Prof Dr. Serap GÖNCÜ

Prof Dr. Serap GÖNCÜ

TOPLUM PİSKOLOJİSİ

Gelecek kaygısı

04 Haziran 2020 - 12:17

Gelecek kaygısı
İnsan, dünü, bugünü ve yarını aynı anda düşünebilir ama yaşayamaz. Seçmesi lazım ya dünde ya bugünde yada yarında yaşayacaktır. İnsanın dünü, bugünü ve yarını aynı anda düşünebiliyor olması, hayatın devamlılığı ve anlamı konusunda sağladığı geniş bakış açısı ile avantaj sağlıyor.  Ama kaygı ve takıntıların da kaynağı olmasıyla da dezavantaj olabiliyor. Çünkü insan geçmiş veya gelecek takıntı ve kaygılarıyla yaşayıp, baş edebilmek için uğraş verirken korku ve ümit dengesini yitirebiliyor. Oysa Hz. Mevlana "Elinde olsun ama gönlünde olmasın" diyor.
Günümüz gençliği ise ya gelecek kaygısı ya da geçmiş takıntıları ile mücadele eder durumdayken kendilerini ileri taşıyacak olan en önemli hazineyi, yani "her şeyin olup bittiği an"ı kaçırıyorlar.
Prof.Dr. Nevzat Tarhan psikolojik bütünlüğünün bozulduğunu hisseden ve kontrol duygusunu kaybetme hissi ile şiddetli sarsıntı geçiren insanın, kendine "zihinsel sığınak" oluşturabildiğinde rahat edebileceğini söylüyor. Kişi ancak yüksek seviyede inancı varsa, zihinsel sığınak sahibi olabilir diyor. Zihinsel sığınak sahibi insanlar kendilerini mutsuz ve çaresiz hissettikleri zamanlarda sabredip ve yalnız olmadıkları bilinci ile zorluklarla daha rahat mücadele edebiliyorlar. Oysa günümüzün en büyük sorunu "sürekli bir huzursuz" hali yaygınlığıdır. Bu da demek oluyor ki bizim kuşak huzurun kaynağını kaybetmiş ve bizden sonra ki nesle aktaramamışız, gösterememiş, yaşatamamış anlatamamışız. Çünkü yeni nesil huzuru başka yerlerde arar oldu. Ama tabii yanlış yerde yapılan aramalar doğru sonucu vermez. Bu süreçte gençlerin temel güven duygusu içten ve dıştan gelen çeşitli tehditlerle çok zedelendi. Bu yaşananlara birde gelecek kaygısı ve diğer stres faktörleri eklenince sıkıntılar arttı. Oysa insanın zorluklarla karşılaştığı ve stres faktörlerine maruz kaldığı durumlarda eskiden tevekkül diye bir eklime vardı ve baş edilemeyen, değiştirilemeyen zor durumlarda tevekkül edilirdi.  Çünkü tevekkül, zihinsel bir sığınak olarak, insanı özgür ve bağımsız kılıp, ruh sağlığını koruyup huzurun anahtarını sunardı. Büyüklerimiz, çaresiz hissettiğimizde yaratana sığın, dua edip gayret et gerisini Allaha bırak derlerdi. Bugünkü psikoloji çalışmaları da gösteriyor ki insan ancak yüce bir güce inandığı zaman huzur buluyor. Tevekkül insanlarda, kabullenmeyi kolaylaştırması, öfke kontrolü sağlaması,  sabrı öğretmesi, iyimser düşünceyi teşviki,  bencillik ve hırstan koruması ile avantaj ve huzur sağlıyor.
Zihinsel sığınağı olmayan insanlar hastalık, ümitsizlik gibi durumlarda kendilerini daha aciz ve çaresiz hissediyor ve çözüm üretemiyorlar. O güne kadar sahip olduğu kültürel kimliği ile çözüm üretemiyorsa, çözüm için başka kültürlerde arayışa geçebiliyor. Batıl inançlar bu durumda devreye girebiliyor. Özelikle gençlere tevekkül et deriz ama nasıl tevekkül edileceğini görmemiş olan genç hemen cevap verirler "Nasıl tevekkül edilir"?. Tevekkül etmek için sabır, rıza ve hikmet konularının da bilinmesi gerekir. Eski bir Hitit duası "Tanrım, bana "değiştirebileceğim" şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı anlamak için akıl ve güzel dostlar ver" der. Amacı olan, yaşadıklarındaki hikmeti arayan insan bunlara dayanır, yeter ki bilsin ve istesin. Çocuklarımıza, sabır, rıza ve hikmet konularında örnek olabildik mi? diye sorsak cevap ne olurdu acaba?
Öncelikle yaşadığımız tüm kötü olayların bizi güçlendirmek ve daha büyük amaçlara hazırlık amacıyla (hikmet) yaşandığını (sabır) ve görevini tamamlayınca biteceğini bilirsek (rıza) dayanma gücümüz artar. Burada yaşanan "her olayın geçici" olduğu, "bizi güçlendireceği" gerçeği (ve öylede oldu) var. Olaylar değil ama olaylara verdiğimiz tepkiler iyi veya kötü bir takım izler bıraktı. Hz Mevlana "dal rüzgârı affetse de, dal kırılmıştır bir kere" sözü bunu anlatır. Evet, olaylar (rüzgâr, öfke) geçer ama izi (kırılan kalp, kaçan fırsat veya başarısız bir deneme daha ) kalır ve insan bir sonraki aşamaya geçer. Eğer bir bebek ilk adım atıp yere düştüğünde kalkmasaydı, ne olurdu? Bunu geçmişte hepimiz farkına bile varmadan yaptık, ama bugün artık bir ergin olarak tecrübelerimizi daha ileriye gitmek için kullanma zamanıdır. Çünkü ne yapacaksak bugün yapacağız, sonra değil, şimdi.  
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum