Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

CENNET KİMİN AYAKLARI ALTINDA? KADININ MI ANNENİN Mİ?

15 Ağustos 2020 - 14:38


Sosyal medyada Muhyiddin İbni Arabi'nin tartışmalara yol açan "Kocasına kadınlık yaparak rızkı ayağına gelen kadının, 'işçi olacağım' diyerek, hanedeki sultanlıktan çarşıdaki hamallığa düşmesi ne acıdır." sözünü nasıl anlayıp değerlendirmeliyiz?

Sözun sahibi büyük bir alim, bilge ve veliyullahtan  arif bir zat olunca söze biçilecek değer, pahada biçilmez oluyor.

Dini naslara uygunluğu da göz önünde bulundurulduğunda hayatın kadın ve erkek arasındaki müştereklik ilkesi bize, hayatın akışında kadının özellikleri de dikkate alınarak kendisine biçilen rolün nelerden ibaret olacağını düşünüp ona göre bir yol izlemenin ipuçlarını vermektedir.

Bu noktada her medeniyette farklı uygulamaların olduğunu görmek mümkündür. Hatta bu konuda ülkeden ülkeye farklılıklar olduğu gibi her ülkenin kendi içinde bölgesel anlamda da birtakım farklılıkların olduğuna şahit olunmaktadır.

Tarıma dayalı hayat biçiminde tarlada, bağ bahçe işlerinde, hayvan bakıcılığında eşler yan yana durup güçleri nispetinde çalışmak suretiyle aile geçimini sağlamaktadırlar.

Bu durumda kadın erkeğe göre doğal olarak daha hafif işleri yaparken, bir yandan da yemek hazırlamak, ev temizliği ve çocuk bakımını üstlenerek günlük vazifelerini yerine getirirler.

Bir ailede iş akışı böyle sürerken diger taraftan imece usulüyle de komşular arası ilişkiler bağlamında kendi aralarında yardımlaşarak işlerini yaparlardı. Ayrıca maddi durumu iyi olan aileler tarla işlerini işçilere yaptırarak bayanların zor işlerde çalışmalarının önlemini de almış olurlardı.

Toplumumuzdaki sosyal realite, evin geçim sorumluluğunun erkeğin omuzlarında olmasıdır. Hatta kadının bir şekilde elde ettiği mal ve gelirden kocanın bunu aile geçiminde kullanması uygun görülmemiştir. Bu yükümlülükten dolayı kadının bebeğini emzirmek istememesi durumunda dahi kocanın bebeğine süt anne tutması mecburiyeti bile vardır.

Kadının korunarak kendisine değer atfedilmesi dinimizin önemsediği ilahi bir buyruktur. Merhametin simgesidir kadın. Ailenin gücü kadının bu merhametinden doğar. Kaliteli neslin yatişmesi bu merhamet ağuşunun eseridir. Doğal olan, insanın bu yapısına göre eylemde bulunmasıdır. Ne balığa yüzme öğretilmekle uğraşıp kaybedecek bir zamanımız, ne de bülbülden nağme öğrenmesi için kargayı fıtratı hilafına zorlama lüksumuz var.

Tarihimizde çalışan kadın örnekleri vardır elbette...Ticaretle uğraşan Hatice validemizin hayatında çalışma örneğini görürken, Hz. Süleyman as.'ın konu edildiği ayetlerde Belkıs'ın tahtıyla alakalı anlatım bize bir bayanın melike olduğu gerçegini de göstermektedir. Eğitim ve sağlık alanı gibi ihtiyaç duyulan daha bir çok önemli iş hayatının bazı sahalarında istihdam edilen kadınların çok başarılı oldukları da bilinmektedir.

Arz-talep ve işe uygunluk hususu dikkate alındığında kişilerin yeteneği bağlamında bir dengenin kurulmasının ne derece önemli olduğu görülmektedir.

Binaenaleyh, sosyal hayata yapacağımız bir kuşbakışı gezinti, meseleleri çözümlememizde bize daha doğru neticeler elde etmemize imkan sağlayacaktır.

Batının dokusu ile bizimkisi aynı degildir. Batının sanayi devrimiyle birlikte ucuz bir iş gücü haline gelen kadın, hatta çocukların bile üretim adına acımasızca çalıştırıp emeklerinin sömürüldüğü bir dünya düzeni bizim medeniyetimizin asla kabul edemeyeceği tarzda bir hayat biçimini öngörmektedir. Dolayısıyla bu konuda yaptıkları düzenlemeler, oluşturdukları sosyal düzenlerinin işleyişinde ortaya çıkan yanlışların giderilmesi içindi. Tamamen üretim sanayi odaklı medeniyetlerinde insan unsuruna gereken ehemmiyet bir türlü verilememiştir. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" hakikatiyle asırlar boyu dünyaya adaletle hükmetmiş bir milletin torunu olan bizler, sosyal dokumuzu medeniyetimizin temelini oluşturan umdelerle düzenleyip hareket etmek ettiğimiz takdirde yapımıza uygun bir hayat standardını yakalamış olacağız.

Bu hayat standardımızda ailenin güçlü olması bir esastır. Ailenin güçlü olması da gücü dağılmayan bir anne ile mümkündür. Çocuk eğitiminde annenin büyük bir rol oynadığı bilinmesine rağmen bu hususun göz ardı edilmesi sosyal hayatın çöküşünden başka bir sonuç vermeyecekrir. Sosyal hayattaki düzenlemelerin de bu minvalde olması gerekmektedir.

Toplumumuza uygun prensipleri öteleyip Batı'nın zoraki hayat biçimini yaşamaya zorlandığımız günden beri ne batılı olduk ne de örfümüzü muhafaza edebildik.

Bugünkü modern hayatın dayatmasıyla sosyal dokumuza taban tabana zıt bir yasayışın girdabına itildiğimiz şu 21'inci asırda maalesef insanımızı buhranlarla baş başa bıraktığımız bir hayatın içinde bulduk kendimizi. İstanbul Sözleşmesi ise vurulan son darbe niteliğinde.

Bir zamanlar sistemin dayatması sonucu inancı dogrultusunda tahsil hayatına izin verilmeyen kızlarımız inançlarını koruma adına bilgiden mahrumiyeti yeğlerken, bir taraftan da değerlerden uzaklaştırılan kızlarımız okutularak ekonomik özgürlüklerine kavuşturulmuş ve böylece paranın hoş sadası karşısında ayakları yerden kesilen genç kızlarımız aileleri ayakta tutamaz oldular. Sonra modern iş hayatında yerini bulan bu kızlarımızla öyle bir hale gelindi ki bir ailede iki maaşa karşılık, kocanın dahi iş bulamadığı aileler oluşmaya başladı. Çünkü maaşı olan erkek işi olmayan bayanla evlenirken, maaşı olan bayan işsiz erkekle evlenmiyordu.

"Bir kişiye on, on kişiye tam bir pul,
Bu taksimatı kurt yapamaz kuzulara şah olsa" dizeleriyle şairimiz ne de güzel ifade etmiş bu ve bebzeri haksızlıkları.

Modern hayatın tüm bu olup bitenlerle dayattığı güçlü kadından ne anlamalıyız?

Bazıları bu güçlü kadınlığı acaba kocalarına karşı nasıl kullanıyor? Yoksa bazen pazusuyla, bazen de diliyle mi? Parasıyla mı?

Asıl gayesi Allah'ın rıza olan biz kullar, bir de bakmışsın dünyasını kazanma yolunda ahireti iflas etmiş duruma düşmüş.

Seküler eğitimin verildiği okullarda ayakta kalmak uğruna nice değerleri çiğneyen insanlar yetiştirilir oldu.

Aslında aileyi ayakta tutan değerlerimiz gidince o gücün de bir manası kalmamış oldu.

Verilen eğitimle Allah'ın emirlerini yaşama doğrultusunda bir hayat dengesi tutulsaydı; ve iş ortamı güven verseydi mümince yaşama noktasında, tabi ki böylesi şartlar altında bayanın çalışmasında bir beis görülmezdi.

Ne yazık ki bayanın ekonomik özgürlük adı altında eğitilip iş hayatına atılmasında kendisinden 'koca moca, çoluk çocuk' velhasılı ailenin temel harcı ne varsa kazanılan para karşılığında payimal edilmesi beklentisi içine giriliyorsa ki zımnen bu düşünce empoze ediliyor, böyle çalışan bir kadının, aile içinde yaşanılan bir takım sıkıntılar karşısında, 'elin oğlunun kahrını mı çekeceğim' yollu savunma argumanlarıyla aileyi yıktığını da görüyoruz.

Evdeki ev hanımlığını kendilerine hizmetkarlık gibi gösterilen bu tür bayanlar, kocasına karşı özgürlüğünü elde ederken işyerinde hizmetine girmediği adam kalmıyor.

Toplumları göçürüp çökerten şey işte ailelerde itatsızlığın ayuka çıkmasıdır.

Bayan için Allah'ın emrine uygun bir eğitim verilirken erkeğin de ihmal edilmemesi lazim.

Güçlü kadın kocaya itaatin ne olduğunu biliyorsa o gücün zararı olmaz diye düşünürüm. Yok, eğer bu güçlülük itaatsizlik yolunda harcanırsa güç zehirlenmesine girilmiş demektir.

Ahiret mi, dünya mı? İman mı para mı? Allah'ın rızası mı, yoksa nefsani istekler mi?

Bu saydığımız hususlarda maalesef denge sağlanamıyor.

İster çalışan, ister ev hanımı olsun "Ümm" vasfını haiz olmadıktan sonra evin direği olmaklığı hepten kaybederler. Biz ümm olabilmeyi ruhlara yerleştirecek bir eğitim sistemine geçip, aile düzenlemesini de bu esasa göre hayata geçirdiğimiz an, tarihin o şanlı günlerimizi tekrar yaşamanın önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Hayme analar, Şerife bacılar, Nene hatunlar böyle yetişti; Asiyelerimizin, Meryemlerimizin, Aişelerimizin, Fatımalarımızın iffet atmosferinde...

Anne eğitim alsın, bilgili olsun amma yuvadan uçurulmasın. Yoksa cennetin altına serildiği ayakları zor görürüz.

Mustafa Salim
15 Ağustos 2020, Ankara

YORUMLAR

  • 0 Yorum