Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

DİYARBAKİR'DAKİ ŞARLATANLIKTAN MEDET UMANLAR

27 Mayıs 2020 - 13:52


Son zamanlarda yaşadığımız bir kaç olayı bile göz önünde bulundurduğumuzda bu adam üzerinden oynanan oyunu net görebiliriz. 

Kuytul'un sokak ortasında arkasına aldığı bir kaç kişiye  teravih namazı kıldırması, İzmir'de Camilerin  merkezi ezan sisteme girilerek Çav Bella'nın dinletilmesi, ondan önce verilen salaların uygunsuzluğundan dem vurularak hatta bu uygulamaya bidat diyecek kadar ileri geri konuşmaların oldugu bir ortamda Diyarbakır'da aniden ortaya çıkan bu adamı, ağzına aldığı bir kaç ayet ve hadisi okuyor diye keramet atfedip baş tacı edersek bugüne kadar olup bitenlerden ders almamışların durumuna düşmez miyiz?

Ramazan Böçgün denen bu meczupla alakalı Medreseler Birliğinden bilinmesinde fayda mülahaza edilen bilgiler verilse de 12 Nisan 2020 tarihinde kendisi adına sosyal medyada açılan bir sayfada "Bu adama deli deyip körlemek insanlığa yapılan büyük zulümdür. Çünkü bu insanın insanlığa anlatacak çok şeyi var" şeklinde yer verilen açıklamadan da provakasyona malzeme teşkil edecek hazırlıkların önceden yapıldığı anlaşılmış oluyor. 

Müslüman ferasetlidir ve ferasetinden de çekinilmesi gerekir. Oynanan oyunları daha sonra değil, önemli olan çıktığı an görmebilmektir.

Bugün Zekeriya Beyaz'ı, Yaşar Nuri'yi, Adnan Oktar'ı, Kalkancı'yı, Müslüm Gündüz'ü ve Fetullah Gülen dediğimiz şeytanı tanıyor olsak da bir proje adına çıktıkları dönemde iç yüzleri çoğu kimse tarafından ilk etapta bilinmediği için sosyal dokuya verdikleri zarardan maalesef millet olarak hepimiz etkilendik ve bir çok bedel ödedik. Elbet bu kişi üzerinden yapılmak istenenler de bir gün anlaşılacaktır. Derdimiz, bu tür meselelerin vakitlice anlaşılmasıdir. Dikkat edilirse bu adamlar hep dini argumanları kullandılar. Bizi bir arada tutan dinin temellerini sarsıp imani zaafiyet oluşturmaya çalıştılar. Böylece PKK ve DHKP-C gibi teror örgütlerinin eylem yapmalarına ortam hazırladılar ve onların hedeflerine varmalarında yardımcı oldular. Bunlar üst akıl tarafından dizayn edildikleri için görünürde zıt akımlar da olsa gayeleri aynıydı. Ayağa kalkmak isteyen bir toplumun ayaklarını kırmaktı ve diz çöktürerek bir yüzyıl daha esir etmekti. 

Türkiye olarak mevcut hükümetimizin siyaseti sayesinde dünyada güçlü bir ülke olarak sözünü dinleten bir seviyeye ulaşıp mazlumların sesi olunca, hele de Ümmet-i İslam'ı diriltecek uyanışın ayak seslerini çıkarınca elbet düşman cenahının uykuları kaçacaktı. Olayları bu zaviyeden ele alıp değerlendirmezsek tarihi misyonumuzu da anlayamamış olacağız. 

Gezi zekalı ahmak insanların Ülkemizi gezi benzeri eylemlerle tekrar kaosa sokup verecekleri ekonomik zararla, özleminde oldukları vesayetçi hükümetler oluşturmak istediklerini artık bilmeyenimiz yoktur. Bu karanlık yapı bunun için her yolu deneyecektir. Özellikle de dindar kesim üzerinden hedeflerine varmak isteyeceklerdir. Nasıl mı?

Abdulhamid Han hazretlerine din uzerinden vurdukları gibi. Halbuki koca hükumdarın Allah'ın dini adına nasıl bir gayretin içinde olduğunu bilmeyen yoktu. 

Menemen olayında da yine dini argumanların kullanıldığı tezgahı görmedik mi? 

Sahte dini algılarla gerçek dindarların önü kesilmek isteniyor. 

Türkiye'nin ilerleyişinin durdurulması Recep Tayip Erdoğan'nın engellenmesiyle ki bu da onun milletin gönlünde yer alan sevgisine indirilecek darbelerle ancak mümkün olacaktı. Çünkü onu iktidara taşıyan husus samimi imanı, Allah'tan başka kimseden korkmayışı, zalime karşı hakkı haykırması, sessiz çoğunluğun sesi oluşu, milletin kendisini onda görmesi, milletin duygularını taşıyıp onlarla aynı dili konuşması gibi daha sayacağımız birçok özelliği ihtiva ediyordu ve kitleler bu sebeple arkasından fevc fevc geliyordu.  İşte bunun sarsılması gerekiyordu. Sahte dinle vurulacaktı. 

