İNSAN-2 (YAŞAYAN ÖLÜLER)
Hilmi Koçoğlu

Hilmi Koçoğlu

EĞİTİM- GÜNDEM

İNSAN-2 (YAŞAYAN ÖLÜLER)

31 Ocak 2019 - 19:33

         Bu dünyada, sere serpe kendimizi/özümüzü yaşamak varken, küçük olan benliğimizi, büyütmek için kapasite ötesi çabalamamız neyin nesi? Bu konuda kimselerin keşfedemediği pınardan, içimizi serinletecek, bizi özümüze döndürecek kadar ahh…bir su içebilsek, iyi olurdu. Gezerken de ufku büyük, çapı geniş, yüreği darlıktan ırak, tereddütsüz güvenilen, gönlü kinlere kapalı insanlarla ahh… bir karşılaşabilsek. Bütün insanları, misafir edebilecek kadar yüreğe sahip insanlarla aynı mekânı ahh… bir paylaşabilmek. Ahh…bunları bir yapabilsek…

       İnsan, bazen kendi içine yaptığı yolculukta, kendini yakalamaya çalışır. Çünkü bu yolculuk, kimi zaman uzun bir öyküdür, kimine göre de bir romandır. İnsan yolculuk esnasında, günün olgularına tanıklık eden ve geçmişini süzerek geleceğe doğru filizlenen birilerini aramak ister. Bazen istediğini bulur. Bulduğunda, düşünce ırmağının çoğalacağını, toprakların susuzluktan kurtaracağını düşünürken, kendini umudun kanatlarında uçar gibi hisseder ve özgürlüğüne adımlar atar. Hem de basamakların zorluğunu hissetmeden…
                                                                  ***
        İnsan, düşünce/düşünen demekti. Hangi toplum, hangi insan düşüncesiz olabilirdi ki? Düşündükleriyle, davranışları örtüşmeyen insanların ikiyüzlü olmadığını, bize kimler açıklayabilirdi ki? Olumsuz her türlü alışkanlığa tutsak olmuş, düşünce saplantılarına bir bakarsanız, yürekten ve hoşgörüden yoksun, yontulmamış taştan heykeller görürsünüz. İşte onlar birer yaşayan ölülerdir.
                                                                   ***
        Kibirlenenlerin olduğu mekânlarda, mütevazilerin boyları daha da kısalır, nefes alamaz hale gelirler. Hâlbuki akla dayalı bilimin arkasında giden insanın, dörtte üçü duygudur. Duygusal hareket etmek kimi zaman uygun düşmez. Yüreksiz, duygusuz, düşten yoksun olan bilimi; ne kadar katı ve acımasız olduğunu bildiği halde insan, yoluna devam eder. Bile bile yanlışa ram olur.
                                                                 ***
          İnsan, çoğu zaman ağzında çıkan sözü, silahtan çıkan mermi gibi, yerine geri koyamamaktadır. Çünkü bir kere ok hedefine doğru yol almıştır.

         İnsanın geçmişte içinde kaya haline getirdiği hataları/günahları vardır ve kayayı içinde eritemediği için de sürekli rahatsızdır. Sürekli rahatsızlığını dile getiren yaşayan ölüler; öfke sözcüğünü, dağarcıklarında bulamazsınız. Aslında öfke, insani bir hak ve doğal bir tepkidir. Fıtratımızda her zaman mevcudiyetini korumuştur. Elbette ki dengeli ve aklın süzgecinden geçirilmiş öfkeden bahsediyoruz. Yapılan haksızlıklar karşısında, üstümüze yönelen kara gücün önlenebilmesi için, özgür aklımız, şerrin karşısında, onun kadar güçlü olmamız noktasında çıkarılmasını ön görür. Ne kadar öfke ile ilgili olumsuz anlamda atasözlerimiz olsa da, haksızlık karşısında sinmediğimizi ve uyumadığımızı belli etmemiz gerekiyor. Bazı yaşayan ölüler, teslimiyet bayrağını göndere çekerek, haksızlık yapanın her davranışına öfkesizliğini, pısırıklığını ve sürüleştirildiğini belli ederler. Hal ve hareketleriyle hayattayken yok oluşun nasıl olduğunu tüm insanlığa göstermişlerdir. Damarlarında akan kanın artık asilliği de kalmamıştır. Kalpten tüm organlara doğru yol alıp almadığı da belli değildir.
                                                                 ***
          Eğer yaşayan bir ölü değilsek aklımız, doğru olanları kabul eder ve yanlışlara da gücümüz nispetince başkaldırıyı, öfkeyi uygun görür. Ama öfke, aklımızın önüne geçerse, artık olaylar ve durumlar karşısında dengeli davranmamız beklenemez ve öfke, mantıklı davranışları engeller.
                                                                ***
         Yaşayan ölüler; öfkesizliğin, ilgisizlikten, duyarsızlıktan ve sindirilmişlikten filizlendiğini hiç düşünmemişlerdir. Yaratan, eğer öfkeyi yaratmışsa, boş yere yaratmadığını ve mutlaka bu konuda bir bildiğinin, hikmetinin olduğunu biliriz. Bilmek yetmiyor, bir yerde. Öfke, aslında çağında kazanılması gereken bir alışkanlıktır. Kart ağaçlara yapılacak aşıların kolay kolay tutmadığını görüyoruz. Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytanlar sayesinde, aşı tutmayan toplumlar kimi zaman önüne gelen her şeye, olumsuz da olsa itirazsız kabul ederler.
                                                               ***
         Düşüncesiz olmakla, yaşayan bir ölü olmak arasında hiçbir fark yoktur. Onlar olduğu yerde pinekleyen, var olanı devam ettiren ot yaşamından ayrılmayacak bir anlayışla hayatını idame ettirirler. Ve hiçbir zaman erdemli insanların katına çıkarak, onların bakışıyla gerçeklere bakamazlar.

        Dünyada -kasıtlı olarak yapılan- haksızlıklar karşısında, yaşayan bir ölü olmamak için, Yaratan'ın sevgili kullarına verdiği akıl ve öfke nimetini yerinde ve zamanında kullananlardan olmamız gerekir. Aksi halde bütün canlılar, nefes aldığımız halde ‘yaşayan bir ölü’ olarak hem cenaze namazımızı kılarlar hem de yasımızı tutarlar… Üstümüzdeki ölü toprağı serpilmiş halimizden kurtulmamız ve üstümüzdeki kefeni çıkarmamız için Yaradan’a kulak kabartmamız/kendimize gelmemiz hayati değer taşır.

          ‘Yaşayan bir ölü’ olmamak ümidiyle… Allah’ın rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun…