Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

ORDUMUZA DİL UZATAN 2023 HEDEFİMİZİN YOL DİKENLERİ

30 Kasım 2020 - 22:02 - Güncelleme: 30 Kasım 2020 - 22:37

 ​
Davasından vazgeçirmeye çalışan müşrik topluluğunun akla gelebilecek tüm hile, engelleyici baskı ve işkencelerine rağmen Peygamberimizin hedefine ulaşırken gösterdiği sabrın acılığını, bugün ülke olarak 2023 hedefimize varma yolunda harici ve dahili unsurlardan gelen baskılara direnirken yaşadıklarımızdan da anlamaktayız. Ebu Leheb’in hanımının Beytullah’a varma yolunda ayağına batsın diye attığı dikenler de yolundan etmemişti.​

Bugün içerde bu dikenleri atmakla görevli insanlar da var maalesef. Partisi ve görüşü ne olursa olsun insan devletine karşı ihanet içinde olamaz. Katar’a gönderdiğimiz askerler üzerinden ordumuza yönelik ana muhalefet Partisinin Mersin Milletvekilinin “satılık” yaftamalı ifadesini biz milletçe bir hakaret olarak görüyoruz; kınıyoruz ve bunu bir ihanet olarak telakki ediyoruz.​

Bu şahsın zaman zaman izlediğim canlı yayındaki tartışmalarında bile agresifliği dikkatleri çekerken, insanlara tepeden bakışı, bulunduğu mevkiinin gücünü karşısındakini ezmede kullanışı, milletin değerlerini hiçe sayışı, güç zehirlenmesinden geçen hastalıklı bir kişinin ruh halini gösteriyordu. Şımarıklık ve pervasızlığı da dahil olmak üzere bulunduğu partiye hangi kriter ve ahlaki ilkelerle kabul edildiği meselesi kendi şahsi ve partisini ilgilendiren bir husus olmakla birlikte ihanete varan bu hakaret diline sabrederek bu yaptığını hoş görmemiz mümkün değildir. Bir partinin kapatılmasını dahi gerekli kılacak derecede deni bir hakaretin partisince sahip çıkılması ise bir hayli düşündürücü olmuştur.​

Bu hezeyan dolu ifadeler karşısında devlet erkanı bütün ciddiyetiyle konuya eğilmiş iktidarıyla, cumhuriyet ittifakı kanadıyla, kurum ve kuruluşlarıyla yek vücut olduğumuzu dost düşmana göstermiştir.​

Başkan Yardımcısı Fuat Oktay, "Kahraman ordumuza hadsizce dil uzatıp, hakaret eden kendini bilmezliği, esefle kınıyorum." sözleriyle şahsın haddini aştığına vurgu yaparken,​

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Şerefli ordumuza hakaret edenleri lanetle kınıyorum. Ordumuz, birilerinin siyaseti baskılamak için istedikleri zaman göreve çağıracakları bir vesayet odağı değildir." diyerek ordumuzun bundan böyle siyasi malzeme olarak kullanılmayacağının altını çizerek tepkisini koydu.​

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, ordumuza sahiplenmenin önemini "Bu çirkin dili reddediyor şiddetle kınıyoruz. Ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru için kahramanca mücadele eden ordumuza desteğimiz tamdır." ifadeleriyle dile getirdi.​

Milli Savunma Bakanı Hulusu Akar, "Şahsi ihtiras ve emelleri için Türk Silahlı Kuvvetlerine, Mehmetçiğe hakaret eden, asil milletimiz tarafından zaten mahkum edilen, bu gayr-ı milli dili şiddetle kınıyor, bunun hesabının hukuk çerçevesinde sorulacağını, konunun takipçisi olacağımızı herkesin bilmesini istiyoruz." hadsizce kullanılan dilden rahatsızlığını ortaya koyarken,​

Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, de "Siyasi provokasyonların ordumuzu hedef almasına müsaade etmeyeceğiz. Bu şahıs milletimizden ve ordumuzdan özür dilemelidir." şeklindeki uyarısıyla adeta bir terbiye dersi vermeye çalıştı.​

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, "Türk Milleti; zillet ittifakı üyelerinin suratlarına geçirdiği maskara maskenin arkasındaki samimiyetsiz, jakoben, darbeci ve antidemokrat kimliği iyi tanıyor. Asıl satılmışlık Türk Ordusuna uzanan dildedir." biçiminde sarf ettiği sözleriyle bir beylik çıkışı yaparak Bizans oyunlarına gelinmeyeceği yollu uyarısı birlik ve beraberliğin nasıl bir güç olduğunu göstermiş oldu.​

Ankara Cumhuriyet Savcılığı konuya ele alışı ve RTÜK’ün yayınla ilgili soruşturma başlatması demokratik birlikteliğin anayasal ayağını harekete geçirdi.​

Ülkemizin bu iktidar döneminde geride bıraktığı on dokuz yıl süresince elde ettiği kazanımların birileri tarafından kasıtlı olarak görmezden gelinmesine milletin kanmadığının bilinmesini isteriz.​

İçeride hırsızı olan evin kapı kilidinin işe yaramadığı misali siyasi hırsızların varlığını da biliyoruz artık.​

