Kendi ışığın varken
Prof Dr. Serap GÖNCÜ

Prof Dr. Serap GÖNCÜ

TOPLUM PİSKOLOJİSİ

Kendi ışığın varken

24 Temmuz 2019 - 19:33


Toplumda "saygı, karşımızdaki bir kişiyi, olguyu düşünceyi veya kavramı olduğu gibi, yargılamadan kabul edebilmek; karşıdaki insanın varlığını, düşüncelerini onaylamasak bile düşüncelerini dinleme anlayışına sahip olabilmek" demektir. Saygı saymaktan gelir, sayı sisteminden bir sayı çıkarıldığında doğru sayım yapamazsınız. Kısaca  "davranılmasını istediğin gibi davran" ilkesidir. Sosyal yaşantıda saygının ifadesi olarak "Her fikir muhteremdir, ama muteber olamayabilir" derdi hocam. Bu nedenle hayatta başarılı olanlar genel olarak insanların düşüncelerini göz önüne alarak incitmeden, kırmadan yaklaşımda bulunabilen kişilerdir. Saygı kavramı iyi dinlemek ve anlamaktan geçer. Karşıdaki kişiyi dinlemeyi bilmeyen birisinin kendine saygıda da problemi var demektir. "Kendine saygısı olmayanın başkasına da  saygısı olmaz".  Zaten, "kişinin kendi özüne, kişiliğine beslediği saygıya da öz saygı" denir. Bir başka deyişle özsaygı, kendini sevmek, değer vermek, saymak, ihtiyaçlarını göz önüne almak ve gidermek için çaba sarf etmektir. Öz saygı eleştirilerden bir şeyler öğrenerek, hedeflere ulaşma başarısını belirler. Özsaygı, insanın kendini algılayış şekli olup güçlü ve zayıf yönlerini bilerek,kendini olduğu gibi kabul edebilme becerisidir. İnsan, eğer insan olma gayretinde  ise "kainattaki en şerefli mahluk ve halife"dir. Öz saygısı yüksek olan insanlar sosyal ilişkilerde rahat, yaptıklarının sonuçlarından emin, hoşnut olma duygusu içinde kendileriyle ve toplumla barışık yaşarlar. Kişinin kendi kişilik özelliklerine değer vermesi, kapasitesini bilmesi, performansını bilinçli kullanması, risk alabilmesi, hedefler belirlemesi ve çaba göstermesi özsaygısını gösterir. Bunun için insanın önce kendine karşı dürüst ve sözüne sadık olmayı başarması gerekir. Bu noktada irade konusu devreye girmektedir. Sözlükte “seçmek, istemek, yönelmek, tercih etmek ve karar” anlamlarına gelen irade "insanın, bir eylem için iç ve dış faktörler etkisinde şekillenen bilinçli kararlılıkhali" olarak tanımlanır.Bu noktada öncelikle bir hedefin olması ve sonrada eylem aşaması olmak üzere 2  aşaması vardır. Burada otorite ya da korkuya dayalı yapılan eylemler kuralın dışındadır. Çünkü, kendi kişiliğinin sınırlarını bilemeyen, sadece kurallara uymak zorunda hissedenkişininöz saygısından bahsetmek mümkün olmaz. Aslında yaşanılan her problemde kendine karşı dürüst ve sözüne sadık olamayan insanın içinde bir şeyler kırılır, kendine duyduğu  güven zedelenir. İnsanın dış görünüşünün çok önemsendiği günümüzde iç huzur dışa yansır. İkisi dengede olmaz ise anı anına uymayan ve kararlılığını koruyamayan bir insan oluşur. Hz. Mevlana'nın dediği gibi "testi ancak içindekini sızdırır".  Kendine karşı dürüst ve sözüne sadık olmak bu anlamda ilk önemli adımdır. Çünkü, gelişmiş insan başkasının hakkına zarar vermeden kendi hakkını talep edebilen insandır. Bir düşünürün " fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm"sözünde olduğu gibi. İnsan iyi kötü yönleriyle bir bütündür.. Kendimizi olduğumuz kabul etmek, sevmek ve kendimize hata payı bırakmak ve bazen de kendimizi affetmek "insan olmak"  için önemli bir adım olacaktır.  "Bilginin çokluğunda, bilgelik geride kalmış" ise, toplumsal ve kişisel alanlarda saygı eksikliği var demektir.  Günümüzde yaşanan aşırı rekabet, tüketicilik ve her ne pahasına olursa olsun mesleki başarı odaklı yaşam iç ve dış dengeleri bozuyor.  O zamanda öfke, kıskançlık ve kırgınlık gibi duyguları  yönetmek mümkün olamıyor. Victor Hugo "Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsızlık duymaz.” der.Egonun güdümünde yaşamın hüküm sürdüğü günümüzde insanların farkında olmadan yaşadıkları bencillikten çıkıp insana saygıyı öne çıkarması gerekir. Bunun için insanın kaygı ve elemleriyle sevgi ve nefretleri aşılması gereken ilk büyük engellerdir. İnsanın kaygılarını yok etmek için  iyimserlik ve pozitif düşünce yapısı en büyük yardımcıdır.  Bu noktada kişinin ciddi sorumluluk, irade ve zorlukları göze alabilmesi gerekir.Yûnus Emre’nin Taptuk Emre tarafından dağdan odun taşımakla görevlendirilmesi "benlik tedavisine" örnektir. Kendi ışığımız ancak öz saygı ve özgüven olduğunda düşüncelerimiz, duygularımız ve koşullanmalarımız olmadan özgür bir zihinle saf gerçekleri görebileceğimiz ve yaşayabileceğimiz bir aydınlanmayla parlayacaktır. 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum