Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

KIZLARIMIZI BABA EVİNDEN SOKAĞA ÇAĞIRAN BATILIN KARA SESİ

13 Mart 2021 - 22:35



Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mine Söğüt’ün, kendinden menkul, kendince tutturduğu bir tarzla kızlarımıza vermeye çalıştığı sözde öğütleri "Baba Evini Derhal Terkedin Kızlar" başlığıyla kaleme aldığı yazısına bakıldığında bir seviye sorunu yaşamış olduğunu görmemek mümkün değildir.

İnsanın tabiatı icabı, farklı inançları, inançlardan kaynaklı düşünce biçimleri, siyasi eğilimleri mutlaka vardır. Çünkü hayatın akışı ve akışın mahiyeti bu farklılıklarla iç içedir.

Kültür ve medeniyetlerin oluşumu da bu saiklere bağlıdır. Doğru ve yanlışlar her ne kadar bu bağlamda ele alınsa da mutlak doğru ve yanlışların mahiyeti her medeniyette farklı olabilir. Haliyle bazısına göre doğru olan bir husus, bir diğerine göre yanlış telakki edildiğinden mutlak doğruları elde etmek ve o doğrultuda bir düzen kurmak da bir o kadar zordur.

Olayların iç yüzü de bu mutlak doğruların sayfa aralarında gizlidir. Dolayısıyla yorumlar, çıkarımlar ve bakış açıları da buna göre şekillenir.

Bir sürü olumsuz ve bir o kadar itici sözün tenkidini siyasi, politik ve ideolojik açıdan değil de nefs ve ruh açısından yapmak gerekirse;

Modern bilimde insanın soyut yönü psikoloji bilimin konusu olması hasebiyle ruh ve nefs ayırımına gidilmeden ele alınması, İslam’da ruh ve nefsin ayrı ayrı ele alınarak her iki yapının detaylandırılması karşısında çok yayvan kaldığı görülür.

Her iki yönümüz kendine özgü metotlarla eğitilir. İman, ibadet ve ahlaki öğretilerle ruh güçlendirilirken, nefsin eğitimi de onu terbiye etmek suretiyle sağlanır.
İnsanın hayatını idame etmesi için nefste var olan meziyetlerin ölçülü ve yerinde kullanılması, ancak nefsin birtakım metotlarla dizginlenmesi sonucu gerçekleşir. Bu husustaki detaylı bilgilere tasavvuf kitaplarında, özellikle de İmam-ı Gazali'nin İhya'sında ulaşılabilir.

Ruh ve nefsin dengede tutulması, dengeli bir hayatın yaşanılır olmasını salık kılar. Bu durumda nefsin boyunduruğunda olmak değil, nefsi boyunduruk altına almak esas haline gelir.

İnanç ve inançsızlık durumları bu manada insanın davranışlarına yön verirken, fikirler bu doğrultuda gelişir, bakış açılarındaki farklılıklar ise bu şekilde belirginleşir. Tavır ve konuşmaların biçimi, hayat tarzlarının değişikliği de buna bağlı olarak tezahür eder.

İnançsızlığın öngördüğü hayatın seküler biçimi, ilahi bir gücün reddine ve ahiret hayatının mutlak adaletinin inkarına dayalı olması nedeniyle, kişiyi sorumsuz hale getirerek biganeleştirir ve onu toplumdan soyutlayarak pervasızca davranışların zebunu haline getirir. Bu da bizi adeta ruh sağlığı bozulmuş bireylerin oluşturduğu bir dünya ile baş başa bırakır.

Makalede ele alınan mevzunun ele alınış biçimi kaleme alan kişinin her ne kadar inançsızlığını yansıtsa da meselenin diğer bir boyutu, toplumumuza kastetmeye yeltenen toplum mühendisliğinin ideolojik bir planın saldırısı olmasıdır.

Dünya Kadınlar Günü arifesindeki bu yazıya göre;
Kızlarımız baba evini terk etsinler ki kendileri gibi çakallara yem mi olsunlar?

Kural tanımazlık yapsınlar ki terör guruplarına malzeme mi olsunlar?

İnsanı insan yapan değerlerden soyutlansınlar ki hayvanlardan da aşağı bir hayat mı sürsünler?