Ayakkabı kutusundaki para mavallarıni bu yüzden attılar ortaya. Hırsızlık iftirasını bunun için attılar; Menderes'e attıkları hırsızlık iftirası gibi. Çünkü dindarlığın zirve noktası canın yongası olan mala karşı olan sağlam iradeler belirler. Büyüklerimiz kişinin dindarlığını namazda degil, fulusla olan ilişkisinin mahiyetinde ararken bu hakikatı göz önunde bulundurmuşlardır. İşte Allah adamı olmanın sırrı burada yattığı için bu noktadan vurmaya yeltenmişlerdi.

Ne olursa olsun Erdoğan engellenmeliydi.

Davudoğlu'na neden parti kurdurdular? Ali Babacan gibi silik bir şahsiyete neden siyasi sahnede bir yer verdiler? Bunlar iktidara gelsin diye mi? Cevabımız tabi ki hayır. Hala meseleyi anlamayan varsa onların şerrinden Allah'a sığınırım.

Bugün hırsızlık iftirasını attıkları hükümetin Ülkemizi şaha kaldıran o baş döndürücü icraatlarına nispeten bu müfterilerin överek bitiremediklerı sabık vesayetçi hükumetlerin seksen yıllık icraatları nerde? Hırsızlığı kim yapmış acaba? Bir kuş beyninin dahi algılayacağı kadar net olan bir manzara var karşımızda; hala anlamayan ya da anlamamakta direnen varsa, gözü olup görmeyen, kulağı olup da işitmeyen kimseler olması bunlar için ne acı bir manzara; insanlık için ne utanç verici bir durum.

Diyarbakır'da peydah olan bu adamın konuşması hem içerik yönünden hem de zamanlaması bakımından tetkik edildiğinde ilimden uzak,  samimi olmadığı zaten anlaşılacaktır. Kitleleri arkasından sürüklemekten daha ziyade zihinleri bulandırmaya odaklı bir tiplemeyle karşı karşıyayız. Bunu dindar göstermenin altında, hakikati ne pahasına olursa olsun dile getiren bir halk kahramanı, bir veli hatta zamanın Behlü'l-Dana'sı diye gösterip Tayıp Erdoğan'ın öyle pek de dindar olmadığı, hatta dini kullandığı, milleti aldattığı şayiasını yayarak olası bir ayaklandırmayla dindar kesimden de sokak eylemlerinde boy göstermeleri amacı yatmaktadır.

Bizim kültürümuzde hayatını Allah'ın dinine adamış alim ve müttaki dindar insanın irşatlarında böyle bir tarzı kullandıkları vaki olmamıştır. Ahmet Yeseviler, Yunus Emreler, Mevlanalar, Hacı Bektaş-ı Veliler'in tarzı bu olmamıştır. İslam'ın ruhuna aykırı bir üslupla tebliğ yapılmaz. 

Bu adamın konuşması, ruhlara sekinet yerine isyan ve nefreti telkin ediyor. Kendisini tanıyan Diyarbakırlı halkın çoğunun kendisinden şikayetçi olduğunu yine video konuşmasından öğreniyoruz. Çünkü toplumu geriyor. Huzursuzluğu körüklüyor. Haddi zatında İslam, kelime olarak esenlik, mutluluk, güven manasına yapıcı ve birleştirici yönüyle teberrüz etmesine karşılık muntesiplerinin konuşma ve tavırlarından bu manalara muhalif beyanların sadır olması kendilerine kuşku ile yaklaşmamız adına kafi bir sebeptir benim için. Ayrıca FETÖ cenahı başta olmak üzere ne kadar mühalif kesim varsa bunu kullanarak hükumet aleyhine  bir algı oluşturdukları artık sır değildir.

Hayatı İslam'a adanmış bir Cumhurbaşkanımız var. Bunu her ehli insaf bilir ve bu hakkı teslim eder. Hatta karanlık mahfiller dahi bunu bilir. Ancak fitnelik her daim bir tehlike arz edeceğinden yanlışı doğru gösterecek toplumsal algı operasyonlarına  kurban olup bu girdaba gireceklerin olabilme ihtimaline karşı bu tür insanlara karşı teyakkuzda olmamız gerekiyor. Uyarı vazifesini yapmalıyız. Ya dağilse son pişmanlıklar fayda vermeyecektir. 

Mustafa Salim
27 Mayıs 2020, Ankara.

YORUMLAR

  • 0 Yorum