Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

103+1 AYMAZDAN MEDET UMANLARIN SON ÇIRPINIŞI

15 Nisan 2021 - 02:14



Nisan Ayın’nın dördüncü günü gece yarısı 103 emekli amiralin hükümete bir muhtıra niteliği taşıyan bildirisi üzerine yapılan tartışmaların gölgesinde olduğumuz bu günlere nasıl geldiğimizi ve ileride nelerin hedeflendiğini anlamaya çalışırken tüm bu olup bitenleri dünyadaki olaylardan bağımsız değerlendiremeyiz.​

Hani Biden daha başkan olmadan aylar öncesinde seçim kampanyalarında Türkiye’ye vurgu yaparak mevcut hükümetimizden rahatsızlık duyduklarının bir dışavurumu olarak kabul edeceğimiz konuşmasında muhalefete destek verileceğinin altının çizilmesi, yüzyıl sonra dünya sahnesine yine ihtişamlı tarihimizin ayak seslerini çıkardığımızdan duydukları rahatsızlığın alenen ifade edilmesiydi.​

Açık açık dile getirdiği bu desteğin nasıl olacağını merak edenimiz bu zaman zarfında muhalefet kanadından ve iltisaklı oldukları dernek, vakıf, oda gibi STK’lar aracılığıyla karşılaştığımız hazimsizce saldırıların bu sebeple organize edildikleri rahatlıkla görebilecektir.​

Hükümetimizin ondokuz yıl boyunca yaptığı göz doldurucu hizmetler milletin beğenisini alırken, karanlık mihrakların da bir o kadar canını sıkmıştır. Çünkü bu coğrafyada güçlü bir ülkenin varlık göstermesi adeta uykularını kaçırıyordu. İcraatlarının engellenmesi adına yapılan tüm saldırılar boşa çıkıyor, arkasındaki milletin desteği ise çığ gibi büyüyordu.​

Yeni Dünya Düzeninde söz sahibi bir Türkiye değil, geçmişte olduğu gibi vesayet ruhlu bir Türkiye olmalıydı. Bunlar, batılın haliyle batının dünya için kurguladıkları planları olsun, diğer taraftan hak ve hakikatin de bir planlarının olduğunu bilmelerini isteriz.​

Wilson’ın bir asır önce Türkiye’yi 2025 yılına kadar bölme planlarının var olduğu iddiası ki ABD’nin etkili gazetelerinden New York Times'ın, Ortadoğu’da sınırların belirlenmesine ilişkin 100 yıl öncesine ait alternatif bir harita yayınlayınmasını göz önünde bulundurduğumuzda bizdeki muhalefetin desteklenmek istenmesinin öyle akla gelen ani bir düşünceden doğan fikrin ürünü olmadığı anlaşılacaktır.​

Bu plana karşı çıkacak kesimin inançlı bireylerden oluşacağını, haliyle bu insanların kuracakları hükümetlerle bu plana yol vermeyecekleri bilindiğinden bir asır önceden başlatılan çalışmalar hep inancımızı karalayıp baskılamaya yönelik olmuş ve dindar halkımız inancından dolayı bilinçli olarak ezilmiş, hor görülmüş adeta tüm yaşam alanları kendilerine dar edilmişti. Ezanların Türkçe okutuluması, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi, Kur’an’ın yasaklanması, camilerin kapatılıp yer yer ahır, bazen de meyhane ve gazinoya çevrilmesi gibi daha bir çok benzeri onur kırıcı tutumlarla inançlı halkımızın sinir uçlarının tahribine yol açan faaliyetler hep bu yüzdendi.​

Milletin iradesiyle seçilerek gelen Menderes ve ekibinin idamı, Özal’ın zehirlenmesi, Erbakan’ın hükümetine yol verilmemesi gibi olaylar, hür iradeye dayalı siyasi yelpazede de inançlı insanlar istenmemesi anlamına geliyordu.​

​Diğer yandan inancı gereği örtünen kızlarımızın o halde okumayacak olmaları, askeri okullara irtica bahanesiyle inançlı ailelerin çocuklarına kapıların kapatılması, imam hatiplerin üniversitede eğitim görmemeleri için getirilen katsayı zulmünün uygulanması da bilinçli insanımızın bilim ve fikirle güçlenmesinin istenmemesiydi.​

Bununla birlikte sağ-sol davası denilerek gençlerin heder edilmesi, mezhepsel tahriklerin ayyuka çıkması, alevi-sünni çatışmalarının başlatılması, laik-antilaik ayırımına tabi tutulan halkın birbirine düşürülmesi, PKK terör örgütünün piyasaya sürülerek iç huzursuzluğa yol açacak eylemlerde bulundurulması ve nihayetinde FETÖ dediğimiz ahtapotla da inançlı insanların din adına belli mihrakların emrine sokulup diğer tüm islami cemaatlerin de bu yolla karalanıp milletle irtibatlarının kesilmesi gibi durumlar da hep bölme planının bir gereğiydi.

