Saliha BAKICI

Saliha BAKICI

Saliha BAKICI

CAN YARISI -son-

01 Aralık 2018 - 21:55 - Güncelleme: 02 Aralık 2018 - 12:32

  Hayatta yazmakla yetinemediğimiz, taşa kazımak istercesine ölümsüzleştirmek istediğimiz şeyler var...Sonrakilere ışık olacağını düşündüğümüz şeyleri yazarken bizden sonraki nesillere önemli şeyler bıraktığımızı düşündüğümüzde ise  çoğu zaman kendimizi frenleyemiyoruz.
''Can yarısı'' diyerek başladığım bir dizi yazıda yapmak istediğim bundan başkası değildi.
Öyle ya yoksa kimin nesineydi benim babam...
Hissettiklerimden dolayı çok uzun yazacağımı bildiğim için 1,2 diye başlamıştım.  Şimdi ise bi-havadis platformunu daha fazlası ile meşgul etmenin uygun olmadığını düşünerek bir yerde fren yapmam gerektiğine karar verdim. Sanırım o yer tam da burası.
 Canımdan toprağa düşen asırlık çınar hakkında bundan sonra yazacaklarımı, başka bir yerde toplayacağım. Ancak bıçakla keser gibi birden bitirmenin de -attığım başlıklardan sonra-  doğru olmayacağını düşünerek bu günkü yazıma başlıyorum.
Bu gün yazacaklarım, heybemde dolup taşanları özetleyen ve CAN YARISI yazıları için bir son yazısı olacak.
Buyrun efendim...

                     *****
 Hayata başlayışının ikinci yılında annesini kaybeden babam, tabir yerindeyse hayata bir sıfır yenik başlamış. Hatta öyle ki sıkıntılı bir çocukluk ve okul yıllarının ardından, kazandığı öğretmen okuluna gitmek için yol parası bulamamış; anacığından kalma bir kilimi satmak zorunda bile kalmış. Şu dizeler ona ait:

Nice yağmurlu günlerinde,
Çıplak ayak, çamurlarını tepelemişimdir.
Ey benim sıcak yuvam yeşil ovam,
Senden ayrıldığım gün seni özlemişimdir...

 Sivas öğretmen okulunda sol görüşlü hocaların öğrencilerin zihinine ektiği siyasi tohumları onlarca yıl omuzlarında taşımak zorunda kalmış. Takip eden yıllarda ise Gaziantep'in bir köyünde asker olarak öğretmenliğe başlamış.
 Görev yaptığı okulun karşısındaki evde yaşayan -sadece uzaktan gördüğü- köyün en güzel kızına gönül verdiğinde başlar macerası.
 Evlenmek ister ancak anasız bir hayatta babası da yok gibi davranmaktadır. Kızı istemek için önüne düşecek bir büyüğü bile yoktur yani. Evliliği için ilk adımı yalnız başına atmak zorunda kalmıştır. Sevdiği kızı ona vermek istemezler, çünkü kimsesizdir.  Üstelik esmerdir (!)

