Aradığın...
Prof Dr. Serap GÖNCÜ

Prof Dr. Serap GÖNCÜ

TOPLUM PİSKOLOJİSİ

Aradığın...

11 Mart 2020 - 09:13

Aradığın...
Kelebek gibi bazı türler yaşamlarını bir dönem büyük değişim geçirerek sürdürebilirler. Değişim, kimi canlılarda deri değişmesini kimilerinde de dönüşümü tetikler. Yılanlar vücut büyümesine ve yenilenmesine olanak sağlamak genç, parlak ve daha elastik bir dış kabuk (deri) için yenilenmek zorundadır. Buna da doğaya uyum veya adaptasyon denir.  Çünkü, karşılaştığı yeni koşullara uyum sağlayamayan canlı ekosistemde yok olur. İnsanın değişen koşullara uyumu ise, kabullenebilme ve  esneyebilme  becerisi ile yargılama düzeyi tarafından belirlenir.
Dünya’da milyarlarca insan, kendi doğru bildiği yol üzere bir yaşam sürüyor.  Hz. İsa doğru yolda olan insanları "onları yemişlerinden tanırsınız" diyerek anlatmıştır. Meyve veren ağaç taşlanır diye de bir atasözümüz var.  İnsanoğlunun kaderidir, insanın bir konuda doğruyu bilmesi yetmez bunu diğer insanlara da anlatması, onları da doğru olduğuna ikna etmesi gerekir.  Bu nedenle her insan eşsizdir, benzersizdir ve özeldir. Yaşamın istediği ise, meydana gelecek, olması kaçınılmaz olan olayın, gerçeğin ve sonuçlarının kabullenilmesi ve  bu gerçeğe uyum sağlayarak  yaşayabilenlerin hayatta kalmasıdır.
Değişen koşullar yada olayları kabullenmek bazılarına zor bazılarına da kolay gelebilir. Acı veren zor gelen olaylarda tepkilerini ve tavrını kontrol edebilenler işi kolaylaştırırken zıttı davranış işleri zorlaştırır. Çünkü, herhangi bir şey  için harcanan enerji, kaybedilen zaman, akıl dışı davranış ve yaşanan üzüntüler  insana ancak  zarar veriyor. Bazen bu zararın telafisi de olamıyor. İnsanın birçok becerisi de yaşadıkları sonucunda gelişiyor.  Ama bazen insan kaçıyor, acıdan, zorluktan kaçıyor ve"acı çekmemek için yaşamamayı tercih" edebiliyor. Korku ile dolu görünmez duvarlarla örülü bir zindana hapsediyor kendini. Bazı insanlar bu duyguların kendilerini koruduğuna inanıyor ama "bir hayal kırklığı yaşamamak için bir ömür  endişe çekmek" biraz fazla değil mi?. Evet korku esasen insanın kendini koruması için vardır. Hatta eğer bazı insanların korkuları olmaz ise yapacaklarını düşünmek bile istemem. Ama fazlası zarar, korku körkuyusu olamamalı ve hayatı zindan etmemeli. Çünkü "Sağlığımız sadece eylemlerimize değil, düşüncelerimize de bağlıdır". Bu bir tür İyi, olumlu ve gerçek düşüncenin tedavi etkisidir. Nörolog Dr. Marjolein Kammers başkanlığındaki ekip, fiziksel beden ile zihinsel bedenin çalıştığını bilimsel olarak ortaya koyan çalışmalarında kişinin pozitif enerjisini yükselten yöntemlerin hem hastaya hem de doktora önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Bunun için öncelikle kabullenmek ve inanmak gerekir.  Öncelikle mevcut koşulları, olanaklarımızı, neler yapabileceğimizi, tarafsız, bahanesiz, kimseyi suçlamadan, akıl yoluyla gerçekçi bir şekilde ortaya koymak lazım. Bu noktada bende insanım, bende hata yapabilirim diyerek kendini de kabul etmeli insan. Sonra "Allah’ım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü, değiştirmeyeceğim şeyleri kabullenme olgunluğu ve ikisi arasındaki farkı anlamak için akıl ver” diyerek yoluna devam etmelidir. Çünkü "Üzüntü, öfke ve endişenin de azı karar çoğu zarardır".  Yaşamda  her şeyin bir alternatifi vardır. Tek çözüm, tek cevap yoktur. Esnek bakan birisi çözümün farklı bir noktada görebilirken aksi çerçeveden bakan  çözümsüzlüğe mahkum olup kalır.
Oysa her gün yeni bir şeyler öğrenmek, yanılgıları kabul edip düzeltmek, başarısızlıklardan ders alıp korkmadan denemeye devam etmek için verilmiş ikinci bir şanstır. Unutmayalım çocuk düştüğünde kalkıp tekrar yürümeyi denemeseydi, hiç yürüyemeyecekti.  Kabullenme, beklentisiz sahiplenmeden ve saygı içinde sabırla beklemeyi gerektirir. Yaşanan duygusal patlamalar, üzüntüler ve çekişmeler insanın "değişim zamanı" geldiğinin, bazı özelliklerin yanlış yerde harcandığının, amacı dışında kullanıldığının göstergesi olarak alınmalı.  Derisini değiştiremeyen yılanın öleceği, kozadan çıkamayan tırtılın kelebek olamayacağı gerçeğinde olduğu gibi kendini geliştirmeyen insanda  kaosta kaybolur gider. Bu durumda olaylardan doğru mesajın veya dersin alınması gerekir. Hz. Mevlana "aradığın neyse o'sun "der  ve ekler, "insanı ateş değil kendi gafleti yakar; Herkeste kusur görür kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan o da sana öyle bakar." İnsan yaşadıklarından, okuduklarından, gördüklerinden ve duyduklarından da öğrenmeyi öğrenmiştir. Olumsuz tecrübelerin yaşandığı ortamlarda bulunmak veya problem yaşayan birisi için çözüm aramak da beynin çözüm becerisini geliştirir. Bu nedenle "başkasına yardım, insanın kendine yardımıdır" denir. Hızla bireyselleşen ve yalnızlaşan günümüz insanının huzuru bulması, huzur vermesiyle mümkün olacaktır.  
Star war5 filminde genç jeday Luke karanlık mağaraya girerken usta Yoda'ya çekinerek sorar "Mağarada ne bulacağım?" usta Yoda " Yanında götürdüklerinden başka hiç bir şey" diyerek cevap verir.  
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum