Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

İSTANBUL İSMİNE SÜRÜLEN LEKE: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ​ VE YAPILAN TARTIŞMALAR

12 Ağustos 2020 - 16:58


Önemli bir ülke olmalıyız ki öyleyiz, çok değişik konularla hem de mecrasından çıkartılarak oluşturulan yoğun gündem sebebiyle kafalar karıştırılıp, zihinler bulandırılmaya çalışılıyor. Bunu görmemek için ya hain ya da zır cahil olmak lazım diye düşünüyorum. Tüm olup bitenler ulu orta​ herkesin bileceği şeylerden çünkü.​

"Mavi Vatan" sloganlı hamlemiz, meğer kimleri ürkütmüş kimleri. Azerbaycan'a​ Ermeni saldırısı, Yunan'ın​ sahiplerine göre diş gösterip hırlaması, Beyrut limanının hem de Hiroşima'ya atılan atom bombasının​ yıl dönümünden​ sadece iki gün önce benzer bulut hüzmesiyle kullanılmaz hale gelmesine yol açan menfur patlama, Mısır ve Yunan’ın kıta sahanlığı anlaşması gibi son zamanda yaşanan olaylar, bize verilen gözdağından tutun da elimizi kolumuzu bağlayarak yine bir yüzyılımızı esir almak isteyen Batının niyet ve çirkin yüzünü göstermesi adına dikkatli olmamızı gerektiren hususlardır. Dolar’ın yükselmesi de bu işin tuzu ver biberi olması içindi.​

Dışarıda bunlar olup biterken içeride de bir İstanbul Sözleşmesi üzerinden tartışmalar alabildiğine derinleştirilerek sürdürülmektedir. Hem de Batının göğsüne hançer gibi saplanan Ayasofya’nın müzelikten çıkartarak tekrar asli hüviyetine kavuşturulmasını sıradanlaştırıp ortaya çıkan heyecan ve kalplerdeki coşkunun milletimiz üzerinde bıraktığı tesiri gölgeleyecek bir şekilde.​

İstanbul Sözleşmesi’nin taslak metni 2011 yılında meclise taşınarak görüşmesini sağlayan CHP Ankara Milletvekili Gülsüm Bilgehan, desteklerini esirgemeyen HDP Milletvekili Pervin Buldan gibi isimlerle, kabul edildikten sonra dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun şahsi bir mesele olarak gördüğü bu anlaşmanın zaman kaybına meydan vermemek için yangından mal kaçırırcasına hemen imzalamasını göz önünde bulundurduğumuzda bu Anlaşma’nın ne niyetle bize dayatıldığını çok net görebilmekteyiz.​

Hal böyle iken bugün gelinen noktada Ak Parti taraflarınca başlatılan tartışma İstanbul Sözleşmesi üzerinden lehte ve aleyhte yapılan eleştirilerin hedefine hükümetin oturtulmak istenmesi, karşı cenahın son vurucu darbeleri haline geldi maalesef. ​

Bu konuda özellikle de sağduyulu insanlar arasında baş gösteren didişme bizleri haklı iken haksız pozisyona düşüreceğinden bu durum, sadece kötü niyetli insanların hedeflerine bir adım daha yaklaşması demek olacaktır.​

Gerek Ak Parti’nin kadın kolları teşkilatları gerekse bazı yazarların tavırlarını anlamak mümkün değil. Hatırı sayılır bir yazarımızın Sözleşme üzerine kaleme aldığı makalesi üzerine kadın teşkilatlarının 81 ilde adı geçen yazar hakkında dava açmaya kalkışması olayı, bir şeylerin ters gittiğini göstermektedir. Bu terslik, hem yazarın yazmadaki zamanlama yanlışı ve olayı ela alış biçiminde, hem de kadın teşkilatlarının yine zamanlama hatalarına ek olarak ham davranış biçimlerinden ileri gelmektedir. Her iki durum, faturanın hükümete kesilmesine yol açar ki bu da sisli havada av peşinde olanların işine gelecektir.​