Anladığımız kadarıyla şer güçler boş durmuyor ve durmayacaktır. Ülkemizin bu gelişmişlik durumundan hareketle biliyoruz ki bir takım odaklar, adeta rahatsız olmuş ve çıldıracak durumdalar. Her defasında söylediğimiz gibi 2023 hedefimize varmak için var gücümüzle ve bilinçli adımlarla yürüdüğümüz bu yolda, girdiğimiz bu seferimizde bizi engellemeye adanmış planlar, kötü niyetler, bel altı vuruşlar olabildiğince önümüze çıkarılmakta, millet olarak bezdirilmek istenmekteyiz.​

Türkiye içten ve dıştan çevrelenmek istenmektedir. Papa’nın Ortadoğu gezisindeki niyet ne ise içimizdeki dışa bağımlı muhalefetin de niyeti aynı. Papa ile uluslararası ilişkilerde dışa yansıyan gücümüzün denenmesi adına “el ense” mahiyetinde bir kalkışma sergilenirken, içeride de emekli büyükelçilerden tutun da önceki muhalif tüm karşı çıkışlara ek olarak bu 104 emekli generalin bildirisi de bir bakıma gücümüzün içe ne kadar yansıdığının denenmesi hamlesiydi.

Daha ilk saatlerde planlar boşa çıktı. Türk milleti göz açtırmadı. Coğrafyanın ana unsuru teyakkuzdaydı ve oynanmak istenen kirli oyuna geçit verilmedi. Çünkü büyük oyunu gören bir Cumhurbaşkanımız vardı ve millet adına gereken cevabı anında verdi ve tökezlenmemiz beklenirken karşı tarafın tökezlenmesine şahit olduk. Artık eski Türkiye yoktu karşılarında. Milletin, ordusuyla, istihbaratıyla kenetlendiği bir Türkiye vardı karşılarında.​
​ ​ ​ ​
Buna benzer karşı çıkışların olmaması mümkün değil elbette. Tarih, bunun örnekleriyle dolu. Bu bir medeniyet savaşıdır. Kâh sıcak, kâh soğuk olur. Kâh silahla, kâh kalemle olur. Ama bir şekilde olur. Ya batıl kazanır ya da hak.
 ​
Türkiye’nin bu mücadelesinde haktan taraf bir ülke oluşu, elbetteki batılın hedefinde olmasını salık kılar.
 ​
Suriye Koridoru, Doğu Akdeniz, Ege Denizi’ndeki sarmalanmamız, Karabağ’da ablukaya alınmamız ve oradaki başarımızla tarih yazarken bugün Karadeniz’den bir cephenin açılıyor oluşuna da dikkat etmeliyiz. Türlü hilelerle Ukrayna ve Rusya’nın çatışmasını bahane ederek müdahale etmeye çalışan ABD’nin Türkiye’yi bu sefer de kuzeyden kuşatmak istediğini görmemezlikten gelemeyiz.
 ​
Kısır döngülü tartışmaları derhal bırakmalıyız. Bizi içimizdeki meselelere boğup hariçten ipimizi çekmeye çalıştıklarını görmeliyiz; yoksa bir yüzyılın kaybını artık kaldıramayız.
 ​
Bugün Kanal İstanbul’a karşı çıkanlar, İstanbul Sözleşmesinden ayrılışımızı bahane ederek sosyal dokuyu kaşımaya çalışanların niyetlerini iyi okumalıyız. Arkalarındaki gücü iyi tanımalıyız. Ya değilse geri dönüşü olmayan bir girdabın kurbanı oluruz.

“Su uyur düşman uyumaz” gerçeğiyle bugün yüz yüzeyiz. Kötülük adına ne kadar unsur varsa devrede ve hakikati boğmakla meşgul. Bir kaşık suda fırtına koparmanın derdinde olanların varlığı hepten mide bulandırır oldu. HDP’nin kapatılmak istenmesi ve üzerinden kopartılan fırtınalar, yeni Anayasa hazırlıklarının gündem almasıyla karşılaştığımız saldırılar, kokuşmuş düzenden nemalanan harici ve dâhili bütün bedbahtların uykusunu kaçırmış durumda. Çünkü Anadolu’nun asıl unsuru olan bizler yeniden doğuyoruz. Yeniden diriliyoruz. Yeniden haykırıyoruz.
 ​ ​
Türkiye’nin çökmesi, İslam aleminin tekrar çökmesi demek olacaktır. Bugünden tezi yok, ev ev, kapı kapı gezip hak ve hakikati anlatım. Uyuyanları uyandıralım. Alemlerin Rabbi, gayretlilere yol verir; kafir de olsalar. Neden bize koşarak gelene küçük de olsa bir adım atmayalım. Bu çok büyük bir tebliğ görevidir. Her mümine farzdır.​

Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, onu hemen almaya ehaktır.” hadis-i şerifi mucibince ferasetimize ne oldu da yalan yanlış sözlere kanar oluyoruz. Bugün Biden’in yardım vadettiği muhalefet işte bu yalanlarla milleti kandırmanın derdinde.
 ​ ​
Zafer inananlarındır. Hakkı getirip batılı zail etmek de bizim elimizle olacaktır.

Bu Ramazanın uyanmamıza vesile olmasını diler, ibadetleri makbul kullar olmamızı niyaz ederim.
 ​ ​
Mustafa SALIM​ ​
15 Nisan 2021, Ankara