Mustafa SALİM

Mustafa SALİM

GÜNDEM

SALALARDAN RAHATSIZLIK

19 Mayıs 2020 - 23:47



Bilindiği üzer Ülkemizde yatsı ezanından sonra okunan salalar, 15 Temmuz Milli Direnişimizin coşkusuna renk katarak, tarihimizdeki o gelenek biçimiyle tekrar gün yüzüne çıkmış oluyordu.

İslam Ansiklopedisi Salâ bahsinde “…Kur’ân-ı Kerîm’de (el-Ahzâb 33/56) ve hadislerde Hz. Peygamber’in adı anıldığında ona salâtüselâm getirilmesi tavsiye edilmiş, bundan dolayı özellikle Osmanlı kültüründe salavat getirmek, salavat çekmek, salâ vermek gibi adlarla pek çok salâ metni ortaya çıkmıştır.

Salâlar, Türk mûsikisi literatüründe daha çok dinî mûsikinin cami mûsikisi formları arasında yer almışsa da tekkelerde ve çeşitli dinî-tasavvufî toplantılarda bazan bir kişi tarafından, bazan toplu olarak bir kısmı besteyle, bir kısmı irticâlen okunan salâlar da epey yekün tutar. Salâlar minarede sabahleyin ezandan önce, öğle, ikindi ve yatsıda ezandan sonra müezzinler tarafından okunur. Dilkeşhâverân makamında ve belli bestesiyle okunan sabah salâsı dışındakiler vakit ezanının makamında irticâlî olarak icra edilirdi….” bilgilerine yer verilmiştir.

Salalar genelde Cuma namazından önce olmak üzere cenaze haberinin verilmesi amacıyla da okunur.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde zamansız bir şekilde önce okunan ezan ve sonra arda arda okunan salalar mutlaka olağan üstü bir durumun habercisiydi.

Bir Müslüman toplum için bu olayın yadırganması şurada dursun kalbe bu yönde böyle bir hissin gelmesi dahi abesle iştigalden başka bir şey olmayacaktır.​

Tarihimizle aramız koparıldığı için birçok şeyden bihaber olduğumuz gibi maalesef sala konusunda da cahil bırakılmıştık.

15 Temmuz gecesi okunan salalardan ilk rahatsızlığını İzmir’de, milli mefkûreden tamamen habersiz bazı kişilerin müezzini hırpalayıp darp ederek gösterince girişilen hain darbeden daha fena moralimizi bozmuş oldu.

Korona virüsün bütün dünyayı istilasıyla birlikte şaşkına dönen devletlerin bu durum karşısında çaresiz kalan hükümetleri, daha düne kadar itibar etmedikleri dini argümanların tümüne sarılarak bir hal çaresi aramanın derdine düştüler. Akabinde Amerika ve Avrupa’da o güne kadar yasaklanan ezanlar alenen okunmaya başlanmıştı. Beşyüz sene sonra Ispanya’da icra edilen ezanlar Endülüs’ün geçmişini serdi gözler önüne. Korona virüsü sonuçta ilahi bir afetti ve ancak ilahi bir güçle üstesinden gelinebilirdi. Batı bunu anlarken içimizdeki batı uşaklarının başları hala kumdaydı.

İnsanlığın ortak derdine derman aramada yanlı tutumların bin bir kol gezdiği yer maalesef Türkiye’m oldu.​

Covid 19 için okunan ezan ve salaları hedef alan Mine Kırıkkanat denen kişi yine şaşırtmadı bizleri. Daha önce de ekranlarda ağzını eveleyip geveleyerek, şekilden şekle girip dinimize yaptığı hakaretler hala sıcaklını korurken “Kötü haberler yetmiyormuş gibi bir de gece gece hoparlörden felaket tellallığı dinlemek zorunda kalıyoruz.” şeklindeki sözleriyle sergilediği tavır ve tüm çirkinliğiyle yine meydanlardaydı. Bu kadın bildiğini okuyacak; şaşırmamak lazım. Ebu Cehillerden dinime yapılan hakaretlere mukabil bundan da herhalde mersiye bekleyecek değildik.

Beni şaşırtan Bülent Arınç gibi mahallemizin adamlarından da bunun sözlerinin paralelinde benzer açıklamaların gelmesi. Ne paraleli; hatta​ tarz noktasından bakıldığında​ sözlerin bire bir aynısı olduğu dahi görülmüş oldu.

Diyelim ki Bülent ismi FETÖ şaibesi altındaydı; haliyle bu tür insanlardan da bir takım rahatsızlıklar beklenirdi ki  bu da gayet doğaldı.