İstanbul Sözleşmesi’ne konu olan aileyi koruma düsturları bu zaman zarfında hangi yaramıza merhem oldu? Aksine ne kadar ahlaksız yapı varsa bu Anlaşma’nın korumasında buldu kendilerini… Türkiye Cumhuriyet’nin kurulmasıyla başlayan aile çözümlememiz nasıl ki Batı’nın bize dayattığı yasalarla başladı, bugün gelinen noktada bu dayatma sonucu oluşan toplumsal yaraların izalesini yine Batı kaynaklı normlara dayanarak hazırlanmış bir Anlaşmadan beklemek, ancak akıl tutulması ile izah edilebilir. Bu anlaşmaya dayanılarak hazırlanan Aileyi Koruma Kanunu’nun uygulanmasından doğan olumsuz sonuçları incelediğimizde ateşin üzerine benzin dökmekten başka bir şey yapmadığımız görülecektir. Çünkü söz konusu Kanun’un maddeleri dokumuza uygun olmayan bir beynin ürünü olmasından kaynaklanıyor. ​

Ayrıca bu kadar sorun yumağı haline gelen Anlaşma’nın isminin İstanbul olması da bir o kadar düşündürücü oldu bizim için. Son Peygamber’in müjdelediği İstanbul’un akla ahlaksızlık çağrıştıracak bir Anlaşma’nın ismi olması da sıradanlaştıracak bir olgu değil asılında. ​

Cinsel ilişkiyi partnerler arasında bir hak gibi gören Batı, İslam’ın evlilikteki düzenlemelerini ve buna dayalı kurulan sağlam aile olgusunu anlayamaz. Zinanın haram oluşundaki hikmeti kavrayamaz. O yüzden erken evliliğin nesli korumadaki etkisini algılayamaz. Ailede babanın evin hizmetkârı ve annenin evin efendisi olduğunu göremez. Kız çocuklarını utanç vesilesi olarak gören cahiliye geleneğinin onları diri diri toprağa gömen zihniyetine darbe indiren ve o kadını baş tacı eden İslam ilkelerinin inşa ettiği yüce kadın mefkûresinin inceliklerinden bihaber bir anlayış bana rehberlik edemez.​

15 Temmuz’daki milletin direnişi Batı’nın gözünden kaçmış değil. Bunu da necip milletimizle başardık. Bir asil millet ancak ahlaksızlık saldırılarıyla durdurulabilir. O sebeple bu Anlaşma’nın dayatmacılarına bakmak bunu görmeye yeterli olacaktır. Diğer taraftan Anlaşma’nın rafa kaldırılması için girişilecek gayretler de makul olmalı. ​

Varsa bir sorun, bunları kendi ihtiyacımıza göre, ruhumuza uygun, anlayacağımız bir dille çözmenin yolu yine bizden geçer.​

Tartışmaların vazgeçilmez konusu olan İstanbul Sözleşmesi üzerinde bu şekilde ısrar etmenin bir manası olmadığına kaniyiz. Bu konuda daha önce şahit olduğumuz toplantıların sadece günü kurtarmaya matuf oluşunu, bu anlaşmaya istinaden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında sonu nereye varacağı belli olmayan o gençler arasında sıradanlaştırılan cinsellik olgusu üzerinden ahlaki yozlaştırmaya, onursuzluğun onur telakki edildiği gösterilerden tutun da erken evliliğin önüne geçilmeye paratöner gibi gösterilen ve daha nice yanlış sonuçlara varıncaya kadar birçok mahzuru görülen Anlaşma hakkında Cumhurbaşkanımızın, kutsal metin benzetmesiyle tartışılmaz olmadığını beyan eden açıklamaları da ortadayken bu kaostan nemalanmak isteyenlere fırsat vermemek gerekir. ​

Dolayısıyla hem yazarımız hem de Ak Parti teşkilatlarının kadın kolları başkanları çok kritik bir zamanda üsluben büyük hatalar yaptığını maalesef görmemekteler.

Yazarımızın konuyu Cumhurbaşkanına arz etmesinde bir engel olacağını zannetmediğim gibi kendisine ulaşmasında da herhangi bir sorunla karşılaşacağını sanmıyorum. Madem bu, bir memleket meselesi, kaygılar bu şekilde dile getirilmemeliydi. Kadın kollarının da bunun üzerine söz konusu yazar hakkında dava açmaları da çıkmazın başka bir yüzünü gösteriyor bize. Ben bu iki tavırdan bir fayda gelmeyeceğini, hatta hükumet kanadında çatlamaların olduğu izleniminden hareketle karanlık bir projenin daha devreye sokulduğu endişesi içerisindeyim. ​

Mustafa SALİM​
12 Ağustos 2020 Ankara