Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

YENİ BİR GEZİ İÇİN HÖYKÜRENLER

06 Haziran 2020 - 18:23



Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tarihler 4 Haziran 2020’yi gösterdiğinde kürsüde haddini  aşan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu küstah sözlerle hükümeti tehdit etti. Piroğlu, "Amerika'da olanlardan korkun. Gezi'yi hatırlayın ve yeni bir geziyi bekleyin. Ama yeni Gezi eskisi gibi olmayacak." dedi.

Bu tehdidin yapıldığı tarihte Libya’da batılı ülkelere rağmen Türkiye’nin zaferi dilden dile dolaşıyorken ne hikmetse Yunan Savunma Bakanı da Türkiye’yi tehdit ediyordu. Bunlar içimizdeki Yunanlılar mıydı acaba?

Bu sözün neresine bakılırsa bakılsın ne sözün içeriğinde bir hikmet ne de söyleyende bir akıl emaresi  görülür.

Hani Mevlana'nın hikmet dolu bir söz var ya bu tür durumlar karşısına söylenen; "Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek cevabım var. Lakin, bir lafa bakarım laf mı diye. Bir de söyleyene bakarım adam mı diye!"

Biz yine de suskunluğumuzu bozalım diyorum. Çünkü bu sözü sarf eden kişi kendi halinde, işiyle uğraşan sıradan bir vatandaş olaydı, “Aman sen de, boş ver gitsin, ağzı olan konuşur. Ağız çuval değil ki büzüp bağlayasın; sözün, hayrı da var şerri de, fikrin zikir ile ilgisi mucibince ikisi de aynı yerden çıkmıyor mu sonuçta.” diyerek geçiştirmek de vardı elbet adamın bu sözünü. 

Fakat siyasetle iştigal etmesi sebebiyle susmamayı tercih ettim.  Susmak ya da konuşmak yeter ki yerli yerince olsun. Bu hususta konuşmanın yerinde bir dokunuş olacağını düşünüyorum. Sonuçta bu adam bir milletvekili. Şöyle ya da böyle bir şekilde milletin Meclisine girerek yüksek perdeden söz söyleme hakkını elde etmiş birisi. Oralarda dolu dolu konuşan olduğu gibi boş beleş konuşan da olacak. Susmayalım ki boş beleşlerin varlığı çıksın gün yüzüne ki kafa karışıklığına sebebiyet verecek lakırdılardan zihinler arındırılmış olsun. 

Bu adamın sözüne itibar edecekler yine çıkacaktır. Her malın bir alıcısının olması ne kadar gerçekse söylenen her sözün de bir dinleyeninin olması da o kadar gerçektir. 

Hataen söylenen yanlış sözlerin belki telafisi mümkün olabilir; lakin kasten yapılan yanlış konuşmaların telafisi o kadar kolay olmaz. 

Bunun, kasten yaptığı yanlışa gelince; o da yeni bir gezinin beklenildiğini ima eden sözü oldu. 

O kadar sinsi, o kadar tehlikeli ve bir o kadar haince ifade edilmiş bir söz oldu ki bu, kalkışmadaki niyeti, arkasında kimlerin olduğu ve sonunda Ülkemize verdiği  büyük ekonomik zararına rağmen Gezi Eylemlerine meşruiyet kazandırmış oluyordu.

Halbuki Gezi olayları üzerine siyasi, dini, ekonomik, psikoloji ve  sosyolojik alanda sahasının uzmanlarınca yapılan analizler bu eylemlerin hiç de bir ağaç sevgisi adına yapılmadığı, hatta katılımcılarının “Sen anlamadın mı hala, meselenin ağaç meselesi olmadığını” şeklinde attığı mesajlardan da ta o gün zaten anlaşılmıştı niyetlerinin ne olduğu.

Bunlar, Ülkemizin güzel gidişatını hazmedemeyen, harici bedbahtlarımızın dahildeki piyonlarıdır.  

Bunlar, korona virüsü nedeniyle alınan tedbirlere rağmen sokağa çıkma yasağını delecek kadar gözü dönmüş, en zayıf anlarımızı gözetleyerek kaos çıkarmaya ayarlanmış çok tehlikeli bir yapılanmanın temsilcileridir. 

Yeni bir Gezi eskisi gibi olmayacak derken bile Türkiye gerçeklerinden ne kadar uzakta olduğu bir yana, milli direnişin de eskisi gibi olmayacağını görmeyecek kadar gözü dönmüş durumda... Aslında gücümüzün farkında; yapmaya çalıştığı tek şey, morelimizi bozmak. Ama yine de bizim 15 Temmuz'da neler yaptığımızı unutmaması yararına olacaktır. 

Formülümüz gereğince süzgeçten geçirdiğimiz sözün söz olmadığı ortada. Peki ya adamlığı noktasında ne denmeli? 

HDP’in, PKK terör örgütünün siyasi bir teşekkülü olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bunlar eli kanlı terör örgütü militanlarının, dağdan inme, şehir formatına sokulmuş kravatlı cinslerinden başkası değildir.  Selahattin Demirtaş’ın PKK’nın dağ kadroları örgüt elemanları arasındayken çekilen resimleri yok mu piyasada?

Bir zamanlar HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz" sözüne Cübbeli’nin “Bir de LPG’ye dayayıp hepten gideydiniz ya” diye verdiği cevabı hala kulaklarımızda. 

Abdullah Öcalan’ın asıl isminin Apokyan yani bir Ermeni ismi olduğu, bunların medyada çarşaf çarşaf dolaşan Ermeni kilisesinde papazla çekilmiş boy boy resimleri, örgütün içinde bir Ermeni Tugayı’nın kurulduğu bilgileri bu örgütün lanse edildiği gibi bir Kürt örgütü değil de Ermeni örgütü olduğunu göstermektedir. Bu verilerden yola çıktığımızda da bu örgütün Ermeni ASALA’nın bir devamı olduğu şayiasını da doğrulamış oluyor. 

PKK terör örgütünün nihai hedefenin ne olduğunu, yıllardan beri Kürt Türk dinlemeden karşısına çıkan sıradan  vatandaştan tutun da en yüksek memuruna kadar katletmediği insan bırakmadığını, devletimizi sosyal düzenini bozarak ekonomik çok büyük zararlar verdiğini göz önüne getirdiğimizde nasıl bir tehlike ile iç içe olduğumuzu gayet açık ve net bir şekilde görmüş oluyoruz.

Arz-ı Mevud gereği Yahudilerin hedeflediği Türkiye’deki topraklarda meskun Kürt vatandaşlarımızın ileride bu projeye engel teşkil etmemesi amacıyla ismi bu örgütle anılması da gizli bir planın gereğiydi. Dolayısıyla kardeşçe yaşayan  Kürt Türk ayırımına yol açması düşünülen bu örgütün Kürt kimliğiyle hiçbir alakası yoktur. Yoksa Diyarbakır’daki annelerin kutlu direnişi ne ile izah edilecektir?

Sözü sarf eden kişinin adamlığına baktığımızda da sözün kaale alınmayacağını göstermiş oluyor.  

Birlik ve beraberliğimizi zedeleyen fikir ve fikirleri yayan insanların iyi bilinmesi lazım. 

Yusuf Kaplan beyin de ifade ettiği gibi Türkiye’nin önü açık olsa da kapatmaya çalışan insanların var olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmayalım.

Mustafa Salim
6 Haziran 2020 Ankara

YORUMLAR

  • 0 Yorum