 Günler günleri, aylar ayları kovalamış. Geçen zaman zarfında bir araya gelmek için tüm çareleri tükenmiştir. Ama sevda bir kere düşmüştür yüreğe. Ve sevdanın vuslattan başka bir çaresi yoktur.
 Bir gün ansızın verdikleri kararla eller vermezse yollar verir diyerek yollara düşmüşler. Kaderin götürdüğü yere birlikte gitmek için dağları yol etmişler. Çok geçmeden anlaşılmış birlikte gittikleri. Jandarmaya haber verilmiş ve geçecekleri yollar askerler tarafından tutulmuş...
Olacakları önceden kestirdikleri için dağ yolundan gitmeye karar vermişler. Ancak güzergah hangi taraf olursa olsun yol üzerinde geçmek zorunda oldukları bir nehir varmış ve nehrin üzerindeki  tek köprü de jandarma tarafından tutulmuş.
  Ya nasip, diyerek nehrin kıyısına geldiklerinde beklemedikleri bir sürprizle karşılaşmışlar. Nehrin üzerinde daha önce hiç görmedikleri ve bir daha da hiç rastlamayacakları bir köprü... Geçip gitmişler.
                  *****
 Nehri geçmek kadar kolay olmamış hayatın zor yollarından geçmek. Yokluk, kimsesizlik, çaresizlik yakalarını hiç bırakmamış...                       
                   *****
 Zor başlamış ve öyle devam etmiş hayat, vesselam....
Her okuyanın yüreğini burkacak uzunca bir  hayat hikayesinin o yıllarını - buralara sığdırmak mümkün olmadığı için- atlayarak geçiyorum.
                  *****
  Adana'da bir ilkokulda öğretmenlik yaparak hayatımızı sürdürmemize yardımcı olan babacığımın rabbinden uzak geçirdiği uzun yıllar, hiç hatırlamak istemediği yıllardı. Nispeten fakir denilebilecek insanların yaşadığı bir semtte geçti bu yıllar. Mahallemizdeki caminin, müdavimi olan insanlardan oluşan bir cemaati vardı. Yıllar sonra düşündüğümde yüreğimi, ilmi açıdan yoksunluk yaşayan o insanların imanlarındaki samimiyete sonsuz kere şahit olurken bulduğumu itiraf etmeliyim. Babamın kalbini Kur'ana açarak hidayeti bulmasını da o samimiyetin bir semeresi olarak görüyorum.
  Kendi kendine Kuran meali okumaya başlayan babamın o günlerini bu gün gibi hatırlıyorum. Geceleri sabahlara kadar yanan lambamız, dolup boşalan kül tabakları arayışın geceye dair şahitleridir.
  Takip eden günlerden bir gün, kapının tıkırtısıyla uyanan annemin babamın namaza gittiğini gördüğü sabah doğan güneş, hayatımızın değişeceğini müjdeleyen tabir yerindeyse en kutlu sabah olmuştu.
  O günden sonra  esmeye başlayan değişim rüzgarı hayatımızın yönünü büyük bir hızla değiştirmişti.
  Çok heyecanlıydı babam. Akrabalarımız ve çevremizde bulunan herkesin hakikati bulmakta kendisi gibi geç kalmaması için gece gündüz adeta ''kafaları çatlatırcasına'' anlatmaya başlamasıyla, tepkiler çığ gibi büyüyordu. Çocukluğundan beri görmediği akrabalarını da arayıp bulmuştu. Torosların eteklerinde, ortasına gerilen örme ipler üzerine atılan örtülerle haremlik selamlık düzenine geçirilen kıl çadırlardaki karanlık gecelerde kıyasıya devam eden, çoğu zaman şiddetli tartışmalara dönüşen, Allah ve ahirete dair sohbetlerin sesi hala kulağımda...
  Akrabalarımıza inandıklarını ''kafaları çatlatırcasına'' anlatan babam, anneme karşı ilginç bir şekilde   müşfik ve sabırlı davranmış, onun hakikatleri kendi özgür iradesiyle kabul edeceği zamanı sabırla beklemişti.
  Namaz kılmaya karar veren ama Türkçe okuma yazması olmadığı için namaz surelerini beraber öğrendiğimiz annemle geçen uzun kış gecelerinin tadını hiç unutmadım. O yıllarda ''dini'' diye nitelediğimiz romanları önce ben bitiriyor sonra anneme okuyordum. Eline örgüsünü alarak beni dinlediği akşamlar öyle güzeldi ki...
  Namaz çalışmaları sırasında bir gün babam aniden içeri girdiğinde tesettürü anneme o kadar çok yakıştırmış ki, ne kadar güzel olmuşsun derkenki gözlerindeki ışığı hâlâ görüyor gibiyim. Annem ise henüz tesettür konusunda karar vermediği için namazdan sonra saçını açmış, bir nevi kimliğindeki özgür ruhu babama deklare etmişti. Babamın sabırlı tavırları devam ederken bir gün annem kendi iradesiyle tesettüre girmeye karar verdiğini  açıkladığında babam o kadar çok sevinmişti ki adeta ne yapacağını şaşrımıştı... Annemi alıp çarşıya götürerek istediği her şeyi almıştı. Annemi bir gelin gibi giydirmiş, odalarını da bir gelin odası gibi süslemişti. Hayat arkadaşı, can yoldaşı, candan aziz bildiği, imanına amelini şahit ediyordu. Bu kesinlikle az bir şey değildi.
                 *****
  Evimizde her şey çok güzel olmuştu. Çok mutluyduk. Her gün yeni yeni şeyler öğreniyor öğrendikçe bilinçleniyor bilinçlendikçe mutlu oluyorduk. Bizim gibi sonradan dini hayatı tercih edenlerin hayat hikayelerini okuyor bazen de dinliyorduk. Çevremizde bizden daha önce dini yaşam tarzını benimsemiş olmasına rağmen onu gerektiği gibi içselleştirememiş olanlara hayret ediyorduk.
   Çok geçmeden çevremizdeki din anlayışlarındaki gariplikleri de fark etmeye başlamıştık. Kendimizce verdiğimiz tepkilerle duruşumuzu belirliyorduk. Her şey çok güzeldi öğrenmek yeniden doğmak gibi bir şeydi bizim için.

              *****
 Bu yeni, mutlu huzurlu hayatın bedeli ise akrabalarımızla bozulan ilişkiler olmuştu. Kimi akrabamız bizi evden kovarken, kimi kinleniyor, kimi ise rest çekiyordu. Biz ise bedelini ödediğimiz hayatımızla yine de mutluyduk.

                *****
 İlkokulu bitirdiğim yıllarda ülkede yoğun bir şekilde başörtüsü yasağı uygulanmaya başlanmıştı. Başörtülü öğrenciler okullara alınmıyor türlü zorluklarla kazandıkları okulların kapılarından döndürülüyordu.
 Okulumda en gözde öğrencilerden biriydim. Çok defa katıldığım yarışmalarda birincilik aldığım için tüm okul tarafından tanınıyor ve seviliyordum. Öğretmen kızı olmanın vermiş olduğu göz önündelik avantajı da başarı duygularımı kamçılıyordu. Çok büyük hayallerim vardı.
  Ne yazık ki tüm ülkenin karanlıklar içinde olduğu o yıllardan ben ve hayallerim de nasibini almıştı. Başörtümle okulum arasında tercih yapmak zorunda kalmış; ilk yıl babamın yönlendirmesiyle, ikinci yıl ise kendi isteğimle hayatımın en asil-olduğuna inandığım- kararını vermiştim. Başörtümü tercih etmiş hayallerimden ve ideallerimden-gerçekleşme umudu olmamasına rağmen- vazgeçmiştim. O yılarda benim verdiğim karardan çok daha zorunu vermek mecburiyetinde kalanlar o kadar çoktu ki...

           *****
  Eğitim hayatıma kendi isteğimle resmi olmayan kurumlarda devam etmeye başlamıştım.
 Küçükken babam hep hafız olacak benim kızım, derdi. Sahurdan sonra onunla beraber gittiğimiz
camide mukabele okuyan hafız abi de hayallerimin şekillenmesinde çok önemli bir yere sahip...
Yıllar geçti...
Terk etmek sorunda kaldığım tüm okulları bitirdim. Şimdi yüksek lisans yapmak için gün saydığım zamanları rabbime hamd ve babama rahmet duasıya geçiriyorum...

Selam ile...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum