YENİLENEN ZELENDA
Saliha BAKICI

Saliha BAKICI

Saliha BAKICI

YENİLENEN ZELENDA

26 Mart 2019 - 22:03

   Belinay...
   Alt  kattaki komşumun ikinci sınıfa giden güzel kızı. Zeki bir annenin tıpkı bir çiçek gibi yetiştirmeye özen gösterdiği muhakeme gücü ile gelecek vadeden yavrusu...
Geçen gün annesine keşke cehennem olmasaydı, demiş. Ne güzel hepimiz cennete giderdik.
Onun sadece anne ve babasından oluşan temiz bir dünyası var henüz. Bu isteği de baktığı yere ve çocuk masumiyetine çok yakışıyor.

  Gelin görün ki maalesef dünya Belinay'ınki kadar temiz bir yer değil. Yaşadığı  yeri kin ve nefretten başka doldurabilecek hiç bir şeyleri olmayan vicdan fukarası yaratıklarla aynı dünyada yaşıyoruz. Bu insanların hayata baktıkları pencere o kadar kalın ve kirli ki  her yerde kin ve nefretten başka bir şey göremiyorlar.
Biz ise istesek de istemesek de bu kara ve kirli vicdanlı canlılarla aynı atmosferi paylaşıyoruz. Durum böyleyken bırakın cehennem olmasa keşke demeyi, cehennemin varlığıyla teselli bile buluyoruz  çoğu zaman.

          *****

   "Beni dinle Lyonka! Şunu hiç unutma büyüklerin işlerine karışmak iyi değildir. Onların kalpleri temiz değildir çünkü. Tanrı onları bir takım sınavlardan geçirmiştir. Sen henüz bunlar için çok küçüksün, bir tekini bile atlatmadın henüz.Bu çocuk kalbini asla kaybetme. Tanrının ruhuna dokunacağı, yapacağın işi, tutacağın yolu göstereceği zamana kadar bekle. Anlıyor musun beni?
Suçluyu aramak ve cezalandırmak senin işin değil.Yargılamak ve cezalandırmak da tanrının işidir, bizim değil."  -Maksim Gorki /Çocukluğum-

 ''İnsan'' derken başka hiç bir şey olmasa da varlıkları kendilerine ceza olarak yetecek kadar kirli, buna rağmen aramızda yaşamaya devam eden canlılardan bahsediyoruz. Maksim'in baktığı yerden bakınca onları yargılayıp cezalandırmanın bize kalmayacak kadar önemli bir iş olduğu da çok açık görünüyor.
        
 Kendi bireysel dünyamızda  şahit olduğumuz hoyratlıkları bir yana bırakacak olursak gün geçmiyor ki dünyayı kendi içleri gibi kirletmek isteyenlerle karşılaşmayalım.

Yaşlı dünyamız iyi ile kötünün mücadelesine hep şahit oldu, olmaya devam ediyor. Kabil ile başlayan ve fıtrata direnenleri temsil eden kötülük, hiç kesintiye uğramadı uğrayacak gibi de görünmüyor.

             ******
  Okyanusun ortasında bir ada ülkesi...
  Adamın teki kalkıp  silahıyla taradığı insanları canlı yayında dünyaya izletirken cehennem olmasa diyemiyor ki insan.

  Masum insanlar ibadet ederken üzerlerine kurşun yağdıracak kadar  büyüyen öfkenin sınırlarını aklımızla çizmekte zorlanıyor hayrete düşüyoruz. Masum insanların üzerine ölüm yağdırmak için hazırlanan silahın üzerine  kaç bin  kilometre uzaktaki bir ülkeye kin ve nefret kusan yazılar yazdıran öfkenin kaynağını ise algılayamıyor ve içimize sindiremiyoruz.

            ******
 Kuşkusuz insanlık ailesinin yaşadığı en trajik durumlardan birisi etnik kökenlerden hareketle ortaya çıkan bölünme ve  parçalanmadır. Müdahil olması mümkün olmayan konularda üstünlük ve ayrıcalık arayışına girmenin ilk örneğini İblisle görmüş olan insanın bu akıl almaz kavgayı sürdürmesini de anlamak mümkün değil.
 İnsanın bu zaafı, ırkçılık üzerine kurgulanmış çok kirli bir oyunun sahneye konması için çok elverişli bir zemin oluşturuyor. İnsanlık ailesini hedef alanlar tarafından sahnelenen bu oyunun son yıllarda din savaşlarını da  tetikleyecek bir şekle doğru evrilmeye başladığını üzülerek görüyoruz.

Irkçılığın her çeşidini ayaklarının altına alan nebevi bilince ve cami katliamında şehid olanlara selam ile...
 
          *****
Yeni Zelanda...
Irkçı ve fanatik bir öfkenin, bir insanı hem de Allah'ın evinde caniye dönüştürdüğü  yer....

 Dünyanın gözü önünde işlenen, insanın kanını donduran korkunç bir katliamdı şahit olduğumuz. Gözü dönmüş bir cani, günler öncesinden hazırlıklarını yapmış dünyanın gözü önünde 17 dakika boyunca canlı yayında insanlığı öldürmeye çalışmıştı. Cami avlusundan içeri silahla girip cemaate rastgele ateş açmış, kendisini ''Helo brother'' diye selamlayan yaşlı adamı bile gözünü kırpmadan öldürebilmişti. Saldırısını bilgisayar oyunlarına benzer şekilde dizayn etmiş, beş ayrı otomatik silahla katliama giderken bir yandan da müzik dinleyerek sinir uçlarımız tahrik etmeyi ihmal etmemişti.
 
 Ayasofya'dan, İstanbul'dan bahsetmişti. Kendince topraklarımızın dışında bizlere  hayat hakkı vermeyeceği mesajını vermeye bile çalışmıştı. Saldırgan direkt müslüman halkları hedef alan mesajlarda, insanlığa karşı beslediği kinini çok net bir şekilde ortaya koyuyordu.

            ******
Mesajlarını insan kanıyla vermeyi tercih eden terör örgütlerinin kan donduran eylemlerine şahit olduğumuzda insanlığın geldiği son noktaya hayret ediyor, iyi ki cehennem varmış, demekten kendimizi alamıyoruz.

 İnsan kanının yanlarında beş para etmediği terör baronları her geçen gün tezgahladıkları yeni oyunları sahnelerken artık hiç bir ayrıntıyı es geçmiyorlar. Caninin Allah'ın mescitlerini Allah'ın kullarının kanına bulamaya giderken dinleyeceği müzikten tutun dünyaya verilecek mesajların bile en ince ayrıntısına kadar planlanmış olması bunu göstermiyor mu?

 Görünen o ki yine kusursuz bir provakasyonla karşı karşıya gelmiştik.
 Böyle zamanlarda sinir uçlarımıza dokunanların bizi çekmek istedikleri yere dikkat etmek lazım. Onların çektiği yerde oynamanın en çok onların işine geleceğini hatırdan çıkarmadan tavırlarımızı  düşmanın ekmeğine yağ sürmeyecek bir bilinçle belirlemek çok önemli.

            ******
  Öncelikle terörün dini dili ve ırkının olmayacağını unutmamak lazım.  Hangi din dil ve ırktan gelirse gelsin terörün amacı aynı. Bu noktada uluslararası terörü destekleyenlerin çıkarlarının da uluslarası olduğunu söylemeye gerek var mı?
 Görünen o ki dünyayı kendi çıkarlarına göre dizayn etmek isteyenler yine halklarının algısına operasyon yapmak istiyor.
  Biz ise Kabil'den beri kardeş kanı döküp, kardeşi birbirine kırdıranları çok gördük. Ardından dalga geçer gibi verdikleri kınama mesajlarıyla dünyanın algısıyla dalga geçenleri de...

          ******
 Savaşlar ve operasyonlar artık tek boyutlu yaşanmıyor. Bir yandan sinir uçlarımızı tahrip edenler aynı zamanda yetersizlik duygusunu da en derinlerde yaşamamız için ellerinden gelen her şeyi  yapmaktan geri durmuyorlar. Bu da savaşın psikolojik boyutu.

 Farkında mısınız, her saldırının ardında ilk olarak müslümanlığımızı sorguluyor elimizden gelmeyen şeylerin hesabını kendimize kesiyoruz. Dünyanın her yerinde olan her şeyden sanki biz sorumluymuşuz gibi bir ruh halindeyiz. Onlar da işte tam buradan vuruyorlar bizi. 

 Siz hiç kendi haklarının başına gelen toplumsal bir felaketin resimlerini dünyaya servis eden bir batı ülkesi gördünüz mü? Ben görmedim. Aksine bizim tarafta ölenlerin en dayanılmaz görüntü ve videolarının çok kısa zamanda yayıldığına şahit oldum hep.
Yoklayın hafızanızı, Suriye, Filistin, Irak, Yemen, Afganistan....
Sonra ölümlerinin fotoğraf ve videolarının tüm dünyaya yayılmasının kime ne faydası olduğunu bir düşünün...

            ******
   Hasılı dostlar, haberleşme ağlarının hızından faydalanarak tüm dünyaya servis edilen katliam fotoğraf ve videoları üzerinden insanlığımızı sorgulama gibi bir psikolojiye kapılmanın açıklanabilir bir tarafı yok. Yan binadaki bir olaya bile fiilen müdahil olma şansımız yok iken dünyanın diğer ucunda yaşanan insanlık dramını insanlığımızı tarttığımız bir ölçü aletine dönüştürmenin kime ne getirisi var?

 Buradan bakınca insani ve sosyal sorumluluklarımızın sınırlarını yeniden belirlemek çok önemli gibi görünüyor.
 Biz ''doğuda bir müslümanın ayağına batan dikenden batıdaki müslümanın duyması gereken acının ne olduğunu iyi biliyoruz. İnsan olmak elbette insan acısına duyarlı olmayı gerektirir. Ancak duyarlılıklarımızın da bizi rahatsız etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek boyutlara gelmemesi gerekir.

 Şurası bir gerçek ki, kötüler ve kötülükler iyilerin kalplerini yorarak daima rüzgarlarını kesmek isterler. İşte tam bu noktada iyilere düşen hakkı ikame eden güçlü şahitler olmaya çalışmaktır.
 
 ''Üç tarafı deniz dört tarafı düşman'' ifadesinde kendisini çok güzel bulan güzel yurdumuzda ve dünyada onur mücadelemizi verirken stratejilerimizi düşmanlarımızın belirlemesine asla izin vermemeliyiz.
Kurgusu insan öldürme üzerine olan bilgisayar oyunlarından tutun, sahalarda ellerinde tuttukları bayrakların sopalarını silaha çevirebilen bir fanatizmin gelebileceği noktaları önceden hesap edip ona uygun bir toplumsal bilinç geliştirmek zorundayız.

Hasılı kelam, cinayetler ve kötü insanlar insanlıkla beraber doğdu ve sanırım birlikte yok olacaklar.
Ne dersin Belinay, sence de cehennem iyi ki var, öyle değil mi?





 

YORUMLAR

  • 1 Yorum