemesi, kamu personeli harici kuruluşlardan gelenlerin ise neredeyse hükümetin politikalarından habersiz, hele hele devlet politikası noktasında tamamen bigane kişilerden seçilmesi, gençlik adına güya üniversiteli bir genç kızın toplumun hassas dengelerini hiçe sayarak gençlik adına yaptığı açıklamalar Batılı nazarında toplanın tam da amacına uygun olması itibariyle beğeni toplaması gibi gariplikler toplantıya damgasını vurmuştu maalesef.​

Toplantının; yukarıda sıraladığım gündem maddeleri içerisinde en önemlisi olan İstanbul Sözleşmesi üzerine detaylı konuşmaların yapıldığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi başlığı altındaki gündem maddesiydi.

Yapılan konuşmalarda Türkiye’de erken evliliklerin önünün alınması vurgusu yapılırken gençlik adına söz alan üniversiteli bir kız öğrenci, gençler arasında hızla yayılan HİV virüsü tehlikesinden bahsederek devletin önlem alması yönünde fikir beyanında bulunmuş; hatta Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerine seslenerek, bu konunun ders programlarına alınmasının aciliyetine vurgu yapmıştı. Durumun vahameti şu ki, bir taraftan erken evliliğin önü alınmaya çalışılırken diğer taraftan teşvik edilen cinsel ilişki serbestliği neticesinde gençler arasında yayılan baş belası virüsün derdine düşülmüş bir kitlenin var oluşuydu.

Hâlbuki bu gençlerden, erken evliliklere neden mani olunduğunun hesabının sorulması beklenirken, ​şehvetinin derdine dermanı sülfi hayatın akışında​ arayan bir gençlik tiplemesi görmemiz dehşet vericiydi. 

Zirvede yapılan toplantıdan değerlerimize uygun kararların alındığı daha yapıcı bir çalışma olmasını beklerdik. ​

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmaları neticesinde varılan İstanbul Anlaşmasının temelini teşkil ettiği 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren birtakım iyileştirmelerin beklendiği birçok ailede maalesef sarsıntılar başlamış, hatta boşanmalarda hayli artışlar bile baş göstermiştir. ​
Batının, tamamen kendi sosyal yaşantısının bir sonucu olarak ortaya çıkan toplumsal çöküşün hazin durumuna bulmaya çalıştıkları çareler kendi hastalıklarına deva olmazken bunu bizim gibi İslam toplumlarına dayatmaları bu tür önlemlerin bize hiçbir faydasının olmayacağı gün gibi aşikârdı. ​

Böylesine ciddi bir toplantıya katılanların AB yetkililerinin izahatları doğrultusunda fikir beyan etmeleri, toplantının bilgilendirmeden öteye geçmeyen, sadece önceki yıllara ait çalışmaların dile getirildiği ve bir sonraki yıl için de yol haritası mesabesinde olması, sanki “toplantı yapıldı” algısından hareketle vaziyeti kurtarmaya dönük bir durum arz etmesi ama sonuç itibariyle de zirvede yapılan bir toplantı olması yönüyle ses getireceği düşünüldüğünde bunun inceden inceye hesaplar yapılarak sergilenen bir çalışma olduğu yönünde sadır olan fikir, zihinlerin karışmasına yetmişti. Katılımcılardan çalışma grupları oluşturulmadan ve kime ne fayda sağlandığı tam anlaşılmadan sona ermesi de sadece günü kurtarmaya matuf bir faaliyet olarak zihinlere kazındı.

Katılımcıların çoğunun milli mefkureye uzaklığı da eklenince programdan sorumlu yetkililerin Reise rağmen Dünya ve Türkiye gerçeklerinden​ uzak duruşlu tavırları bu tür çalışmaların lehimize bir neticeyi doğurmayacağını göstermesi bizleri hayli düşündürmüştür. Çünkü toplantının içeriğinden daha ziyade biçimsel olarak yerine getirildiğine daire Cumhurbaşkanına verilecek bir raporda sağlıklı bir bilgi akışı olmayacağı için yanlış kanaatlerin oluşmasına neden olacaktı.

Gördüğüm kadarıyla İstanbul Sözleşmesi'nin sakıncalarına yönelik yapılan gayretli çalışmalar boşa gitmemiş, bilakis yerinde ve zamanındaki dokunuşlarla meyve vermeye başlamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın konuya eğilmesi, toplum olarak kangren olan bir meseleden daha kurtulmuş olacağımızı göstermesi adına kırılma noktalarından birini daha yaşıyor oluşumuzun tarihe düşen bir duruşu oldu bu... Yusuf Kaplan’ın ifade ettiği gibi Batılılar nezdinde İstanbul Sözleşmesi, İstanbul Fethi’nin bir bakıma rövanşı gibiydi.

Mustafa Salim
03 Temmuz 2020 Ankara