Peki mahallemizin ya o şaibesiz isimlerine ne denmeliydi? Bunlar da koro halinde aynı teraneden dem vurmazlar mı? Güler misin ağlar mısın?

Hele hele bazı ilahiyat çıkışlı tipler yok mu? Üniversite yıllarında Has bel kader derse uğrarken denk geldikleri bir ayetle hadisi ele alıp bugün bu okunan salalar üzerinden ahkam kesmeleri yok mu; asıl inciten de bunların bu nahoş tavrı oldu.

Neymiş? Birileri rahatsız oluyormuş. Ötekileştirme oluyormuş. Dini algıda yanılgılara sebebiyet veriyormuş. Dinde zorlama olmazmış. Karşı tarafı memnuniyetsizliğe itiyormuş...

Be adam, o karşı taraf dediğin kesimin kimler olduğunu biliyor musun?

Osmanlıyı yıkan azınlığın içimizdeki tortuları ve onların yörüngesine giren bizdeki bazı eblehler değil mi?

Değil ezanlarla selamlardan rahatsız olmaları, bilakis dinimize ve haliyle biz Müslümanlara en az Ebu Cehiller kadar düşman olan tipler.

Senin babanın, dedenin sakalına tahammülü olmayan; ninelerimizin burnunu göstermekten haya ettikleri edeplerinin simgesi olan çarşafa paçavra diye hakaret eden adamdır bunlar.

Namazınla alay eden, orucunla dalga geçen azılı tiplemelerdir bunlar.

Kurban bayramını hayvan katliamı diye lanse edendir bunlar.

Hacca gitmeyi, Araplar’a para peşkeş çekmenin tuzağı diye görenlerdir bunlar.

Daha neler yapmadılar ki:

Yıllarca bu İslam beldesinde ezanı susturmadılar mı?

Camileri ahıra ya da eğlence mekânına çevirmediler mi?

Kur'an öğretimini engelleyerek Kur’an kursu ve medreseleri kapatmadılar mı?

Örtülü okuyamazsın diyerek bacımın okuma hakkını elinden almadılar mı?

Susturulan ezanı semalarımızda yankılatan milli iradenin seçilmiş Başbakanını asmadılar mı?

Ve hala da uğraşmıyorlar mı?

Bunlar daha düne kadar LGBT’nin kabul edilemez bir ahlaksızlık olduğu yönünde Diyanet İşleri Başkanının dile getirdiği ayeti kerimelerden rahatsız olduklarını dile getirerek Baro’yu da arkalarına alarak kendisine linç girişiminde bulunmadılar mı?

Allah aşkına, birileri söylesin bana; bizim mahallenin adamından karşı taraf için içi yanan bu safdilliler hangi çağda yaşıyor?

Bu kadar tahribata rağmen iyi niyetin bu kadarı, saflıktan da öte ahmaklığın bir çeşidi değil de nedir?

İslam ahmaklığı kabul edemez. Çünkü müminin ferasetinden korkun diyor Resuli Zişan Efendimiz. Yılan deliğine ikinci kez parmağını sokmaz Müslüman.

Müslümanın basiretli, mümine karşı merhametli, kafire karşı da şedit olması gerekirken bu sıfatları yerli yerince kullanmaması o kişinin art niyetli olduğunu gösterir bana.

“…Dinlerine girmedikçe ne Yahudiler ne de Hristiyanlar, senden hoşnut olmazlar.” ilahi gerçeğin muhatabı olan biz Müslümanlar bu gerçeği asla unutmamalıyız.

Bunlara tavsiyem;

Karşı tarafa faydalı olmak istiyorlarsa hidayetin kaynağını kurutmak değil canlı tutmaları gerekir.

Bunun için önce kendilerine bir çeki düzen vermeleri,

Hayatlarının Allah'ın emirlerini uygun olup olmadığını çek etmeleri suretiyle

Hem kendilerini hem de karşi tarafı belki kurtarmış olurlar.

Sonuçta bunların da hakikati bulmaları için çaba sarfetmemiz gerekiyor. Bunun yolu da tebliğdir. Bu da İslam'ı bunların keyfine göre yorumlamakla olmaz. 

Bir düşünürümüzün ifadesiyle "İslamı öyle yaşayın ki, sizi öldürmeye gelenler, sizde dirilsinler." Bize bakıp öldüklerini anlamıyorlarsa bizim de o ölülerden fakımız kalmamış demektir.

Mustafa Salim
19 Mayıs 2020 Ankara

YORUMLAR

  • 0 Yorum