Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

REİSİN AYAĞINA DEĞEN TAŞLAR

26 Mayıs 2020 - 00:20



Bir yıl önce, bir makamda bürokratın biriyle bulunduğum bir ortamda kısa denecek kadar az bir sürede yaptığı konuşma ve takındığı tavırlar karşısında hayrette kaldığım durumu Yanlışlıkla adam doğanlar" başlığıyla kaleme aldığım yazının üzerinden bu güne 365 gün geçmiş. 

Öyle zannediyorum ki Ülkemin dahil ve haricinde yaşanan olaylar, hükümetimizin dile getirdiğim bu hususlara neşter vurmasına bir türlü fırsat vermiyor. 

Elbet o günün de bir gün geleceğine inancımız tam ve sabrımız kavidir. 

Reisimiz, bedbahtlara karşı yukarda kılıç sallarken, biz ayaklarına değmesin diye gittiği yolun taş ve dikenlerini karınca kaderince temizlemeyi dini mübine hizmet addederiz.

Bazen olur ki bağlı taşların yanıbaşında serbest bırakılan köpekler olsa da köpeklerin hırlamasına aldırmadan o taşları mutlaka yerinden koparır yolu yine temizleriz.

Yeter ki Reisin ayağına taş değmesin. Vakit, sahalara inme vakti.

YANLIŞLIKLA ADAM DOĞANLAR

Türkiye de dâhil dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan sıkıntılara bakıldığında müsebbiplerinin hep yanlışlıkla doğan bu adamların olduğu görülecektir. ​

Osmanlı ahfadından çakı bir yiğitten menkulen bir hikâyede; şair Eşref iş vadiyle zamanın İstanbul Valisinden talep ettiği randevusu kabul edilir ve randevusundan iki saat önce valilik özel kaleminde hazır bulunur. Randevu saati yaklaşınca heyecanlanmaya başlar. Tam vaktinde çağrılmayı beklerken ismi okunmaz. Derken bir iki saatlik bir zaman geçer yine çağrılmaz. Ve günün sonuna gelindiğinde mesai biter hareketlilik sonra erer yine bir ses çıkmaz. Morali hayli bozulan şairimiz sekreter hanımdan bir kâğıt ister ve vali beye vermesi için şu notu düşer:​

“Allah senin hamurunu necasetle yoğurmuş,​

Anan helaya gidecekken yanlışlıkla doğurmuş.”​

Bizler de zaman zaman yanlış insanlara denk gelmiyor değiliz. Karşımıza çıkan bu insanlar toplumdaki yaşantımız icabı sıradan ilişkilerimizle ilgiliyse olur böyle şeyler der geçeriz. Fakat bunlar devlet kademelerini işgal eden cinsten insanlarsa, halka hizmetin Hakk’a hizmet olduğuna inanılan mevkilerde seyri endam ediyorlarsa işte o zaman olur böyle şeyler diyemeyiz. Bir şekilde ya mücadele etmek zorunda kalırız ya da sineye çeker Allah’a havale ederiz. ​

Sonuçta haksızlık karşısında susan durumuna düşme tehlikesi de var işin içinde. Bu durumda insan, gücü nispetinde hareket etmek zorundadır. Elle müdahale etmek çocuğu zaman mümkün olmadığı için kelam ile kalem yetişiyor imdada. Bazen öyle anlar olur ki sözle karşılık verme gücümüz dahi kalmayabiliyor çoğu vakit. Son çare sineye çekip kahr olmak da var işin içinde. Zaten bu da olmazsa yanlışlıkla doğanlardan ne farkımız kalır o zaman?​

Şair Eşref’in tasvir ettiği bu tiplemeleri merak edenlerin çevrelerine dikkatle bakmaları bunları görmeleri için kâfidir bence. Hala da görmeyenler varsa şöyle bir deneyimde bulunabilirler: Bunlar kamu personeli iseler mahiyetinde çalıştığı amirlerini bu gözle şöyle bir tetkik etsinler. Ya da devlete işi düşmüş bir vatandaşsa bu kişiler, işlerini takipte yaşadıkları güçlüklerin nereden kaynaklandığını; hele bu bir makamsa makam sahibinin kim olduğuna bakmaları gösterir kendilerine yanlışlıkla doğan adamları. ​

Öyle bir eleme mekanizması olmalı ki adam gibi adamları getirsin iş başına. ​

Geçmişimizde ne güzel kriterler vardı: Bir zamanlar görev alınmaz, görev verilirdi. Hani bugünkü tabirle liyakat diyoruz ya, işte geçmişimizdeki uygulamalar böyleydi. Sözle mangalda kül bırakmayanların foyaları çıkmaya dursun, hemen bertaraf edilirlerdi. İşler ehline verilirdi. Ehil olan da iş için dilenmezdi. İş gelir kendisini bulurdu zaten. Sadece adam gibi adam olmaya bakılırdı. Rızkın Allah’tan olduğunu bildikleri için endişeleri olmazdı ki bir nokta karşısında virgül gibi eğilmiş olsunlar. Buram buram şahsiyet kokardı her yer... Batılılar bile hayrandı o devirlerdeki duruşumuza. Adalet hâkimdi her yere. Fransa’da hukuk fakültesinde adalet timsali heykeli dikilen Hz. Ömer’di bizi yetiştiren. Çünkü adalet imanın gereğidir. Onun için Osmangazi inançsıza devlet kademelerini teslim etmemiş. İnanmamak suretiyle kendisini dahi kurtaramayan insan nasıl bir başkasını kurtarsın da faydalı olsun?!​