Bu kadının genç kızları baba evinden çıkararak onlara sokakları işaret eden bu hezeyan dolu cümleleri, ruhunda yaşadığı isyanların bir tezahüründen başka bir şey değildir. Haliyle ruh hastası bu kadının, bunama krizlerini gösteren bu saçmalıklarına kanunun el atması gerekmektedir.

İyiyi kötü, kötüyü de çok iyi göstererek sarf ettiği tüm sözleri, bir kişiyi de etkilese sayının azlığına bakılmaksızın, bir kişinin dahi ruhen ölmesine asla göz yumulmamalıdır.

Hangi batı ülkesi olursa olsun, aile yapısına kast edecek hiçbir oluşuma müsamaha gösterilmediği, hatta bu konuda birçok önleyici tedbirlerin alındığını düşündüğümüzde bu tür insanların aramızda elini kolunu sallayarak her saçmalığa başvurabileceklerine nasıl izin verilebilir?

Bu cümleler, kişinin içinde yaşadığı küfrün dışa vurulmuş bir halidir. Kural tanımamışlığın adıdır. Bir toplumu güçlendirip ayakta tutan normlara yönelik başlattığı bir savaştır.

Toplumun temel taşı ailelerdir. Sağlam aile, sağlam toplum demektir. Sağlam toplum sağlam irade ve idare demektir. Bu da sağlam bir devlet demektir. Tertip, düzen ve disiplin kuralların gereğidir. Örfler, adetler, gelenek ve göreneklerimiz bu gerçeğin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunlara karşı çıkarak kuralsızlığı kural haline getiren bu zihniyetin sahipleri, toplumun gövdesini kemiren kurtçuk kümesi böcekliğin insan biçimli yaratıklarından başka ne olabilirler?

Bir toplumun çöküşü ailede başlar. Haliyle ailede isyanı, kızlara sokak çağrısı yaparak başlatan bu kadın ve benzerleri, özgürlük adına dem vurarak güya genç kızların iyiliğineymiş gibi kurdukları süslü cümleler, zehrin altın kaptan içirilmesinden öteye geçmeyen, fitneliklerle dolu kararmış ruhlarının bir kusmuğudur.

Biz inanan bir milletiz. Toplumumuz, bu inancın şekillenmesiyle vücut bulan bir mahiyetin tezahürüdür. Bin yıllık dünya egemenliğimizin altında bu inancımız yatmaktadır.

Tüm mesele, bu toplumun devletini yıkmak olduğundan, işe bu milletle dini arasına girip onları dinden uzaklaştırarak başlandığını düşmanlarımızın aleyhimize yaptıkları planlarından biliyoruz ki bu kadının bu yazısı da bu planın bir parçası olduğunu zaten göstermektedir.

Yazısını yayınlayan gazetenin iplerinin kimlerin elinde olduğuna bakılması bile bu yazının öyle iş olsun, hobi niyetiyle bir konunun salt manada edebiyatı yapılsın diye kaleme alınan bir yazı olmadığını gösterecektir.

Bu zihniyetin ne menem bir illet olduğunu görebilmek için bugün Diyarbakır annelerinin yandıkları evlat hasreti ateşiyle çektikleri ıstıraplarına bakmak kafi gelecektir. O evlatlar da bu özgürlükler adına baba evinden dışarı çıkarılmadılar mı; hem de yaldızlı sözlerle kandırılarak? Sonuçta olan, o ailelere ve kandırılan çocuklara oldu. Aileler dağıldı; çocuklar ya öldürüldü ya da öldürmek suretiyle suçları katmer katmer büyütüldü. Nihayetinde terörün kucağına itilmiş bu çocuklar varken beride terör baronlarının çocukları ise dış ülkelerde en yüksek eğitimi alıyorlardı.

Bu kadının yapmaya çalıştığı da terör baronlarına zevk unsuru insan kaynağı sağlamaktı. Bu da ancak dağılan ailelerin oluşturduğu toplumlarda gerçekleşebilirdi.
Merhametli babanın elinden bin bir türlü hilelerle alınarak gaddar insanların nasırlaşmış dinazorluklarına sunulmasıdır.

Sormak lazım kendisine, acaba hangi dinazorun emriyle kaleme aldı bu yazıyı!

Acaba diyorum, bu yazının içerdiği manadaki bir hayatı benimseyen bir insan çıkar mı?

Mustafa Salim
13 Mart 2021, Ankara