Bu siyasi hırsızlar değil mi Meclis kapısını teröriste açanlar?​

Bunlar değil mi FETÖ’yü besleyip büyüten ve hala sahip çıkanlar?​

Bunlar değil mi ABD seçimlerinden medet umanlar?​

Bunlar değil mi Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Yunan’a karşı Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Azerbaycan’ın yanında Ermenilere karşı gösterdiğimiz diplomasi ve saha zaferlerimizden rahatsız olanlar?​

Bunlar değil mi bizi AB’ye şikâyet edenler?​

Bunlar değil mi milli ve manevi değerlerimize savaşa açanlar; Ayasofya’nın açılmasında haçlılar kadar üzülenler?​

Çünkü bunlar, Batı’nın içimizdeki işbirlikçileridir. Hırsızlar içimizde olduğu için kapı kilidi daima açıktır bizde.​

Bu açık kilit yüzünden geziler yaşandı bu ülkede ve 15 Temmuz’da hain darbe girişiminde bulunuldu; lakin millettin teveccühünü kazanamadılar.​

Patates ve soğana dayalı siyaset de bu açık kilidin marifet değil miydi?​

Yıllardan beridir bölgenin tüm zenginliklerinden mahrum bırakılarak düçar kaldığımız yanlış Arap politikası nedeniyle buradaki tüm zenginliklerin Batı’ya kaymasını sağlayan yine bunların yanlış siyaseti oldu. Bu yanlışlıklarını şimdi de Katar üzerinden devam ettirmeye çalışıyorlar. Çünkü ülkemizin ekonomisine büyük katkı sağlayacak ve bizden yana tavır sergileyen yegane İslam ülkesi bir Katar vardı yanımızda. Batı ülkeleriyle saf tutan BAE, Suud, Bahreyn ve Mısır’a rağmen Katar, bu ihanetin içinde yer almamıştır. Görünen o ki, bölgenin zenginliğinden istifade edilecek kapıya da kilit vurmak istiyorlar.​

​Bu istemezükçü hırsız siyaset, milletin​ ilerlediği yollara diken ekmekte, onları hedeflerine varmalarını engellemek için acımasızca hamleler gerçekleştirmekteler.​

Belli ki kendilerine verilen görevi bihakkın yerine getiriyorlar.​

Ya değilse Ana Muhalefet Lideri neden bu adama sahip çıksın, öğretmenler gününde iktidar yanlısı diyerek öğretmenler arasında ikilik oluşturup havayı bulandırarak gizli hazırlandığı ayyuka çıkan yeni Anayasa hazırlık çalışmalarını gündemden çıkarsın; sonra da Katar üzerinden iktidara yüklenerek onlara verilen oyların haram olduğunu dile getirecek kadar dini argüman kullansın? 

Katar’ı diline dolayarak gündemi istedikleri mecraya sokmaya çalışan bu ihanet şebekesi sülfi emelleri uğruna milletin aklını ifsat yolunda kullandıkları entrikalarının bir bir bozulması bir çıkmaza girdiklerinin işaretidir.​

CHP döneminde Merkez Bankası hisselerinin %65'i Yahudilere; Eğitim sistemimiz Fulbright anlaşmasıyla ABD'ye, bir zamanlar tüm tarım ürünlerimiz 150 bin dolar karşısında ipoteklenerek yine ABD'deki bir bankaya verilmesini daha unutmamışken, ülke menfaatine olan Türkiye Varlık Fonunun Borsa İstanbul’un  %10'luk hissesinin Katar'a verilmesine höykürenler, 2019 vazgeçtiğimiz 2015 yılındaki Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasına aynı oranla yaptığımız bu borsa ortaklığına neden sesleri çıkmadı?

Katar Yatırım Otoritesi’nin Almanya, İngiltere ve ABD başta olmak üzere 40’tan fazla ülke ile 400 milyar dolar yatırım alanı kurmuşken ki bu durumda kendi ülkelerinde izin verilen bu alanlarda Katar girişimcilerinden elde edilen gelirlere söz konusu ülkelerin halklarından ses çıkmazken, bizim halkçı cenahtan yer yer duyulan bu çatlak seslerin iyi niyetten çıktığını herhalde savunacak değiliz. Hal böyleyken Uluslararası Yatırımcıların Türkiye’ye gelişlerinin önünü açmak ülkemiz menfaatinedir; bu yatırımcılar arasında Katar 17. sırada gelmektedir.​

CHP’nin diğer milletvekillerinden Fikri Sağlar’ın “Ak Parti’ye karşı Avrupa’yla bir olup Erdoğan’ı devireceğiz.” Sözlerinden tutun da Ünal Çeviköz’ün sarfettiği “Ey Amerika Türkiye’ye demokrasi getir” sözlerin içeriği aynı olup görünürde demokrat fakat içlerinde faşizmin dik alasını yaşayan bu psikolojinin sahibi insanlar, siyaset hanemizin haramileri ve içerdeki hırsızlarıdır.​

Bunlar, milletin teveccühün kazanarak iktidara gelemeyeceklerini anladıklarından, darbeler dönemine olan özlemleri ağır basmalı ki halkın iktidarını halka rağmen türlü hilelere başvurarak almanın derdindeler.​

Mustafa SALIM​

30 Kasım 2020 Ankara

YORUMLAR

  • 0 Yorum