Yanlışlıkla doğan adamların karınları geniştir. Bu sebeple tespit edilmeleri çok önemlidir. Çünkü getirildikleri her yeri kirletirler. İster milletvekili ister belediye başkanlığı aday tespitinde, ya da bürokrat atamasında olsun velhasılı idari makamlara getirilecek kim olursa olsun menfaatlerini devlet ve millet menfaatlerinin önüne alan insanların mezkur makamlara istihdam edilmesine mani olunmalıdır.

On yedi yıllık iktidarın Türkiye’ye neleri kazandırdığını, bu kazanımlarla ülkemizin uluslararası arenada her alanda kısa bir süre içinde ulaştığı saygın konumuna rağmen içten ve dıştan gelen saldırılar savılmadığı için bu güçlü konumumuzun haklı olarak gururunu yaşayamıyorsak bunun failleri, işgal ettikleri makamlara bir şekilde getirilen yanlışlıkla adam doğanların yüzündendir. Çünkü bu insanların yanlışları hükümetin yanlışı olarak aksediyor millete. Hazin olan olan ise milletin asla bu insanların umurunda olmamasıdır. İkiyüzlülük başka bir deyişle münafıklık bu tür insanların karakteristik özelliğidir. Bunlar, kendilerini bir şekilde menfaat merkezlerine taşıyan insanlardır. Hak, adalet, iyilik kavramları bu tür insanların anlam veremeyeceği kavramlardır. İcraatlarında adalet gerektirecek davranışlarda seçici olamazlar. Adalet, bu insanların seviyesini zorlayan bir ilkedir ve erdemlilik gerektirdiğinden bol gelen bir gömlektir bu insanlar için. Bunlar sanırlar ki mevzuata uygunluğu kafidir idarei maslahat icabı yapılıp edilenler. ​

Aslında bir yerde de yazık ediyoruz bu insanlara. Mani olunmadığı için gelenler makamlarında bulundukları süre içinde altına imza attıkları yanlışlarla cehennemlerine fazladan bir iki odun daha atmalarına sebep olduğumuz için üzülüyoruz bunlara. ​

Geldiklerinde mal bulmuş mağribi gibi kısa sürede deniz gördüğü devletin malından ne domuzluklar yapacaklarının hesabı içinde olurların sayısı bilinenden de fazladır. İşlerinde riske girmeyi göze alamayan insanlardır bunlar. Kendi menfaatlerince hedefi olan bu insanlar istikballerini asla tehlikeye atamazlar. Bu yüzden işe yarayacak bir icraatları olmaz. Sonuçta döneminde çalıştığı hükümetlerin halkın nazarında başarısız sayılmasına neden olurlar. ​

En kötüsü de hükümeti hem eleştiren hem de eleştirisini haklı göstererek bunu da hakkaniyet adına yaptığı söyleyenler yok mu, işte insanı zıvanadan da çileden de çıkaran bu yanlışlıkla doğan adamlardır. Canlı şahit olduğum bir konuşmada; neymiş efendim, Ak Parti iktidarından önce kendi köylerinde oruç yiyen ki bunu da sıkıla sıkıla yapan bir iki kişi varken, bu döneme gelindiğinde hem oruç tutmayanların arttığını hem de bunu gizlemeden yaptığını dile getirecek kadar yaladığı kaba tükürenler bugün bir makam sahibiyse, sözlerinde övmesiyle yermesinin ne anlama geldiğini bilmek için mürekkep denizine girmeye gerek yok sanıyorum. Maalesef buna benzer daha nice insan el üstünde tutulduğu gibi korunmaları da işin cabası. ​

Sahib-i makamlar, Allah’tan korkan, dinine bağlı, örf âdetini bilen, millete tepeden bakmayacak ve mütevazı, hak hukuka riayet edecek, haksızlık namına ne varsa rafa kaldıracak, haysiyet ve onur sahibi, ülkesini şahsi emellerine ram etmeyecek, dâhili ve harici bedbahları tanıyacak kadar zeki ve uyanık; yanlış gidişata karşı mücadelesinde sınırda nöbet tutan askerin cesaretinde devletine sadık kişilerden olmalıdırlar. ​

Bu manada adam istihdamında geldiğimiz son nokta 15 Temmuz öncesi belirsizliklerin yaşandığı günlerin bir benzeri gibi. İstikbalimiz için bu meşum halin izalesi elzemdir. 

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesi gereği yaşatılacak insanların kimlerden olacağı dikkate alınmazsa yanlışlıkla adam doğanların insan sayılarak yaşatılmaları, devletin kılavuzluğunu kargalara teslimi anlamına gelecektir. ​

Mustafa SALIM​

25 MAYIS 2020 /ANKARA

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum